Kendi hayatımızdan, ilerleyişimizden memnunken birden bire kendimizi yetersiz hissettiğimiz oldu mu? Her şey yolundayken durduk yere eksik, geride kalmış ya da başarısız hissetmek… Sanırım hepimizin aşina olduğu bu durumu son zamanlarda daha sık yaşamaya başladık.
Bugün çoğumuz günün bir kısmını başkalarının hayatlarına bakarak geçiriyoruz. Sosyal medyada karşımıza çıkan hayatlar; mutlu anlar, başarılar, düzenli yaşamlar… Sürekli insanları başka uğraşlar içinde görmek, istemsizce kendi derinliğimize inmemize ve o dipsiz kuyuyu fark etmemize yol açıyor.
Dijital Çağda Öznel Gerçeklik ve Algı
Tabii ki dönem dönem işlerimiz yolunda gitmeyebilir, hayatımız istediğimiz gibi olmayabilir bu durum oldukça normaldir ve koşulsuz kabulü hak eder, bu sağlıklı olanıdır. İşte tam da bu noktada, kendi eksiklerimizi gözden geçirip bir şeyleri yoluna koyma zamanı geldiğinde ise sosyal medya platformunda maruz kaldığımız, el alışkanlığı olarak kaydırdığımız hayatlar, çoğu zaman kendi sürecimizi sağlıklı bir şekilde değerlendirmemizi zorlaştırabilir ve var olan zorlukları olduğundan daha ağır hissetmemizle sonuçlanabilir.
Bununla birlikte hayallerimiz ve hedeflerimiz her zaman bizimledirler ve onlara ulaşmak bir süreç ister. Sosyal medyadaki yaşamlar bu süreci olumsuz etkileyebilir. Özellikle ergenlik döneminde, birey henüz kimlik gelişimini ve hedeflerini şekillendirme noktasındayken karşısına çıkan “hızlı başarı”, “ideal hayat” temsilleri, kendi gelişimini ve benlik sürecini yetersiz algılamasına neden olabilir. Oysaki ergenlik; deneyerek öğrenme gerektiren bir dönemdir.
Psikoloji Açısından Sürekli Karşılaştırma
Tüm bu durumlar psikolojide sosyal karşılaştırma teorisiyle açıklanır (Festinger, 1954). Sosyal karşılaştırma teorisi insanların kendi ilerlemelerini değerlendirmek ve hayatlarının farklı alanlarında nerede olduklarını görebilmek için kendilerini başkalarıyla karşılaştırmalarıdır (Festinger, 1954). Aynı zamanda kuram, kişilerin yetenekleri ve görüşleri hakkındaki belirsizliklerini gideremebilmek ve doğru bir benlik tanımı elde edebilmek için kendilerini diğer insanlarla nasıl karşılaştırdıklarını da açıklamaktadır. Festinger ve sonrasında yapılan çalışmalar sosyal karşılaştırmayı üç başlığa ayırır: Bunlar; yukarı doğru, aşağı doğru ve yatay (yanal) sosyal karşılaştırma.
-
Yukarı Doğru Sosyal Karşılaştırma: Bireyin kendisinden daha iyi durumda, daha yetenekli veya daha başarılı biriyle kıyaslama yapmasıdır. Bu karşılaştırmanın amacı, motivasyon sağlamak, ilham almaktır. Ancak sosyal medya gibi gerçekliğin şeffaf olmadığı ortamlarda kişinin yetersiz hissetmesine ve kıskançlık duymasına sebep olabilir.
-
Aşağı Doğru Sosyal Karşılaştırma: Bireyin kendisinden daha kötü veya daha az avantajlı durumdaki biriyle kıyaslama yapmasıdır. Karşılaştırmanın amacı, bireyin benlik saygısını güçlendirmek, kendini daha iyi hissetmesidir. Bu durum kısa vadede rahatlama yaratsa da bireyin kendi gelişimine katkı sağlama verimini düşürüp durumu kabullenmesine neden olabilir.
-
Yatay Karşılaştırma: Bireyin kendine benzer kişilerle yaptığı kıyaslamaları ifade eder. Bu tür karşılaştırmalar daha gerçekçi değerlendirmeler yaptırabilmeyi sağlatır. Fakat sosyal medyadaki benzer yaşamların bile gerçekten uzak olduğunu unutmamalıyız.
Farkındalık ve Dengeli Bakış Açısı
Tüm bu karşılaştırma türleri göz önünde bulundurulduğunda, konu karşılaştırma yapıp yapmamak değil; neyi, nasıl ve hangi koşullar altında karşılaştırdığımızdır. Çünkü farkında olmadan kendi gerçekliğimizi, başkalarının seçilmiş ve düzenlenmiş anlarıyla kıyaslıyoruz olabiliriz. Bu da bizi kaçınılmaz olarak eksik ve yetersiz hissettiren bir döngünün içine sürükleyebilir. Her bireyin hayatı, ilerleyişi ve deneyimi kendine özgüdür.
Herkesin başlangıç noktası, sahip olduğu imkânlar ve karşılaştığı zorluklar farklıdır. Bu nedenle kişinin kendisini başkalarıyla değil, kendiyle kıyaslaması daha sağlıklı bir yaklaşım sunabilir. Dün olduğumuz kişiyle bugün olduğumuz kişi arasındaki farkı görebilmek, gelişimi fark etmenin ve sürdürebilmenin en gerçekçi yolu olabilir.
Sosyal medyada ve çevresel etkiler tamamen ortadan kaldırılamasa da, bunlara karşı farkındalık geliştirmek ve yolumuzu ona göre çizmek mümkündür. Gördüğümüz içeriklerin çoğunun seçilmiş, düzenlenmiş ve çoğu zaman gerçeğin tamamını yansıtmayan kesitler olduğunu hatırlamak; kendimize karşı daha adil ve anlayışlı olmamıza yardımcı olur. Bu farkındalık, karşılaştırmanın bizdeki yıkıcı etkisini azaltarak onu daha işlevsel bir hale getirebilir.
Sonuç olarak, karşılaştırma hepimizin içinde vardır ancak bunun yönünü ve etkisini belirleyen bizim bakış açımızdır. Başkalarından ziyade kendi yolculuğumuzu ön plana almak sağlıklı bir benlik algısı geliştirmemize fayda sağlayabilir.
Ve yazımı psikolojide çok değerli olan, her öğretmenimin söylediği bir cümleyle bitirmek istiyorum: “Her insan biriciktir”…
Kaynakça
Festinger, L. (1954). A theory of social comparison processes. Human Relations, 7(2), 117–140.


