İnsanlık tarihinin büyük bir bölümünde 100 yaşına ulaşmak nadir ve olağanüstü bir durum olarak görülürdü. Ancak günümüzde bilimsel ve tıbbi gelişmeler sayesinde bu durum giderek daha yaygın hale gelmekte. Son yüzyıllarda yaşam süresi önemli ölçüde arttı ve gelişmiş ülkelerde doğan birçok bireyin 100 yıl ve üzerine ulaşabileceği öngörülmekte. Bu durum beraberinde ise, yalnızca daha uzun yaşamakla ilgili değil; aynı zamanda bu uzun yaşamın nasıl anlamlı ve doyurucu hale getirileceği sorusunu da beraberinde getiriyor. Dolayısıyla mesele artık “hayata yıllar eklemek” değil, “yıllara hayat katmak” olacak gibi görünüyor (Lang & Rupprecht, 2019; Freund et al., 2009). Bu noktada ise karşımıza özellikle 2000’li yılların başından itibaren daha sık duymaya başladığımız ve günümüzde de etkilerini hayatımızın birçok alanında gördüğümüz “longevity” kavramı girmiş bulunmakta. Bu makalede ise longevity’nin ne olduğuna ve insan psikolojisi üzerine olası etkilerine göz atacağız.
Öznel Yaş ve Psikolojik Uyum
Uzun yaşam (longevity) araştırmalarında öne çıkan önemli kavramlardan biri, kronolojik yaştan ziyade öznel yaştır—yani kişinin kendini kaç yaşında hissettiği. Araştırmalar, kendini daha genç hisseden bireylerin daha iyi fiziksel sağlık, daha yüksek bilişsel performans ve daha fazla yaşam doyumu gösterdiğini ortaya koymaktadır (Mitina et al., 2020). Bu durum yalnızca iyimser bir bakış açısı değildir; aynı zamanda yaşlanmaya ilişkin olumsuz stereotiplere karşı geliştirilen psikolojik bir uyum mekanizmasıdır. Nitekim yaşlanmaya daha olumlu yaklaşan bireylerin ortalama 7,5 yıl daha uzun yaşadığı bulunmuştur (Fernández-Ballesteros & Sánchez-Izquierdo, 2019; Johansson & Bjälkebring, 2015).
Bilişsel Dönüşüm ve Pozitiflik Etkisi
Yaşlanma süreci bilişsel açıdan yalnızca bir gerileme değil, aynı zamanda bir dönüşümdür. Genç bireyler genellikle detaylara odaklanan analitik düşünmede daha başarılıyken, ileri yaşlarda bireyler daha çok “öz”e (gist) odaklanır; yani olayların anlamını ve bütünsel yapısını kavramaya yönelirler (MacGregor, 2003). Bu değişim, özellikle karmaşık sosyal durumlarda daha etkili kararlar almayı sağlayan “pratik zekâ”yı destekler. Ayrıca yaşlı bireylerde “pozitiflik etkisi” görülür; yani olumsuz bilgiler yerine olumlu olanlara yönelme eğilimi artar. Bu da duygusal düzenleme ve iyi oluş açısından önemli bir avantaj sağlar (Johansson & Bjälkebring, 2015).
Sosyal İlişkilerin Evrimi
Sosyal ilişkiler de uzun yaşamla birlikte önemli bir dönüşüm geçirir. Sosyo-duygusal Seçicilik Kuramı’na göre bireyler, zamanlarının sınırlı olduğunu fark ettikçe daha az sayıda ama daha anlamlı ilişkilere yönelirler (Carstensen, 2006; Johansson & Bjälkebring, 2015; Mitina et al., 2020). Güçlü sosyal bağların, hayatta kalma olasılığını %50 oranında artırdığı ve bu etkinin sigarayı bırakmaya benzer düzeyde olduğu gösterilmiştir (Johansson & Bjälkebring, 2015). Ancak yaşam süresinin uzaması bazı ilişkisel zorlukları da beraberinde getirir. Uzayan evlilik süreleri, bazı bireylerin yaşamlarının ilerleyen dönemlerinde boşanmayı tercih etmesine neden olabilir. Ayrıca modern toplumda aile yapısının değişmesiyle birlikte birçok yaşlı birey çocuklarından ayrı yaşamaktadır (Freund et al., 2009; MacGregor, 2003).
Yapısal Çerçevenin Zayıflaması ve Soc Modeli
Uzun yaşamın en karmaşık yönlerinden biri ise yaşamın “yapısal çerçevesinin” zayıflamasıdır. Gençlik döneminde eğitim, kariyer ve aile gibi belirli dönüm noktaları hayatı yönlendirirken, emeklilik sonrası uzun yıllar sürebilecek belirsiz bir dönem ortaya çıkar (Freund et al., 2009). Bu durum, bireylerin kendi yaşamlarına anlam kazandırmak için daha fazla öz-düzenleme becerisi geliştirmesini gerektirir. Bu noktada Seçim, Optimizasyon ve Telafi (SOC) modeli önemli bir rehber sunar: bireyler anlamlı hedefler seçmeli, bu hedeflere ulaşmak için becerilerini geliştirmeli ve karşılaştıkları kayıpları telafi edecek yeni yollar bulmalıdır (Fernández-Ballesteros & Sánchez-Izquierdo, 2019; Freund et al., 2009).
Gelecekte Anlam Arayışı ve Sonuç
Gelecekte 120 yıl ve üzeri yaşamların mümkün hale gelmesiyle birlikte, bireylerin bu uzun yaşamı nasıl anlamlandıracağı kritik bir mesele haline gelmektedir. Bazıları sağlığın bozulduğu noktada yaşamın değerini sorgulayan “tıbbi” bir yaklaşımı benimserken, bazıları ise zorluklara rağmen anlam ve onur bulmayı içeren daha “stoacı” bir bakış açısını tercih etmektedir (Lang & Rupprecht, 2019). Araştırmalar, uzun ve doyurucu bir yaşamın temelinin maddi zenginlikten çok, anlamlı uğraşlar ve akış deneyimi olduğunu göstermektedir. Bireyler, maddi kimliklerden uzaklaşıp psikolojik ve duygusal gelişime yöneldiklerinde daha güçlü bir iyi oluş hali yakalayabilmektedir (MacGregor, 2003).
Sonuç olarak, daha uzun yaşamak biyolojik bir başarıdır; ancak bu yılları anlamlı, üretken ve tatmin edici hale getirmek psikolojik bir beceridir. Uzayan yaşam süresi, insanlığa yalnızca daha fazla zaman değil, aynı zamanda bu zamanı nasıl yaşayacağımıza dair daha büyük bir sorumluluk sunmaktadır.
Kaynakça
Fernández-Ballesteros, R., & Sánchez-Izquierdo, M. (2019). Are psycho-behavioral factors accounting for longevity? Frontiers in Psychology, 10, 2516. https://doi.org/10.3389/fpsyg.2019.02516
Freund, A. M., Nikitin, J., & Ritter, J. O. (2009). Psychological consequences of longevity: The increasing importance of self-regulation in old age. Human Development, 52(1), 1–37. https://doi.org/10.1159/000189213
Johansson, B., & Bjälkebring, P. (2015). Psychology of longevity. In Encyclopedia of Geropsychology. Springer. https://doi.org/10.1007/978-981-287-080-3_126-1
Lang, F. R., & Rupprecht, F. S. (2019). Motivation for longevity across the life span: An emerging issue. Innovation in Aging, 3(2), 1–11. https://doi.org/10.1093/geroni/igz014
MacGregor, D. G. (2003). Psychology, meaning and the challenges of longevity. Futures, 35(6), 575–588. https://doi.org/10.1016/S0016-3287(02)00107-6
Mitina, M., Young, S., & Zhavoronkov, A. (2020). Psychological aging, depression, and well-being. Aging, 12(18), 18765–18777. https://doi.org/10.18632/aging.103880

