Salı, Şubat 24, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Özgüvensizlik: İnsanın Kendine Yaptığı en Sessiz Saygısızlık

Özgüvensizlik, bana göre insanın kendine yaptığı en büyük ama en sessiz saygısızlıklardan biridir. Sessizdir; çünkü çoğu zaman fark edilmez, adı konmaz, hatta zamanla normalleşir. Kimse bilinçli olarak kendini küçümsemeyi ya da geri planda kalmayı seçmez. İnsan bir sabah uyanıp “Bugünden itibaren kendime güvenmeyeceğim” demez. Bu hâl daha çok fark edilmeden, adım adım gelişir. Kendi potansiyelini göremeyen insan, başkalarının söylediklerini, ima ettiklerini, beklentilerini ve bazen yalnızca bakışlarını bile içine almaya başlar. Başta dışarıdan gelen bu sesler, zamanla kişinin iç sesi hâline gelir. Ve bir noktadan sonra insan, farkına bile varmadan kendi kabuğuna çekilir.

Yetersizlik Hissinin Hayatın Geneline Yayılımı

Bu geri çekilme yalnızca tek bir alanla sınırlı değildir. Özgüvensizlik sadece iş hayatında yaşanan bir sorun ya da sosyal ilişkilerde ortaya çıkan geçici bir durum değildir. Aksine, insanın hayatının tamamına sızar. Kişi kendini yetersiz hissettikçe karar almak zorlaşır, risk almaktan kaçınır, sürekli kendini başkalarıyla kıyaslar. İlişkilerde ya fazla uyumlanır ya da tamamen geri çekilir. Hayattan alınan keyif azalır. Zihnin içinde sürekli dolaşan “Zaten yapamam”, “Benden bir şey olmaz”, “Ben yeterli değilim” gibi cümleler, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi yavaş yavaş aşındırır.

Küçük Adımlarla Gelen Sessiz Değişim

Oysa bu döngüden çıkış çoğu zaman sanıldığı gibi büyük kırılmalarla ya da dramatik değişimlerle olmaz. Değişim genellikle küçük ve sessiz adımlarla başlar. Kişinin önce durup kendi hayatına biraz daha yakından bakabilmesi gerekir. Küçük olumlu anları fark etmek, özgüvenin en temel yapı taşlarından biridir. Bazen birine yardım ettiğiniz bir an, bazen birinin size söylediği içten bir söz, bazen de farkında olmadan yaptığınız iyi bir davranış… Bunlar küçük gibi görünür, hatta çoğu zaman hızla geçip gider. Oysa özgüven tam olarak bu anların birikmesiyle oluşur. İnsan bunları fark etmeye başladıkça, kendine olan inancı sessizce toparlanır. Değişim sessizdir; gösterişli değildir ama gerçektir.

İçsel Fırtınalar ve İnsan Olmanın Gerçekliği

Her insanın kendi hayat mücadelesi vardır. Dışarıdan ne kadar güçlü, ne kadar iyi ve dengeli göründüğümüz çoğu zaman gerçeği yansıtmaz. İnsan bazen kendi düşünceleriyle ve duygularıyla baş başa kaldığında yorulur, sıkışır, içinden çıkamadığını hisseder. Böyle anlar yaşamak bir zayıflık göstergesi değildir. Aksine, insan olmanın en gerçek hâllerinden biridir. Kimsenin hayatı sürekli güçlü, kontrollü ve sorunsuz bir çizgide ilerlemez. Güçlü görünen insanların da içlerinde sessizce zorlandıkları anlardan dolayı fırtınalar vardır.

Duygusal Dürüstlük ve Bastırılan Hislerin Yükü

Tam da bu noktalarda, insanın kendine karşı biraz daha dürüst olabilmesi önemlidir. Duyguları bastırmak, yok saymak ya da “geçer” diyerek ertelemek kısa vadede işe yarıyor gibi görünse de uzun vadede daha fazla yük bindirir. Bastırılan duygular kaybolmaz; sadece daha derine iner. Olumsuz düşünceler hayatın tamamen dışına atılamaz; ancak onlarla kurulan ilişki değiştirilebilir. İnsan bunu fark ettikçe, kendine daha şefkatli bir yerden bakmaya başlar.

Hayal Kırıklıklarıyla Yüzleşmek ve Sınırları Tanımak

Hayat aynı zamanda hayal kırıklıklarıyla doludur. Bazen hata yaparız, bazen kendimizi yetersiz hissederiz. Bazen de hiç beklemediğimiz insanlardan incitici davranışlar görürüz. Bu kişi bir aile üyesi, çok güvendiğimiz bir arkadaş ya da partnerimiz olabilir. Böyle durumlarda yaşanan sarsıntı derindir. İnsan, zihninde kurduğu ilişkiyle gerçekte yaşadığı şeyin aynı olmadığını fark ettiğinde içten içe yorulur. Bu yüzleşme kolay değildir; ama çoğu zaman kişinin kendini yeniden tanımasına ve sınırlarını fark etmesine alan açar.

Modern Dünyada Güven ve Yalnızlaşma Sorunu

Son yıllarda bu tür yaşantıların arttığını görmek mümkün. İnsanlar birbirine güvenmekte zorlanıyor; daha temkinli, daha mesafeli ve daha yalnız hâle geliyor. On–on beş yıl öncesini düşündüğümüzde, sokakta selamlaşmanın, gülümsemenin ve yardımlaşmanın daha doğal olduğu bir zaman vardı. Bugün ise insanlar başkalarına olduğu kadar kendilerine de güvenmekte zorlanıyor. Bu güvensizlik hâli insanları yalnızlaştırıyor. İnsanlar biriyle iletişime girerken, hatta basit bir gülümseme gösterirken bile tereddüt edebiliyor. Oysa insan, temasla güçlenen bir varlık.

Kendine Yaklaşmak ve içsel Sessizliğe Ulaşmak

Belki de asıl mesele, insanın kendine ne kadar dürüst olabildiğiyle ilgilidir. Güçlü görünmeye çalışırken neleri bastırdığımızı, “idare ediyorum” derken aslında neleri taşıdığımızı çoğu zaman fark etmiyoruz. Özgüven de tam olarak burada kırılıyor; insan kendinden uzaklaştıkça. Kendine biraz daha yaklaştığında ise hemen her şey bir anda düzelmez ama bir şeyler yerli yerine oturmaya başlar. İnsan kendini susturmayı bıraktığında, dünya daha az gürültülü olur.

deniz efe
deniz efe
Psikolog Deniz Efe, insanın kendini anlama yolculuğuna eşlik etmeyi önemseyen bir ruh sağlığı uzmanıdır. Yazılarında; günlük yaşamın içinde çoğu zaman fark edilmeden biriken duygulara, ilişkilerde yaşanan kırılmalara ve iç dünyamızda oluşan karmaşaya sade ve anlaşılır bir dille yer verir. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), Çocuk ve Ergenlerde BDT, Çözüm Odaklı Terapi, Aile Danışmanlığı ve Endüstri–Örgüt Psikolojisi alanlarında aldığı eğitimlerle; bireyin hem içsel dünyasını hem de sosyal çevresiyle olan ilişkisini bütüncül bir bakış açısıyla ele alır. Psikolojiyi yalnızca terapi odasıyla sınırlı görmez; onu hayatın tam ortasında, gündelik deneyimlerin içinde anlamlandırır. Bu köşede yer alan yazılar, “bende bir sorun mu var?” sorusundan ziyade, “ben ne hissediyorum ve bunu nasıl anlayabilirim?” sorusuna alan açmayı amaçlar. Çünkü bazen iyileşme, kendimizi yargılamadan dinlemeyi öğrenmekle başlar.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar