Cumartesi, Şubat 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Oyuncular Değişiyor, Senaryo Aynı: Neden Hep Aynı “Yanlış” İnsanları Seçiyoruz?

“Yolun sonu nasıl oldu da yine buraya çıktı?” Bu soru, pek çok insanın ikili ilişkilerde kendinden sarsılarak sorduğu o meşhur sorudur. Karşı tarafın “yanlış” olduğunu en başında belki de hissetmişsinizdir; ama yine de o yola girmekten kendinizi alıkoyamamışsınızdır. “Belki bu sefer farklı olur, belki bu sefer ben onu iyileştiririm” umuduyla yaklaşılan her ilişkinin sonunda, kendinizi yine aynı duygusal enkazın içinde buluyor olabilirsiniz. Peki, neden hep aynı tip insanlar bizi buluyor? Yoksa biz mi görünmez bir radarla onları seçiyoruz? Bu yazıda, duygularımıza neden söz geçiremediğimizi ve hayatımızdaki o “bozuk plak” döngüsünü nasıl durdurabileceğimizi psikolojik bir perspektifle analiz edeceğiz.

Bilinçaltının Yarım Kalmış Hikayeleri Tamamlama Çabası

Duygular, insanoğlunun en hassas ve kontrolü en güç mekanizmasıdır. Çoğu zaman mantığımızın “koşarak uzaklaş” dediği duraktan, kalbimiz “belki bu defa başarırız” diyerek ayrılamaz. İnsan ne ararsa aslında onu bulur. Ancak buradaki “arama” eylemi bilinçli bir seçim değildir. Kimse bile bile mutsuz olacağı bir ilişkiye girmez. Ancak bilinçaltımız, bir önceki deneyiminde başarısız olduğunu hissettiği bir hikayeyi “bu sefer başarmak” için yanıp tutuşur. Psikolojide buna “Tekrarlama Zorlantısı” diyoruz.

Diyelim ki daha önce size değer vermeyen veya bağlanmaktan kaçan bir partnerle acı bir deneyim yaşadınız. Zihniniz bu süreci bir “mağlubiyet” olarak kodladıysa, bir sonraki ilişkinizde bilinçaltınız size şunu fısıldar: “Git ve yine evlenmek istemeyen birini bul. Eğer onu ikna edebilirsen, geçmişteki o başarısızlığı silmiş ve bu sefer kazanmış olacaksın.” İşte bu, tamiri mümkün olmayan bir geçmişi, bugünün figürleri üzerinden düzeltmeye çalışma yanılgısıdır. Sonuç ise ne yazık ki genellikle aynıdır: Hüzün ve “neden yine ben?” isyanı.

Bu döngünün kökleri, çocukluk çağındaki ebeveyn ilişkilerine kadar uzanır. Çocukluk, hayatın temel taşlarının döşendiği o kritik evredir. Eğer o dönemde güven dolu, duygularımızın onaylandığı sağlıklı bir bağ kuramadıysak, yetişkinlikte o duygusal boşluğu partnerlerimizle kapatmaya çalışırız. Mesela, alkolik bir babanın kızı, yetişkinliğinde sıklıkla benzer problemleri olan partnerleri seçebilir. Buradaki asıl motivasyon, babasını değiştirememiş olmanın verdiği acıyı, benzer bir erkeği “iyileştirerek” dindirmektir. Fakat unutmamalıyız ki bizlerin insanüstü güçleri yok. Kimseyi sevgimizle tedavi edemeyiz.

Neden doğru insanları sıkıcı bulurken, yanlış kişilere karşı mıknatıs gibi çekiliyoruz? Psikolojide buna “Şema Kimyası” denir. Eğer çocukluğunuzda sevgi, ihmal edilmekle veya çabalamakla eşleşmişse, sizin için “heyecan” ve “aşk” duygusu ancak bu zorluklar varsa tetiklenir. Size değer veren, sakin ve huzurlu bir insanı “sıkıcı” bularak reddetmenizin sebebi, bilinçaltınızın o tanıdık (ama acı veren) kaosu arıyor olmasıdır.

Peki, bu girdaptan nasıl çıkılır? Öncelikle o “altıncı his” dediğiniz gözlemlerinize güvenmelisiniz. Aslında altıncı his, bilinçdışımızın bir insanı gördüğü anda topladığı küçük ipuçlarını (mimikler, ses tonu, konuşma tarzı, tavırlar) birleştirerek bir sonuç oluşturmasıdır. Eğer ilişkinin başında bir ses size “bu kişi bencil” veya “bu kişi çapkın” diyorsa, o sese kulak verin. Çoğu zaman bir ilişkinin gidişatı, o kişinin kapıdan içeri girişiyle bellidir. “Sevgimle dönüştürürüm” dediğiniz her özellik, aslında ilişkinin bitiş sebebinin tohumlarını ektiğiniz yerdir. Çünkü bir insanın gelişi neyse, gidişi de odur.

Enkazdan Uyanmak ve Başrolü Yeniden Yazmak

Tekrarlayan ilişki deneyimleri çoğu zaman kişide yorgunluk, hayal kırıklığı ve kendine yönelik bir suçlama duygusu yaratır. “Neden yine böyle oldu?”, “Neden bile bile bu ilişkiye girdim?” soruları, ilişkinin bitişinden sonra zihni meşgul eder. Oysa bu soruların altında yatan şey bir zayıflık değil; insanın bağ kurma ihtiyacıdır. Hiç kimse, kendine bilerek zarar verecek bir ilişkiyi seçmez. İnsan, çoğu zaman tanıdık olana yönelir. Tanıdık olan ise her zaman güvenli ya da sağlıklı olmak zorunda değildir.

Bu noktada önemli olan, kendini suçlamak yerine döngüyü anlamaya çalışmaktır. Çünkü anlamlandırılamayan her deneyim, tekrar etme eğilimi gösterir. İlişkilerde tekrar eden kalıplar, kişinin “yanlış seçimler yaptığına” değil, henüz farkına varmadığı bir ihtiyacın varlığına işaret eder. Görülmek, onaylanmak, değerli hissetmek ya da terk edilme korkusundan kaçınmak gibi duygular, seçimleri fark edilmeden şekillendirebilir.

Döngüyü kırmak, karşı tarafa odaklanmayı bırakıp yönü kendine çevirmekle başlar. “O neden böyle?” sorusu yerini, “Ben bu ilişkide neye tutunuyorum?” sorusuna bıraktığında dönüşüm alanı açılır. Bu sorgulama, kişiyi pasif bir bekleyişten çıkarır ve ilişkide özne haline getirir. Çünkü gerçek değişim, başkasını dönüştürmeye çalışmakla değil; kendi sınırlarını, ihtiyaçlarını ve duygusal sorumluluğunu üstlenmekle mümkündür.

Bu süreç, çoğu zaman kolay değildir. Tanıdık kalıplardan uzaklaşmak, alışılmış acılardan vazgeçmek kadar cesaret ister. Ancak unutulmamalıdır ki, sağlıklı ilişkiler kişinin kendini feda ettiği değil; kendisi olarak var olabildiği alanlarda kurulur. Sevgi, bir boşluğu doldurmak için değil; iki bütün insanın yan yana durabilmesiyle güçlenir.

İlişkilerde tekrar eden senaryolar kader değildir. Hayatınızın senaryosu hep aynıysa, sadece oyuncuları değiştirmek sonucu değiştirmez. Senaryo değişebilir, ancak bunun için önce başrolün değişmesi gerekir. Ayşe gider Fatma gelir, Ali gider Mehmet gelir ama eğer siz aynı siz olarak kalırsanız, sahne hep aynı hüsranla kapanır. Buradaki asıl mesele, oyuncu değişikliği değil, başrolün yani bizzat sizin tavrınızın, seçim kriterlerinizin ve en önemlisi “sevgi” tanımınızın kökten değişmesidir. Gerçek iyileşme, o “canımı yakanı seçmeliyim” diyen gizli sesi susturup, “huzur veren değerlidir” diyen yeni bir iç ses inşa etmektir. Kendi üzerinizde çalışmaktan, kendinizi eğitmekten ve ruhunuzun pürüzlerini törpülemekten asla vazgeçmeyin. Kendinizi tanıdıkça, seçimlerinizin sorumluluğunu aldıkça ve bilinçli farkındalığınızı artırdıkça dünyanızın da değiştiğine şahitlik edeceksiniz. Çünkü kişi kendisiyle temas kurabildiğinde, seçimleri de dönüşür. Ve kişi değiştiğinde, karşısına çıkan ilişkiler de değişmeye başlar. Çünkü insan, neye hazırsa onu seçer; neyi dönüştürdüyse onunla bağ kurar. Döngü, tam da burada kırılır.

Kendinize karşı dürüst olun ve sezgilerinize sımsıkı sarılın. Siz kendinizi iyileştirdiğinizde, artık yaralarınızı sarması için bir “kurtarıcı” aramayacak; tam aksine sizinle bu hayat yolunda omuz omuza yürüyecek sağlıklı yol arkadaşları seçeceksiniz. Hiçbir zaman unutmayın, siz değişirseniz dünyanız da değişir, siz iyileşirseniz geleceğiniz de güzelleşir. Önce kendi hayatınızın kahramanı olun, bir başkasının yarım kalmış hikayesinin figüranı değil.

Nurşah Şule Eda Kalkan
Nurşah Şule Eda Kalkan
Lisans eğitimini Atılım Üniversitesi'nde İngilizce eğitim diliyle ve onur öğrencisi olarak tamamlayan Uzman Psikolog Nurşah Şule Eda Kalkan, psikoloji yüksek lisansını Ufuk Üniversitesi'nde tamamlamıştır. Akademik ve klinik yolculuğu boyunca yetişkinlerle bireysel psikoterapi ve çift/ilişki danışmanlığı alanlarında çalışmaktadır. Yeme Bozuklukları Akademisi’nden psikodiyet psikoloğu olarak mezun olan Kalkan, Hürol Fışıloğlu’ndan Aile ve Evlilik Terapisi eğitimi almış bunun yanı sıra İleri Düzey Bilişsel Davranışçı Terapi, Kabul ve Kararlılık Terapisi, Şema Terapi, Hipnoz ve İmge Terapi eğitimlerini tamamlayarak uzmanlık alanlarını genişletmiştir. Mesleki gelişimini çeşitli seminerler, saha deneyimleri ve süpervizyonlarla sürekli olarak derinleştiren Kalkan, sosyal medya platformlarında psikoloji içerikleri üreterek daha geniş kitlelere ulaşmayı ve psikolojik farkındalık oluşturmayı amaçlamaktadır. Aynı zamanda Psychology Times Türkiye’de köşe yazarlığı yapmakta olup, psikolojinin hem teorik hem pratik yönlerini okuyucularla buluşturmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar