Bu yazıda hepimizin yakından veya uzaktan şahit olduğu veya doğrudan veya dolaylı olarak etkilendiği bir kavramdan bahsedeceğiz; göç. Göç kavramı, tarih boyunca birçok canlının hayatında yer etmiş olan bir kavramdır. Ülkemizin coğrafi konumu ve koşulları sonucunda sıkça şahit olduğumuz veya yaşadığımız bu olgu genellikle sosyolojik ve ekonomik açıdan incelenmiş olsa da psikolojik açıdan pek fazla irdelenmemiş, göz ardı edilmiştir. Bu yazıda göç olgusu; bireyin göç sürecindeki deneyimleri, ruhsal etkilenimleri ve bu süreçte ortaya çıkabilecek psikolojik güçlükler üzerinden değerlendirilecektir.
Göç bir kişinin geçici veya devamlı olacak şekilde, hayatının bir bölümünü veya tamamını geçirmek amacıyla coğrafi olarak yer değiştirmesi olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımdan da anlayabileceğiniz üzere göç oldukça geniş bir tanıma sahiptir. Aynı zamanda göç kavramı kendi içinde birçok çeşidi de barındırır. Örneğin zorunlu göç ve gönüllü göç olarak ikiye ayrılmaktadır. Zorunlu göçler daha çok deprem, sel, kuraklık gibi doğal afetlerden veya savaş gibi toplumsal sebeplerden kaynaklanan göçlerdir. Zorunlu göçler elbette kişiler tarafından planlanmayan veya bulundukları yerden ayrılmak zorunda kaldıkları bir göç türüdür. Gönüllü göç, bireyin kendi isteği ve kararı doğrultusunda, yaşam koşullarını iyileştirmek veya kişisel hedeflerine ulaşmak amacıyla bulunduğu yerden başka bir yere taşınmasıdır. Bu göç türünde kişi, dışsal bir zorunluluk nedeniyle değil; çoğunlukla daha iyi fırsatlar, yeni deneyimler veya yaşam kalitesini artırma isteğiyle hareket eder. Evlilik sebebiyle, okul sebebiyle, iş sebebiyle, yaşam tarzı değişikliği sebebiyle yapılan göçler, gönüllü göç olarak nitelendirilmektedir. Göç teorisine göre göçü oluşturan itici ve çekici sebepler bulunmaktadır; zorunlu ve gönüllü göçü oluşturan sebepler de bu itici veya çekici sebeplerden kaynaklanmaktadır. Göçler ayrıca iç göç ve dış göç olmak üzere de ikiye ayrılmaktadır. Dış göç, ülke dışına yapılan göçleri ifade ederken iç göç daha çok ülke içinde yapılan (şehirden şehre, köyden şehre veya şehirden köy, semtten semtte vb.) göçlerdir.
Göç olgusunun sebeplere bağlı çeşitleri kişilerin psikolojik durumları için de oldukça önemli bir durumdur. Göçün itici mi, çekici mi sebepten olduğu veya iç göç mü dış göç mü olduğu gibi değişkenler göç eden kişiyi etkilemektedir. Kısaca her göç kişinin psikolojik sağlığını aynı ölçüde etkilemez; özellikle zorunlu göçler kişide daha travmatik etkiler yarabilmektedir. Göç sonrasında bireyi etkileyen bir başka değişken daha bulunmaktadır. Bu değişken bireyin veya çevresel koşulların dışında bir değişkendir. Bu değişken, göç edilen yerde bulunan topluluktur. Yeni göç yerindeki insanların göç eden kişiye olan tutumları, bakış açıları ve önceki coğrafi yerle olan benzerlik oranı. Bunlar göçmeni oldukça etkileyen ve öznel göç tecrübesini şekillendiren başkaca etkenlerdir.
Yukarıda bahsi geçen bütün değişkenler göçmenin göç sonrasında deneyimleyeceği süreci çok büyük oranda, pozitif veya negatif olarak etkilemektedir. Bu değişkenlerin etkileri su götürmez bir durum iken bir de göçmenlerin yaşadıkları göç sonrası deneyimlerden ve yaşanılan bazı psikolojik güçlüklerden veya olası bozukluklardan bahsedelim. Göç sebebi ne olursa olsun, göçmenlerin geride bıraktıkları aynıdır; anlam dünyası. Tanıdık sokaklar, rutinler, sosyal ağ, aile ve yakınlar ve kültürel alışkanlıklar. Kişinin kendisini tanımasına ve tanımlamasına katkı sağlayan çevresi diyebiliriz. Göç sonrası bunların geride bırakılması ile birlikte özellikle ilk aylarda yabancılık, yalnızlık, kültür şoku, özlem, aidiyet kaybı, adaptasyon problemleri vb. durumlar ile karşılaşılabilmektedir.
Bu süreç elbette bazı kişiler için geçici bir süreçten ibaretken bazı kişiler için daha süreğen bir hale gelebilmektedir. Literatürde yapılan çalışmalara göre göç sonrası yaşanılan en yaygın psikolojik bozukluklar; uyum bozukluğu, anksiyete bozukluğu, depresyon, uyku sorunları ve travma sonrası stres bozukluğudur. Özellikle zorunlu göçe sebep olan savaş, toplumsal krizler veya doğal afetler sonucunda meydana gelen göçlerde travma sonrası stres bozukluğu oldukça yaygın görülmektedir. Bu bozuklukların veya psikolojik belirtilerin zorunlu göçlerde artış göstermesinin olası sebeplerinden bazıları yazının başında da bahsedildiği üzere aniden olması, kayıp ve zorunlu ayrılıkla birlikte olmasıdır. Araştırmalar, kadınların ve çocukların bu belirtileri yaşama ve psikolojik bozukluk geliştirme olasılığının diğer gruplara kıyasla daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır.
Göçmen kişinin göç sonrası yaşayabileceği olumsuzların artmasına sebep olan bazı durumlar söz konusudur. Bunlar uzun süren belirsizlik, ekonomik sıkıntılar, dil ve kültür bariyeri, çevrenin dışlayıcı veya önyargılı tutumu, yetersiz sosyal destek, göçmenin zorunlu göç etmesi gibi durumlardır. Bireyin geçmiş yaşamı ile kurmuş olduğu ilişki, kaybın inkarı ve geliştirilemeyen aidiyet duygusu da yine bu süreci zora sokan durumlardır. Bu koşullar göçmenin arafta kalmasına sebep olmaktadır.
Göçe ilişkin koruyucu faktörler de bulunmaktadır. Bunlar göçmenin bu süreci daha yumuşak ve görece daha kısa sürede atlatmasını sağlamaktadır. Bu faktörlerin başında güvenli yaşam alanı, ekonomik açıdan yeterlilik ve istikrar, güçlü sosyal bağlar, yeni rutinler oluşturabilme, aidiyet noktaları oluşturabilme ve kişinin eski kimliği ve yeni kimliği arasında bir köprü kurabilmesi gelmektedir. Kişinin tanıdık ve kendini yansıtan günlük yeni ritüeller oluşturması, aile bağlarının devamlılığı, anlamlı sosyal ilişkiler kurmak ve gerekirse profesyonel destek almak gibi adımlar göçmenin arafta kalmasını engelleyecek ve aidiyet duygusunu arttırarak kimlik kaybını da ortadan kaldıracaktır.
Göç insanlığın var olduğu her yerde kaçınılmaz bir durumdur. Etrafımıza baktığımızda tanıdık bir hikaye olarak görebildiğimiz bu yaşam olayının olumsuz etkilerini önlemek mümkün olmayabilir. Bununla birlikte göç sürecinin bir parçası olan bu olumsuz deneyimlerin minimize edilmesi mümkündür. Farkındalık ve bu farkındalığa yönelik atılacak adımlar göç eden her bir kişinin hayatını ciddi anlamda iyileştirebilir.


