Bir penguenin sürüden ayrılıp tek başına yürüdüğü bir belgesel sahnesi, sosyal medyada “nihilist penguen” etiketiyle dolaşıma girdiğinde, izleyenlerin büyük kısmı sahnede biyolojik bir davranış belki bir bozukluktan çok duygusal bir hikâye gördü. Penguen “vazgeçmişti”, “hayatın anlamsızlığını fark etmişti”, “sistemin dışına çıkmıştı”. Bu yorumlar, penguenin iç dünyasından çok, bizim kendi ruh hâlimizi ve penguen üzerinden yansıttığımız düşüncelerimizi ele veriyordu.
Nihilizm, en basit hâliyle, hayatta içsel ve nesnel bir anlam olmadığı fikrini savunur ve genel geçer bilginin olamayacağını savunur. Çoğu zaman karamsarlık, boşluk ve umutsuzlukla birlikte anılır. Bu yüzden insanlar nihilizmi doğrudan kendileri üzerinden konuşmaktan çekinirler. “Hayat boş ve anlamsız geliyor” demek savunmasız ve rahatsız edicidir. Ama aynı duyguyu bir hayvana yüklediğimizde, işler değişir. Sevimli bir figür, zor bir fikri taşınabilir ve konuşulabilir hâle getirir.
Antropomorfizm ve Duygusal Yansıtma
Psikolojide bu durumu açıklayan önemli kavramlardan biri antropomorfizmdir: İnsanlara özgü duygu, düşünce ve niyetleri hayvanlara ya da nesnelere atfetme eğilimi yani ‘kişileştirme’dir. Penguenin yönünü neden değiştirdiğini, sürüden neden ayrıldığını bilmiyor, düşünmüyor ve farklı anlamlar çıkarıyoruz. Yani aslında penguen, tam olarak bu noktada duygularımızı yansıttığımız, söyleyemediklerimizi aktardığımız bir figüran oluyor.
Bu noktada nihilizmin sevimli bir hayvan figürü üzerinden anlatılması, insan için koruyucu bir mesafe yaratır. Varoluşsal sorularla doğrudan yüzleşmek çoğu zaman bize ağır gelir. Bu nedenle anlam krizleri çoğu zaman dolaylı anlatılarla ifade edilir. Penguen figürü, bu dolaylılığın güvenli bir alanını sunar. Kişi, kendi varoluşsal sorgulamasını açıkça dile getirmek yerine, onu sessiz bir hayvanın davranışında okur ve böylece bu düşüncelerle daha katlanılabilir bir biçimde temas kurar.
Kolektif Anlam Arayışı ve Sessiz Temsiliyet
Ayrıca bu tür anlatılar, kolektif duygulanımı da yansıtır. “Nihilist penguen” figürünün belirli dönemlerde yeniden popülerleşmesi tesadüf değildir. Belirsizlik, ekonomik kaygılar, gelecek korkusu ve tükenmişlik hissi arttıkça, insanlar ortak semboller etrafında buluşur. Penguen burada sessiz bir temsilciye dönüşür. Konuşmaz, itiraz etmez, açıklama yapmaz. Sadece yürür. Bu sessizlik, izleyenin kendi anlamını yerleştirmesi için ideal bir alan yaratır.
Ancak bu tür romantizasyonların bazı riskleri vardır. Hayvan davranışlarını insani anlam kategorileriyle açıklamak, doğaya ilişkin yanlış okumaları besleyebilir. Bunun ötesinde, kişinin kendi varoluşsal duygularını dışsallaştırarak ele alması, bu duygularla doğrudan temas kurmasını geciktirebilir. Penguen figürü, anlam krizini görünür kılarken aynı zamanda onu bireyin kendisinden uzak bir yerde konumlandırır; bu da sorgulamanın derinleşmesini değil, ertelenmesini beraberinde getirebilir.
Modern İnsanın Sessiz Dışavurumu
Yine de bu anlatıların tamamen işlevsiz olduğunu söylemek haksızlık olur. İnsanlar çoğu zaman doğrudan konuşamadıkları duyguları dolaylı yollarla ifade eder. Sanat, edebiyat ve hatta internet içerikleri bu yüzden vardır. Nihilist penguen, aslında modern insanın “iyi değilim ama bunu da dramatize etmek istemiyorum” deme biçimi gibidir.
Sonuçta nihilizm penguenlere ait bir felsefe değildir. Ama umutsuzluğu, baş kaldırıyı, itaate boyun eğmemeyi ya da sisteme karşı çıkıp sürüden ayrılmayı sevimli bir figür üzerinden konuşma ihtiyacı bize aittir. Belki de asıl mesele, penguenin neden farklı yöne yürüdüğü değil; bizim o yürüyüşte kendimizi neden bu kadar net gördüğümüzdür. Aslında hepimiz bir noktada kendimizi o penguen gibi hissettik ya da ‘o’ penguen olmadığımız için pişmanlık duyduk. Çünkü o penguen olmak cesaret edemediklerimizin sessiz bir dışavurumudur.
Peki siz o pengueni gördüğünüzde gerçekten ne hissettiniz?


