Cuma, Temmuz 10, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Neden Aynı İlişki Döngülerini Tekrarlarız?

Şema Terapi Perspektifinden İlişki Örüntülerini Anlamak

İnsan İlişkileri Gerçekten Tesadüf müdür?

Hayatımız boyunca birçok insanla tanışırız. Kimileri yalnızca kısa bir anı olarak kalır, kimileri ise yıllar geçmesine rağmen içimizde yaşamaya devam eder. İlk bakışta her ilişki birbirinden farklı görünür; farklı yüzler, karakterler, başlangıçlar ve vedalar… Ancak geriye dönüp baktığımızda bazı ayrılıkların ardında şaşırtıcı bir benzerlik olduğunu fark ederiz. Partnerler değişmiş, koşullar değişmiş, hatta biz de değişmişizdir. Buna rağmen ilişkinin sonunda hissettiğimiz duygu çoğu zaman tanıdık bir histir.

Bir ilişkide görülmediğini hisseden kişi, başka bir ilişkide de yine anlaşılmadığını düşünebilir. Terk edilme korkusuyla mücadele eden biri, yıllar sonra bambaşka bir insanla kurduğu ilişkide aynı kaygının yeniden ortaya çıktığını fark edebilir. Hikâyeler değişse de geride kalan duygu çoğu zaman aynıdır. İşte bu durum birçok insanın kendisine aynı soruyu sormasına neden olur: “Neden hep aynı ilişkiyi yaşıyorum?”

Terapi odasında bu soruyla düşündüğümüzden çok daha sık karşılaşırız. İlginç olan, danışanların anlattıkları kişilerin birbirine benzemesi değildir. Asıl dikkat çeken, ilişkilerin onlarda bıraktığı duygusal izlerin benzerliğidir. Farklı yaşam öykülerine rağmen birçok danışan, ilişkinin sonunda kendisini aynı yerde bulduğunu ifade eder: değersizlik hissetmek, görülmediğini düşünmek, terk edilmekten korkmak ya da ne yaparsa yapsın yeterince sevilmeyeceğine inanmak.

Peki, gerçekten yanlış insanları mı seçiyoruz, yoksa bizi sürekli aynı duygusal sonuca götüren görünmez bir örüntü mü var?

İnsan ilişkileri tek bir kuramla açıklanamayacak kadar karmaşıktır. Genetik özelliklerimiz, mizacımız ve yaşam deneyimlerimiz ilişkilerimizi şekillendirir. Bununla birlikte araştırmalar, çocukluk döneminde kurulan ilk ilişkilerin yetişkinlikteki yakın ilişkilere önemli ölçüde yansıdığını göstermektedir. Bu etki, geleceğimizi belirleyen değiştirilemez bir kader değildir; ancak ilişkilerimizi anlamlandırırken göz ardı edilemeyecek kadar güçlüdür.

Çocukluk yalnızca büyüdüğümüz bir dönem değildir. Aynı zamanda sevginin nasıl deneyimlendiğini, ihtiyaçlarımızı ifade etmenin güvenli olup olmadığını ve bir ilişki içinde kendimizi nasıl konumlandıracağımızı öğrendiğimiz ilk yaşam alanıdır. Bir çocuk, bakım verenleriyle kurduğu ilişki aracılığıyla yalnızca başkalarına güvenmeyi değil, kendisini nasıl değerlendireceğini de öğrenir. Sevilmeye değer olup olmadığını, hata yaptığında kabul görüp görmeyeceğini ve zorlandığında yanında birilerinin bulunup bulunmayacağını çoğu zaman bu ilk ilişkiler belirler.

Yıllar geçer. Çocuk büyür. Hayatına yeni insanlar girer. Ancak her yeni ilişkiye yalnızca bugünkü benliğiyle başlamaz. Geçmişten taşıdığı ilişki beklentilerini, korunma yollarını ve duygusal öğrenmelerini de farkında olmadan beraberinde getirir. Bu nedenle bugün yaşadığımız bazı çatışmalar yalnızca bugüne ait değildir; bazen geçmişte karşılanmamış bir ihtiyacın bugünkü yankısıdır.

İşte tam da bu noktada Şema Terapi, ilişkilerde tekrar eden örüntüleri anlamak için güçlü bir bakış açısı sunar. Bu yaklaşım, insanların neden benzer ilişki döngülerine yöneldiğini yalnızca bugünkü davranışlarla açıklamaz; erken dönem yaşantıları, karşılanmamış temel duygusal ihtiyaçları ve bunların bugünkü ilişkilere yansımalarını birlikte değerlendirir. Böylece ilişki, yalnızca iki insan arasındaki bir etkileşim olarak değil, geçmiş ile bugünün kesiştiği dinamik bir süreç olarak ele alınır.

Tanıdık Olanın Çekimi

İnsan zihni çoğu zaman yalnızca iyi olana değil, tanıdık olana da yönelir. Bu durum ilk bakışta çelişkili görünebilir. Neden bizi inciten ilişkilere benzeyen insanlara çekilelim? Neden daha önce acı verdiğini bildiğimiz bir duygunun içine yeniden girelim?

Bunun nedeni acıyı istememiz değildir. Daha çok, zihnin tanıdık olanı güvenli sanma eğilimidir.

Çocukluk yıllarında tekrar eden deneyimler zamanla ilişkilerin nasıl işlediğine dair sessiz bir harita oluşturur. Sevgi koşullu yaşanmışsa kişi sevilmek için sürekli çaba göstermesi gerektiğine inanabilir. Duyguları küçümsenmişse ihtiyaçlarını ifade etmekten kaçınabilir. Yakınlık belirsizlik ve tutarsızlıkla deneyimlenmişse yetişkinlikte de hem yakınlık isteyip hem de ondan korkabilir.

Bu öğrenmeler çoğu zaman bilinçli değildir. Kişi kendisine zarar verecek bir ilişkiyi seçmekten çok, tanıdık gelen ilişki biçimine yönelir. Çünkü tanıdık olan, her zaman güvenli olmasa bile belirsizlikten daha öngörülebilir gelir.

Belki de bu yüzden bazı insanlar duygusal olarak ulaşılması güç kişilere güçlü bir çekim hissederken, bazıları kendisine gerçekten iyi davranan biriyle karşılaştığında açıklayamadığı bir huzursuzluk yaşayabilir. Sorun çoğu zaman karşıdaki kişinin kim olduğu değil, kişinin ilişkiye hangi duygusal haritayla yaklaştığıdır.

Ve belki de ilişkilerde sormamız gereken ilk soru şudur: Gerçekten aynı insanları mı seçiyoruz, yoksa bize tanıdık gelen duyguları mı?

Aynı İlişkiyi mi, Aynı Duyguyu mu Tekrarlıyoruz?

İlişkiler sona erdiğinde çoğu insan geriye dönüp yaşananları anlamlandırmaya çalışır. Karşı tarafın neden öyle davrandığını, hangi noktada hata yaptığını ya da ilişkinin neden sürdürülemediğini sorgular. Elbette bu sorular değerlidir. Ancak bazen asıl cevap, karşımızdaki kişinin davranışlarında değil; o davranışların bizde uyandırdığı duygularda saklıdır.

İnsan ilişkilerde olaylara değil, o olayların kendi iç dünyasında taşıdığı anlama tepki verir.

Aynı davranış, iki farklı insanda tamamen farklı duygular uyandırabilir. Partnerin birkaç saat boyunca mesaj atmaması biri için günlük hayatın doğal bir parçasıyken, başka biri için yoğun bir terk edilme korkusunu tetikleyebilir. Yapıcı bir eleştiri, bir kişi tarafından gelişim fırsatı olarak görülürken, bir başkası bunu “Yeterince iyi değilim.” düşüncesinin kanıtı olarak yaşayabilir.

Belirleyici olan, olayın kendisi değil; kişinin yaşam öyküsünde dokunduğu yerdir.

Terapi odasında da çoğu zaman bunu görürüz. Danışanlar farklı hikâyeler anlatırlar; ancak benzer duygular taşırlar. Kimisi görülmediğini hisseder, kimisi değersiz olduğunu, kimisi ise ne kadar severse sevsin sonunda terk edileceğine inanır. İlişkilerin ayrıntıları değişse de, duygusal sonuç çoğu zaman benzerdir.

Şema Terapi bu tekrarları, çocukluk döneminde gelişen erken dönem uyumsuz şemalar üzerinden açıklar. Tekrarlayan ilişki deneyimleri yalnızca anı olarak kalmaz; kişinin kendisine, diğer insanlara ve dünyaya ilişkin temel inançlarını da şekillendirir. Bu inançlar çoğu zaman bilinçli değildir. İnsan onları düşünmez; onların içinden düşünür.

Belki de bu nedenle kişi mantıksal olarak sevildiğini bilse bile duygusal olarak terk edileceğinden emin olabilir. Ya da başarılı olduğunu gösteren pek çok kanıt olmasına rağmen kendisini yetersiz hissedebilir.

Çünkü zihnin bildiği ile duygusal belleğin öğrendiği her zaman aynı değildir.

Bu nedenle ilişkilerde tekrar eden döngüler yalnızca düşünerek değişmez. Tekrar eden şey yalnızca düşünceler değil, yıllar boyunca tanıdık hâle gelmiş duygusal deneyimlerdir.

Belki de bu yüzden bazı insanlar aynı ilişkiyi değil, aynı duygusal hikâyeyi tekrar tekrar yaşadıklarını hissederler.

“Kimya” Dediğimiz Şey Gerçekten Nedir?

Romantik ilişkiler söz konusu olduğunda en sık kullanılan ifadelerden biri “Aramızda müthiş bir kimya vardı.” cümlesidir. Güçlü çekim, yoğun heyecan ve karşı konulamaz bir yakınlık hissi çoğu zaman sağlıklı bir ilişkinin göstergesi olarak değerlendirilir. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında bu durum her zaman böyle değildir.

Bazen bizi en çok etkileyen kişi, bize en iyi gelen kişi olmayabilir.

Çünkü bazı insanlar bize huzur verdikleri için değil, tanıdık geldikleri için güçlü bir çekim yaratırlar.

Çocukluk yıllarında sevgiyi ulaşılması güç bir deneyim olarak yaşayan biri için duygusal olarak mesafeli insanlar daha çekici gelebilir. Sürekli eleştirilen bir çocuk, yetişkin olduğunda eleştirel bir partneri “zor ama etkileyici” olarak tanımlayabilir. Yakınlık kurduğu kişiler tarafından sık sık hayal kırıklığına uğratılmış biri ise tutarsız davranan insanlara karşı güçlü bir ilgi hissedebilir.

Kişi bilinçli olarak zarar veren ilişkileri seçmez; çoğu zaman tanıdığı ilişki diline yönelir.

Bu nedenle bazı ilişkiler daha ilk andan itibaren yoğun hissedilir. Sürekli mesajlaşma isteği, küçük uzaklaşmalarda bile kaygı yaşama ya da ilişkinin merkezine sürekli karşı tarafı koyma, zaman zaman büyük bir aşkın göstergesi gibi yorumlanabilir.

Oysa bu yoğunluk bazen sevginin değil, geçmişten taşınan ilişki örüntülerinin yeniden canlanmasının yarattığı duygusal hareketliliktir.

Yoğun hissetmek ile güvende hissetmek aynı şey değildir.

Güvenli ilişkiler çoğu zaman daha sessiz ilerler. Sürekli kriz üretmez, kişiyi her gün sevgiden emin olmaya zorlamaz. İlişkiyi ayakta tutan şey belirsizlik değil; karşılıklı güven, tutarlılık ve duygusal ulaşılabilirliktir.

Belki de bu nedenle bazı insanlar güvenli ilişkileri ilk karşılaştıklarında “heyecansız” olarak tanımlayabilir. Çünkü eksilen şey sevgi değil, kaygıdır.

Terapi sürecinde danışanlara zaman zaman şu soru yöneltilir: “Bu insanın yanında gerçekten kendiniz gibi hissediyor musunuz, yoksa onun sevgisini kaybetmemek için sürekli kendinizi düzenlemek zorunda mı hissediyorsunuz?”

Çünkü sağlıklı bir ilişki, kişinin sürekli kendisini kanıtlamak zorunda hissettiği değil; olduğu hâliyle kabul görebildiğini deneyimlediği ilişkidir.

Ve belki de en zor kabul edilen gerçek şudur: Bizi en çok heyecanlandıran kişi, her zaman bizi en çok iyileştirecek kişi değildir.

Güvenli Bir İlişki Neden Bazen Yabancı Hissedilir?

İnsan yalnızca ilişki kurmayı değil, ilişki içinde nasıl hissedeceğini de öğrenir. Bu nedenle güven duygusu yalnızca düşüncelerimizle ilgili değildir; aynı zamanda bedenimizin ve sinir sistemimizin yıllar içinde öğrendiği bir deneyimdir.

Çocukluk yıllarında sevgi belirsizlik içinde yaşandıysa, yakınlık çoğu zaman kaygıyla birlikte öğrenilir. Çocuk, bakım vereninin ruh hâlini anlamaya çalışarak büyür; ne zaman eleştirileceğini, ne zaman sevileceğini ya da ne zaman yalnız bırakılacağını tahmin etmeye çalışır. Böyle bir ortamda büyüyen sinir sistemi için tetikte olmak olağan hâle gelir.

Yıllar sonra kurulan yetişkin ilişkilerinde bu öğrenme sessizce kendini göstermeye devam eder.

Kişi, duygusal olarak ulaşılabilir ve tutarlı biriyle karşılaştığında beklenmedik bir huzursuzluk yaşayabilir. İlişkide belirgin bir sorun olmamasına rağmen

Elifnur Sular
Elifnur Sular
Psikoloji lisans eğitiminin ardından Klinik Psikoloji yüksek lisans eğitimimi tamamladım. Moodist Hastanesi ve Fransız Lape Hastanesi’nde klinik staj deneyimi edindim. BDT, şema terapisi ve EMDR temelli bireysel psikoterapi hizmeti veriyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar