Cuma, Şubat 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Modern Dünyanın Duygusal Gerçeği: Hep Yorgun Hissetmek

Günümüzde konuştuğum herkesten duyduğum veya sosyal medyada da çok sık karşılaştığım bir kavram: Yorgunluk. Artık hayatlarımızı o kadar hızlı yaşıyoruz, her anımızı o kadar doldurmaya çalışıyoruz ki; bazen kendimizi, etrafımızda olanları, en önemlisi ise duygularımızı fark edemiyoruz. Kendimizi ve duygularımızı fark edemeyip kendimizi erteledikçe de aslında yorgunluk hissimiz daha çok artıyor. Bu yorgunluk hissinin detaylarına birlikte bakalım.

Dijital Çağ

Dijital Çağ bizlere bir sürü kolaylık sunarken bir sürü şeyi de fark ettirmeden elimizden aldı aslında. Bulunduğum ortamdaki insanları sık sık inceliyorum herkesin elinde her zaman telefon var. Sabah metroda işe giderken, yürüyüş yaparken, evde yemek yaparken… Farkında olmadan aslında sürekli dijital ortamların içerisinde yer alıyoruz. Yürüyüşe çıkarken podcast dinliyoruz, yemek yaparken müzik dinliyoruz, evde vakit geçirirken video izliyoruz. Sürekli kafamızı bazı seslerle, bazı uyaranlarla dolduruyoruz ve zihnimizi bu uyaranlarla doldurdukça aslında en önemli şeyi kaçırıyoruz: uyaranların sesini arttırdıkça kendi sesimizi kısıyoruz. Bazen bunu düşüncelerimizden kaçmak için yapıyoruz, bazense otomatik pilotta yaşamaya o kadar alışıyoruz ki bu sorun bizlere ‘sorun’ olarak gelmiyor. Peki nedir bu otomatik pilot?

Otomatik Pilot

Hayatın koşturmacasında hepimizin yaşadığı bir durumdur bu kavram. Sabah uyandığımızda gün o kadar hızlı ve planlı başlar ki bizim için biz o an neler oluyor, neler yaşanıyor en önemlisi kendimiz ne hissediyoruz fark edemeyiz. Otomatik pilot kavramı da tam bu durumu anlatan bir kavramdır aslında En son ne zaman işe ya da okula giderken havanın nasıl olduğunu, etrafınızda neler olup bittiğini gerçekten fark ederek yürüdüğünüzü hatırlıyor musunuz? Muhtemelen “yetişme” telaşı içinde uzun zamandır bu detaylara dikkat edecek zamanınız bile olmamıştır. Üstelik sadece zaman da değil; dikkatimizi sürekli başka uyaranlarla doldurarak etrafımızda olup biteni kaçırıyoruz. Dijital çağla birlikte bu durum daha da görünür hâle geldi. Yukarıda da verdiğim örnekteki gibi yürüyüşe çıkarken podcast dinlemeye, yemek yaparken müzik dinlemeye yani boş kalan her anı bir ekranla doldurmaya o kadar alışıyoruz ki rutinlerimizi sürdürürken aslında anın kendisini yaşamadan geçip gidiyoruz. Günün sonunda ise bir an durup kendimize şu soruları sormayı atlıyoruz: “Ben şu an ne hissediyorum?”, “İçimde neler oluyor?”, “Etrafımda neler yaşanıyor?” Kendi hislerimize ve çevremize dönüp bakmadıkça, bedenimizin ve zihnimizin verdiği sinyalleri duymadıkça, farkında olmadan daha da yoruluyoruz. Yorgunluğumuz bazen sadece fiziksel değil; duygusal ve zihinsel bir ağırlık hâline geliyor.

Otomatik Pilottan Çıkmak ve Minfulness (Bilinçli Farkındalık)

Mindfulness kavramı sosyal medyada biraz farklı anlamlarda kullanılan bir kavram olabiliyor o yüzden bu kavramın detaylarını birlikte inceleyelim. Mindfulness Prof. Dr. Jon Kabat-Zinn’in temellerini attığı bir kavramdır. Minfulness aslında yalnızca ‘anda kalmak’ değildir. Mindfulness yaşadığımız o anki deneyimleri ‘iyi veya kötü olarak değerlendirmeden’ dikkatimizi bilerek ve isteyerek bir noktaya odaklamak anlamına gelmektir. Bunu günlük hayatımıza entegre etmeye çalıştığımızda zihin farklı seslere kayabilir ya da bir şeye odaklanmışken zihninden bambaşka duygular geçebilir. Burada önemli olan zihnin dağıldığını fark etmek ve zihni tekrardan o ana getirmektir. Mindfulness bakış açısının en önemli noktası ‘yaşanılan anın getirdiği her durumu deneyimlemeye ve o anda kalmaya izin vermektir’ aslında. Yani kişi bir olay yaşarken yalnızca iyi hissetmek veya yalnızca iyi hislere odaklanmak zorunda değildir. Yaşanan her deneyimi o an hissedilen duygularla deneyimlemektir en kıymetli olan. Bu kavrama ve kavramın bileşenlerine odaklandığımızda ise aslında günlük hayatta otomatik pilottan çıkmış oluruz fakat bu durum bir anda hayatımıza entegre olmayabilir. Burada önemli olan küçük küçük adımlarla, ufak farkındalıklarla o sürece izin vermektir çünkü herhangi bir farkındalığı bir anda hayatımızın merkezine koyamayabiliriz ama o farkındalığa da önem vererek, hayatımıza dahil etmeye çalışırsak o farkındalığa karşı attığımız her adım çok kıymetlidir. Prof. Dr. Bilge Uzun hocamın da dediği gibi ‘‘En Uzun Yollar Bir Adımla Başlar’’.

başak melis tokay
başak melis tokay
Başak Melis Tokay lisans eğitimini Psikoloji alanında tamamlamış olup, Yüksek Lisans süreci için Almanya’da yaşamaktadır. Uzmanlığını çocuk-ergen psikolojisi alanında yapmak isteyen yazar lisans sürecinde çeşitli danışmanlık merkezlerinde ve hastanelerde staj gerçekleştirmiştir. Çocuk ve ergen psikolojisi, sosyal kaygı ve akran zorbalığı konularına ilgi duymakta ve bu konularda araştırmalarını sürdürmektedir. Almanya’ya yerleşme süreciyle birlikte göç psikolojisi üzerine de çalışmalar yürüten yazar, Psychology Times dergisinde birçok konuda yazı yazmakla birlikte göç psikolojisine odaklı yazılar da yazmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar