Çocuklarda Duygusal Dayanıklılık ve Öz Farkındalığın Gelişimi
Bir çocuk düşünelim. Toprağın altında kendisine ait bir tohum taşıyor. Bu tohuma, çocuğun kendi iç dünyasını hissetme, anlamlandırma ve adlandırabilme kapasitesinin yani öz farkındalığın ilk halleri diyebiliriz. Aynı anda görünmez kökleri vardır; bu köklere de hayatın rüzgârlarına karşı durabilmesini sağlayan duygusal dayanıklılığın temel ağı diyebiliriz.
Araştırmalar çocuğun psikolojik gelişiminin yalnızca zamanın geçişiyle değil, ilişkisel deneyimlerin niteliğiyle şekillendiğini göstermektedir (Siegel, 2012; Thompson, 2016). Bir çocuğun içsel ekosistemi, ilişkilerin, duygulara verilen alanın, güven duygusunun ve yaşadığı küçük zorlukların niteliğiyle birlikte oluşmaktadır. Çocuğun duygularına verilen alan, bağlanma ilişkisindeki güven duygusu ve yaşadığı zorlukların eşlik ediliş biçimi, hem bu tohumun filizlenmesini hem de köklerin güçlenmesini belirler (Fonagy, Gergely & Target, 2007).
Bugün birçok çocuk hızlı, çok uyaranlı ve çoğu zaman duygusal olarak yoğun bir dünyanın içinde büyüyor. Bazıları öz farkındalık için gerekli ışığı yeterince göremiyor; bazılarıysa dayanıklılığı geliştiren rüzgârla hiç karşılaşmadan, kırılgan bir yapıda kalıyor. Bu yazı, çocuğun içsel ekosisteminde hem tohumların hem köklerin nasıl büyüdüğünü ve yetişkinlerin bu ekosisteme nasıl etki ettiğini anlamak amacıyla kaleme alındı.
Tohum: Öz Farkındalığın İlk Filizleri
Her çocuk, kendi içinde sessizce bekleyen bir tohum taşıır. Bu tohum, çocuğun kendini “içeriden” fark etme kapasitesidir:
-
Ne hissediyorum?
-
Neden böyle hissediyorum?
-
Buna ihtiyacım var mı?
-
Beni rahatsız eden şey ne?
Bu sorular bir çocuğun zihninde kendiliğinden oluşmaz. Öz farkındalık dediğimiz beceri; bir yetişkinin duygulara ayna tutması, çocuğun hislerini adlandırmasına yardımcı olması ve duyguların güvenli bir yerde karşılık bulmasıyla gelişir.
-
Bir çocuk, “karnım ağrıyor” deyip aslında kaygısını işaret ettiğinde…
-
Bir öfke anında “bilmiyorum” diyerek aslında içsel karışıklığını bildirdiğinde…
-
Gözleri dolduğunda “kırıldım galiba” diyebildiğinde…
İşte o görünmez tohum filizlenmeye başlar.
Öz farkındalık; çocuğun kendi duygu ve düşünce süreçlerini tanımasına, sınırlarını fark etmesine, kendini regüle edebilmesine ve ilişkilerde otantik biçimde var olabilmesine olanak tanıyan bir iç güçtür. Bu tohum karanlığa bırakıldığında çocuk kendi iç sesini duymaz; dış dünyanın beklentileri, talimatları ve yönlendirmeleri onun “gerçek benliği”nin önüne geçer.
Ama ışık bulduğunda –şefkatli bir dille, merakla, yargılamayla değil– çocuk iç dünyasında büyümeye başlar. Bu tohum kendiliğinden büyümez; çocuğun duygularının bir yetişkin tarafından görüldüğü, adlandırıldığı ve düzenlenmesine eşlik edildiği bir ilişki içinde filizlenir (Gottman, Katz & Hooven, 1996).
Bir çocuk öfkelendiğinde ve yetişkin ona “kızgın görünüyorsun, neye ihtiyacın var?” diye sorduğunda… Bir kaygı anında “karnım ağrıyor” diyen çocuğa “sanki biraz endişelenmiş gibisin” diye ayna tutulduğunda… Kırıldığında yetişkin onun duygusunu yargılamadan kabul ettiğinde… tohum ışık bulur ve büyümeye başlar.
Öz farkındalık, çocuğun kendi içsel süreçlerini anlaması, duygu ile düşünce arasındaki bağı kurması ve kendi davranışını neden-sonuç ilişkisi içinde yorumlayabilmesi için kritik bir beceridir (Fonagy & ark., 2007). Tersine, tohum karanlıkta bırakıldığında çocuk kendi duygularından uzaklaşır; içsel deneyimini tanımlayamaz ve dış dünyanın beklentilerini “benlik” zannetmeye başlar. Böyle durumlarda çocuk, davranışlarıyla uyumlu görünse de içsel farkındalığı kırılgan kalır.
Kökler: Duygusal Dayanıklılığın İlişkisel Doğası
Aynı anda çocuğun görünmez bir kök sistemi vardır. Duygusal dayanıklılık, çocukların zorluklarla karşılaştığında yeniden dengeye dönebilme, duygularını taşıyabilme ve yaşadığı deneyimden öğrenerek devam edebilme kapasitesidir. Bu kapasite, çocuğun sinir sisteminin yetişkin tarafından düzenlendiği tekrar eden ilişki döngüleriyle gelişir (Morris & ark., 2007; Siegel & Bryson, 2011).
Dayanıklılık, çocuğun hiç zorlanmamasıyla gelişmez. Fakat aşırı zorlanmayla da gelişmez. Hiç rüzgâr almayan bir fidan köklenemez; rüzgârsızlığın konforu onu kırılgan yapar. Ama fırtınaya sürekli maruz kalan bir fidan da ayakta kalamayabilir. Duygusal dayanıklılık, rüzgâra alıştırarak, adım adım maruz kalarak köklerini güçlendirmektir. Dolayısıyla çocuklar tolerans edilebilir zorluklara güvenli bir eşlik bulduklarında, sinir sistemleri “zorlansam da yeniden toparlanabilirim” mesajını öğrenir (Masten, 2001; Southwick & Charney, 2012). Bu süreç dayanıklılığın nörobiyolojik temelini oluşturmaktadır.
Gerçek dayanıklılık “duygusuzluk” değildir. Gerçek dayanıklılık:
-
Duyguyu fark etmek,
-
Duyguyu taşımak,
-
Destek alabileceğini bilmek ve tekrar dengeye dönebilmektir (Masten, 2014).
Çocuk bir sorun yaşadığında:
-
Bir yetişkin onunla birlikte orada durabildiğinde,
-
Duygusunu taşımada ona eşlik ettiğinde,
-
“Zorlanıyorsun ama yalnız değilsin” dediğinde,
çocuğun sinir sistemi güven duygusuyla organize olur. Bu süreç, öz düzenleme becerilerinin ve duygusal köklenmenin nörobiyolojik temelini oluşturmaktadır. Dayanıklılık; “hiç ağlamayan”, “hiç yıkılmayan”, “hep güçlü duran” bir çocuğun görüntüsü değildir. Gerçek dayanıklılık, çocuk zayıfladığında destek bulabilmesi; düştüğünde kalkabileceğini bilmesi; zorlandığında duygusunu tanıyabilmesidir.
Tohum ve Kök Birlikte Büyür: İçsel Ekosistemin Bütünlüğü
Bir çocuğun öz farkındalığı yoksa, yani tohum gelişmemişse dayanıklılık yüzeysel bir yapıya dönüşür. Çocuk güçlü görünür ama içsel süreçlerine yabancıdır; duygusunu tanıyamadığı için düzenleyemez. Diğer yandan, dayanıklılığı zayıf bir çocuk öz farkındalık geliştirdiğinde duygularını fark eder ama onları taşımakta zorlanır. Tohum filiz verir, fakat kök tutunamaz. Bu nedenle öz farkındalık ve dayanıklılık adeta aynı ekosistemin iki parçasıdır ve çocuk gelişiminde kök ve tohum birlikte büyür.
Bağlanma kuramı, dayanıklılık araştırmaları ve öz düzenleme literatürü bu bütünlüğü tutarlı biçimde destekler: Çocuğun kendini tanıması ve kendini taşıyabilmesi aynı ilişki deneyiminin iki sonucudur (Rees & Seashore, 2007; Thompson, 2016).
Birlikte geliştiğinde çocuk:
-
Kendi duygularını okuyabilir,
-
Kendi sınırlarını tanır,
-
Zorlanınca dağılmaz,
-
İlişkilerde kendini daha otantik biçimde ifade eder.
Kısacası: Benliğin hem iç hem dış temeli güvenle inşa olabilir.
-
Tohum → kendini bilme
-
Kök → kendini taşıyabilme
-
Birlikte → sağlam, esnek ve otantik bir benlik
Çocuğun iç bahçesi işte bu iki süreçle yeşerir.
Ebeveynlik Dilinin Ekolojik Etkisi: Toprağı Dönüştüren Ses
Ebeveynlik dili, çocuğun içsel ekosisteminin toprağıdır. Yetişkinin ses tonu, yaklaşımı ve duyguları karşılama biçimi; çocuğun hem köklerini hem tohumlarını besler (Denham et al., 2003). Bir çocuğun tohumu da kökü de en çok ebeveynlik diliyle beslenir. Çocuğun duygusuna nasıl karşılık verildiği, arkasındaki atmosferin niteliği, yetişkinin tonu ve tutumu; çocuğun içsel ekosisteminde gerçek bir dönüşüm yaratır.
Şu cümleler bir çocuğun köklerini güçlendirebilir:
-
“Üzülebilirsin. Bunun için buradayım.”
-
“Zorlanıyor olman normal. Birlikte bakabiliriz.”
-
“Şu anda ne hissettiğini merak ediyorum.”
-
“Hayır demek hakkın. Kendini ifade edebilirsin.”
-
“Hata yapmak seni kötü biri yapmaz.”
Ve şu cümleler bir çocuğun tohumunu filizlendirebilir:
-
“Bunu hissettiğini duyuyorum.”
-
“Sana böyle hissettiren şey ne olabilir?”
-
“Bedenin sana bir şey söylüyor olabilir mi?”
-
“Kendini anlaman benim için çok değerli.”
Duygu koçluğu yaklaşımı da ebeveynin duyguları isimlendiren ve düzenlemeye eşlik eden dilinin çocukta hem öz farkındalık hem de duygu düzenleme becerilerini güçlendirdiğini göstermektedir (Gottman et al., 1996). Toprak iyileştiğinde çocuk da iyileşir. Çocuk kendi hızında köklenir, filizlenir ve büyür.
Çocuğun İç Bahçesi: Son Söz
Her çocuk kendi içinde bir bahçe taşır. Bazı bahçeler gölgede kalır, bazılarının kökleri yeterince rüzgâr tanımaz, bazılarının toprağı çok sert veya fazla susuzdur. Fakat ilişki iyileştirir. Dil iyileştirir. Duygulara alan açmak iyileştirir. Doğru ilişki, doğru ton ve doğru duygusal alan verildiğinde hiçbir tohum kaybolmaz. Her kök güçlenir. Her çocuk kendi zamanında yeşerir.
Ve gelişim psikolojisinin belki de en yalın gerçeği şudur: Bir çocuğun iç bahçesinde kökler de tohumlar da yetişkinin sesiyle daha kolay can bulur. O ses güvenliyse çocuk dayanıklılık daha kolay geliştirir; o ses meraklıysa çocuk kendini daha kolay keşfeder; o ses şefkatliyse çocuk kendi iç rehberine daha kolay kavuşur.
KAYNAKÇA
Denham, S. A., Blair, K. A., DeMulder, E., Levitas, J., Sawyer, K., Auerbach–Major, S., & Queenan, P. (2003). Preschool emotional competence: Pathway to social competence? Child Development, 74(1), 238–256. Fonagy, P., Gergely, G., & Target, M. (2007). The parent–infant dyad and the construction of the subjective self. Journal of Child Psychology and Psychiatry, 48(3–4), 288–312. Gottman, J., Katz, L., & Hooven, C. (1996). Parental meta-emotion philosophy and the emotional development of children. Journal of Family Psychology, 10(3), 243–268. Masten, A. S. (2001). Ordinary magic: Resilience processes in development. American Psychologist, 56(3), 227–238. Masten, A. S. (2014). Ordinary magic: Resilience in development. Guilford Press. Morris, A. S., Silk, J. S., Steinberg, L., Myers, S. S., & Robinson, L. R. (2007). The role of the family context in the development of emotion regulation. Social Development, 16(2), 361–388. Rees, C. A., & Seashore, C. (2007). Childhood attachment and its implications for lifelong emotional health. Pediatrics & Child Health, 12(3), 183–188. Siegel, D. J. (2012). The Developing Mind: How relationships and the brain interact to shape who we are (2nd ed.). Guilford Press. Siegel, D. J., & Bryson, T. P. (2011). The Whole-Brain Child. Delacorte. Southwick, S. M., & Charney, D. S. (2012). The science of resilience: Implications for the prevention and treatment of depression. Science, 338(6103), 79–82. Thompson, R. A. (2016). Early attachment and later development: Reframing the question. Child Development, 87(1), 20–28.


