Günümüzde insanlar hiç olmadığı kadar geniş bağlantı ağlarına sahipken neden yalnız hissederler? İnsanların bir telefonla ya da sosyal medya aracılığıyla iletişim halinde kalmaları mümkündür, fakat bu durum gerçekten duygusal bir yakınlık getirir mi? Burada önemli olan şudur ki, bu bağlantılar yakınlık anlamına gelmez. Duyguları açmak ve birisiyle paylaşmak bazen zor gelebilir. Bireyler bu gibi durumlarda konuşmakta zorluk çekebilir ve cümlelerini tamamlayamaz hale gelebilirler, çünkü kimseye karşı iç dünyalarını göstermek istemezler ve kendilerini korumak için sessizliği seçebilirler. Hal böyle olunca insanlara karşı olan davranışlarını, tutumlarını yaşamakta oldukları hisleri belirlemeye başlar ve kendi konfor alanlarına çekilebilirler. Bireyler çevreleri bu kadar kalabalıkken kimsesizliği yaşayabilir.
Yalnızlığın Psikolojik ve Öznel Boyutu
Yalnızlık sadece bir odada tek başına kalmak veya etrafta kimsenin olmamasına bağlı değil, insanın kendisini kimseye karşı yakın hissetmemesiyle ilişkili, psikolojik olarak yaşanan öznel deneyim bir durumdur. Günümüz toplumunda yalnızlık durumu giderek daha da görünür hale gelmiş, bireylere hem ruhsal hem de sosyal ilişkileri açısından önemli sonuçlar yaratabilmektedir. Yalnızlık bireylerde huzursuzluk yaratan ve onları sosyal ilişkiler kurdurmaya yönelten bir psikolojik durumdur (Perlman & Peplau, 1981). Yalnızlığın bireylerde üzüntü, boşluk hissi, kendilerine karşı düşük öz saygı, sosyal ortamlardan ve sosyallikten kaçınma, insanlara güvenmekte zorlanma ve kendi çevrelerindeki ilişkilerine mesafe koyma gibi duygusal ve davranışsal sonuçları vardır. Bu psikolojik durum fiziksel değil öznel bir deneyimdir. Burada anlatılmak istenilen şey, bir insanın etrafında kimse olmayabilir fakat yine de kendini huzurlu ve mutlu hissedebilir, veya tam tersi bir durum olarak bir bireyin etrafı tamamen insan dolu olabilir fakat kendisini dışlanmış, istenmemiş, umutsuz olarak hissedebilir. Bireyler kendilerini ne kadar diğerleri tarafından anlaşılmış ve yakın hissederse , öznel bir deneyim yaşamış olur. Bireyin kendi içsel hislerine bağlı olması öznellik demektir.
Bu nedenle yalnızlık, bireylerin iletişim kurdukları kişi sayısından çok, kurulan ilişkilerin niteliklerine bağlıdır. Diğer insanlarla sürekli bağlantı halinde olmak duygusal anlamda bir yakınlık demek değildir. Yüzeysel, niteliksel olarak zayıf olan etkileşimler, derin duygu ve bağların yerini tutamaz. Bireylerin sosyal medya hesaplarında görünür olmaları ve çevresiyle iletişim kurmaları ile gerçekten anlaşıldığını hissetmeleri farklı durumlardır. Aynı zamanda başkalarının mutlu hayatlarını görmek de bireyleri kendileri ile kıyaslama yapmaya yöneltip yalnızlık hislerini artırabilir. Bu durum bireylerin iç dünyasında çeşitli durumlara yol açabilir. Örneğin, kendilerini diğer insanlara karşı yetersiz hissedebilir, kendilerini ifade edemez hale gelebilir, başkalarıyla duygularını paylaşma konusunda çekinebilir, çeşitli sosyal ortamlarda bulunmak istemeyebilirler. Bireylerin duygularını kendi içinde bastırması ve ifade etmemeleri psikolojide duygusal ketlenme olarak tanımlanır.
Modern Dünyada Yalnızlığın Nedenleri ve Kısır Döngü
Bu durum, bireylerin sosyal ilişkilerde duygusal yakınlık kurmalarını engelleyip, yalnızlık deneyimlerini sürmesine olanak sağlamaktadır. İnsanlar kendilerini korumak için mesafeler koyabilir ve bu sayede kendilerini daha korunaklı hissedebilirler. Çünkü kendi konfor alanlarında güvenli ve huzurludurlar. Fakat bu durum kısa vade için geçerlidir, uzun vadede yalnızlık giderek artar. Peki, günümüz modern dünyasında yalnızlık neden hep artma eğilimindedir? Çünkü bireyler hızlı yaşam temposuna ayak uydurmak zorunda kalabilirler. Bu durum diğer insanlarla sadece yüzeysel ilişki kurmalarına, gerçek bağ kurmaya ayrılan zamanın azalmasına yol açabilir. Bu nedenle yüz yüze iletişimler azalabilir. Rekabetçi ortamların bulunması da bunun bir diğer faktörüdür. Bireyler kendilerini böyle ortamlarda rahat hissedemez , ve duygusal olarak daha güvenli hissedebilecekleri, daha sosyalleşebilecekleri bir ortam aramaya yönelebilirler.
Yalnızlık aslında bir kısır döngü halindedir, çünkü yalnız hisseden kişi kendini olaylara karşı geri çeker ve geri çekildikçe iletişimleri zayıflar ve bu bağlar zayıfladıkça yalnızlıkları giderek daha da artar hale gelir. Peki, bireyler yalnızlıkla nasıl başa çıkmalıdır? Kendilerine karşı daha öz saygıyla yaklaşıp iyi bir tutum sergilemeli ve daha güçlü sosyal bağ geliştirmelidirler. Aynı zamanda gerektiği durumlarda profesyonel destek alınmalı ve bu sayede yalnızlık deneyimlerinin azaltılmasına katkı sağlayabilirler. Sonuç olarak yalnızlık, her bireyde görülebilen, öznel bir deneyim olan, kişinin kimlerle ve ne kadar ilişki halinde olduğu değil, bu ilişkilerin duygusal bağlarıyla, niteliğiyle ilgili olan bir psikolojik durumdur. Günümüz modern dünyasında yalnızlık giderek yaygınlaşan bir durum olmuştur. Bireyler anlaşılmak, bir yere ait hissedebilmek ve duygusal olarak yakın bağlar kurmak istedikleri için yalnızlık yaşamaktadırlar. Bu nedenle yalnızlık, insan ilişkilerinin duygusal tarafının önemini ortaya koyan bir psikolojik olgudur.
Kaynakça
Spithoven, A. W. M., Bijttebier, P., & Goossens, L. (2017). It is all in their mind: A review on information processing bias in lonely individuals. Clinical Psychology Review, 58, 97–114. https://doi.org/10.1016/j.cpr.2017.10.003


