İnfertilite, 12 ay süreyle düzenli bir cinsel ilişkiye rağmen gebe kalamama durumu olarak tanımlanmakta olup, neredeyse her altı yetişkinden biri dünya genelinde hayatlarının bir döneminde infertiliteden etkilenmektedir (Dünya Sağlık Örgütü [WHO], 2023).
İnfertilite, yalnızca tıbbi bir durum olmanın ötesinde, bireylerin psikolojik iyilik hâllerini de derinden etkileyebilen bir süreçtir. Yapılan birçok araştırma, infertilite tedavisi gören bireylerin çeşitli psikolojik sorunlarla karşılaştığını ve bu süreçte stres, kaygı, depresyon gibi olumsuz duygusal durumların sıklıkla görüldüğünü ortaya koymaktadır.
İnfertilite tedavisi gören kadınların yaşadığı psikolojik yük, hem tedavi sürecinin zorluklarından hem de toplumun, kültürel normların ve bireysel beklentilerin oluşturduğu baskılardan kaynaklanmaktadır.
Bu yazıda, infertilite tedavisi sürecinde karşılaşılan psikolojik etkiler, stresle başa çıkma stratejileri ve EMDR (Eye Movement Desensitization and Reprocessing) terapisinin bu sürecin yönetimindeki rolü tartışılacaktır.
İnfertilitenin Psikolojik Etkileri: Stres ve Umutsuzluk
Rooney ve Domar (2018) tarafından yapılan bir çalışmada, infertilite sorunu yaşayan kadınların yüksek düzeyde anksiyete ve depresyon yaşadığı belirtilmiştir.
Çalışmalar, stresin infertiliteyi tetikleyebileceğini ve aynı zamanda infertilitenin de kişide yoğun strese neden olduğunu ortaya koymuştur. Bu stresin, infertiliteyle geçirilen süreci olumsuz etkileyerek uzattığı ve bir kısır döngü haline geldiği ifade edilmiştir.
İnfertilite sürecine bağlı stresin, bireylerin hormonal sistemlerini, merkezi sinir sistemlerini ve bağışıklık sistemlerini olumsuz etkileyebileceği (Terzioğlu vd., 2008) ve bu sürecin fiziksel sağlık üzerindeki yıkıcı etkilerinin yanında psikolojik durumu da tehdit ettiği gözlemlenmiştir.
Bu nedenle infertilite sürecinde psikolojik desteğin çok önemli olduğu söylenebilir.
İnfertiliteye ilişkin yaşanan psikolojik stres, özellikle toplumsal beklentilerle birleştiğinde, kadınlar için daha da belirgin hale gelmektedir. Bu süreçte kadınlar, bir çocuğa sahip olamamanın kendilerini kadınlık kimliklerinden yoksun bırakacağına, toplumsal rollerinden dışlanacaklarına dair endişeler taşıyabilmektedir (Şen vd., 2014).
Bunun yanı sıra bu süreçte yaşanan kaygılar, yalnızlık hissi, cinsel kimlik üzerindeki baskı ve sosyal damgalanma, kişilerin benlik algılarını derinden sarsabilir. Erkeklerde ise benzer psikolojik etkiler, soylarının devamını sağlayamama ve toplumsal rolleri yerine getirememe kaygıları ile ortaya çıkmaktadır (Şen vd., 2014).
Bu olgulara bakıldığında, infertilite sürecinin bireylerde sadece biyolojik değil, aynı zamanda ciddi psikolojik sorunlara yol açtığı ve bu durumun tedavi sürecini de etkileyebileceği anlaşılmaktadır.
Yılmaz ve Oksay (2015) infertiliteyi, başa çıkılması zor bir kriz durumu olarak tanımlamış ve bu krizle başa çıkabilmek için psikolojik destek almanın önemine vurgu yapmıştır.
Tüm bu süreçler değerlendirildiğinde, infertilite tedavisi gören bireyler için gerekli psikolojik desteğin sağlanması, hem tedavi sürecinin başarı şansını artırmak hem de kişilerin yaşam kalitesini yükseltmek açısından oldukça önemlidir.
İnfertilite Sürecinde Stresle Başa Çıkma Yöntemleri
İnfertilite tedavisinde, stresle başa çıkma becerileri önemli bir yer tutmaktadır. Sürecin zorlayıcı doğası, çiftlerin farklı başa çıkma stratejileri geliştirmelerini gerektirir.
Stresin psikolojik etkilerini yönetebilmek için başa çıkma mekanizmalarının öğrenilmesi, tedavi sürecinde kritik bir rol oynar.
Türkçapar (2014), stresin kişilerin dışarıdan gelen tehditlere karşı kendilerini korumak için verdiği bir tepki olduğunu belirtmektedir. İnfertilitenin doğrudan stres yaratmasının yanı sıra, bu süreçle başa çıkma becerilerinin gelişmemiş olması stresin daha da derinleşmesine neden olabilir.
Bu bağlamda, kişilere etkili başa çıkma stratejilerinin kazandırılması, psikolojik destekle birlikte önemli bir tedavi unsuru olarak öne çıkmaktadır.
EMDR terapisi, infertilite gibi stresli yaşam olaylarında başa çıkmada etkili bir psikoterapi yöntemidir. EMDR, bireylerin travmatik deneyimlerini yeniden işlemelerini sağlamak için geliştirilmiş bir terapi modelidir.
Stresin yol açtığı olumsuz duygusal deneyimleri yeniden işlemek ve bu deneyimleri sağlıklı bir şekilde anlamlandırmak, kişilerin tedavi sürecinde daha az stres ve kaygı yaşamalarına yardımcı olur.
EMDR Terapisi ve İnfertilite Sürecindeki Etkililiği
EMDR terapisi, özellikle travma ve stresle başa çıkmakta zorluk yaşayan bireyler için önerilen bir yöntemdir.
EMDR’nin infertilite sürecindeki etkisi, hem psikolojik hem de fizyolojik açıdan önem taşır. EMDR, bireylerin yaşadıkları travmalarla yüzleşmelerini ve bu travmaları sağlıklı biçimde işlemelerini sağlayarak kaygı ve depresyon gibi psikolojik sorunlarda oldukça etkilidir (Shapiro, 2018).
İnfertilite tedavisi sırasında karşılaşılan duygusal yükler, bireylerde travmatik deneyimlere dönüşebilir. Kölan Yaraş vd. (2024) yaptıkları çalışmada, danışanlarda belirlenen travmatik anılarla ilişkili olumsuz inançların genellikle “yetersizim” ve “güçsüzüm” inançları olduğunu tespit etmişlerdir.
Bu inançların, bireylerin stres düzeyini artırıp tedavi sürecine olan inancı ve motivasyonu olumsuz etkileyebileceği belirtilmiştir. Dolayısıyla terapi sürecinde bu inançların çalışılması, hem danışan hem de infertilite tedavisinin başarısı açısından oldukça önemlidir.
Bu noktada EMDR terapisi, kişilerin bilinçaltındaki olumsuz duygusal ve bilişsel izleri yeniden yapılandırarak, infertiliteye ilişkin daha sağlıklı bir düşünce sistemi geliştirmelerine yardımcı olur.
Rooney ve Domar (2018), psikolojik rahatsızlıkların azaltılmasının gebelik oranları üzerinde önemli bir artışa yol açabileceğini gözlemlemişlerdir. Psikolojik destek tedavilerinin infertilite tedavi süreçlerinde etkili olduğunu gösteren bu bulgular, EMDR terapisinin potansiyel faydalarını da desteklemektedir.
Stresin ve kaygının azaltılması, tedavi sürecindeki başarı oranlarını artırabilir; aynı zamanda bireylerin tedaviye duyduğu güveni ve umudu da pekiştirebilir.
Sonuç
İnfertilite, hem biyolojik hem de psikolojik açıdan zorlayıcı bir süreçtir. Fiziksel tedavi süreci ve toplumsal baskılar, infertiliteyle mücadele eden bireylerin psikolojik iyilik hâllerini olumsuz etkileyebilir.
Bu noktada stresle başa çıkma becerilerinin geliştirilmesi ve psikolojik destek almanın önemi oldukça büyüktür.
EMDR terapisi, stresin ve travmaların etkisini azaltmak, infertilite sürecinde karşılaşılan psikolojik zorluklarla başa çıkmak için etkili bir yöntem olarak öne çıkmaktadır.
Bu terapi yöntemi, infertilite tedavisi gören bireylerin bireysel psikolojik iyileşmelerini desteklerken, tedavi sürecinde karşılaşılan fiziksel ve duygusal zorlukları hafifletmekte; dolayısıyla sağlıklı bir tedavi sürecine katkı sağlamaktadır.
Kaynakça
Kölan Yaraş, H. Ö., Uygun, E., Yaşar, A. B., Koyuncu, E., & Kavakçı, Ö. (2024). İnfertilite olgularında EMDR terapisi: 3 olguluk seri. Fenerbahçe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Dergisi, 4(3), 581–587. https://doi.org/10.xxxx/fenerbahce.univ.sag.bil.derg.2024.581
Rooney, K. L., & Domar, A. D. (2018). The relationship between stress and infertility. Dialogues in Clinical Neuroscience, 20(1), 41–47. https://doi.org/10.31887/DCNS.2018.20.1/krooney
Shapiro, F. (2018). EMDR: Eye Movement Desensitization and Reprocessing—Basic Principles, Protocols, and Procedures (3rd ed.). The Guilford Press.
Şen, H., Balcı, A., & Yıldız, H. (2014). İnfertilite tedavisi gören kadınların yaşadığı psikososyal sorunların incelenmesi. Kadın Sağlığı Hemşireliği Dergisi, 2(2), 45–53.
Terzioğlu, F., Deniz, T., & Ulusoy, M. (2008). Kadınlarda infertilitenin yarattığı psikolojik sorunlar. Anadolu Hemşirelik ve Sağlık Bilimleri Dergisi, 11(1), 1–8.
Türkçapar, M. H. (2014). Stres, başa çıkma ve uyum. HYB Yayıncılık.
World Health Organization. (2023). Infertility. https://www.who.int/news-room/fact-sheets/detail/infertility
Yılmaz, T., & Yeşiltepe Oskay, Ü. (2015). İnfertilite stresi ile başa çıkma yöntemleri ve hemşirelik yaklaşımları. Sağlık Bilimleri ve Meslekleri Dergisi, 2(1), 100–112.


