Uzman Klinik Psikolog Emine Ocakbeği
Bireyin deneyimlediği psikolojik çatışmalar çoğunlukla sözel veya bilişsel anlamda karşılık bulmayabilir. Özellikle fark etmesi zor veya bilinçdışında gelişen içsel çatışmalar, bedensel belirtilerle ortaya çıkabilir. Sıklıkla gelişen baş ağrıları, mide-bağırsak problemleri, kas gerginliği veya anlamlandırılamayan acılar, sadece fizyolojik bir yansımaya değil; aynı zamanda duygusal süreçlere de karşılık gelmektedir.
Modern klinik yaklaşımlarda, beden ve zihnin çift yönlü bir ilişkide olduğu vurgulanmaktadır. Bu bağlamda somatik belirtilerin, sadece “bedenin rahatsızlığı” değil; aynı zamanda “anlaşılamayan duyguların dili” olarak da ele alınabileceği düşünülmektedir. Özellikle kronikleşmiş ve tıbbi açıklaması yeterli olmayan belirtiler, psikolojik değerlendirme gerekliliği taşıyan önemli alarmlar olarak bilinmektedir.
Psikodinamik kurama göre bedensel belirtiler, bastırılmış duygular ve çözülememiş içsel çatışmalarla ilişkilidir. Klinik açıdan değerlendirildiğinde; Freud’un erken dönem çalışmalarının, anlam bulamayan duyguları bedensel çerçevede dışa vurmasıyla ilişkili olduğu bilinmektedir (Freud, 1926). Özellikle çatışmaya sebep olan duygu ve dürtülerin bilinçdışında karşılık bulması, bedenin duyguları ifade etme biçiminde dönüşebilir.
Bu bakış açısına göre beden, dile getirilemeyen sözlerin ve tecrübelerin karşılığıdır. Bastırılmış öfke, anlaşılamayan üzüntü veya kabul edilemeyen, zorlanılan dürtüler, dolaylı olarak bedensel yakınmalar olarak görülebilir. Bu durum, kişinin içsel dünyasındaki çatışmaların dolaylı ama güçlü bir açıklayıcısı olarak değerlendirilebilmektedir.
Duyguların Bastırılması ve Somatizasyon
Sınırlandırılmış duygusal farkındalığa sahip bireyler, yoğun duygularını zihinsel çerçevede anlamlandıramadıklarında bedensel belirtilerle duygularını gösterebilir. Duyguları anlamlandırma ve ifade etme zorlukları, somatik belirtilerle ilişkili olmaktadır (Taylor vd., 1997). Bu bireyler için beden, duyguların ifadesine bürünmüş olarak görülürken; çoğunlukla deneyimlediği bedensel belirtilerin psikolojik kökende bir karşılık bulduğunu fark etmemektedir.
Somatizasyon, çoğunlukla bireyin yaşadığı içsel çatışmaları bastırmasıyla değil, duygularıyla baş edebilme becerisinin olmamasıyla ilişkilendirilebilmektedir. Bu sebeple bedensel belirtiler, bireyin zayıf veya eksik olmasıyla ilgili bir durum değil; psikolojik açıdan kişinin kendini korumaya çabalamasıyla gelişen bir durum olarak değerlendirilebilmektedir. Bu süreçte önemli olan bir diğer husus, duyguların beden içerisinde belirli alanlarda yoğunlaşabilme ihtimalidir. Örneğin, kronik kas gerginliği genellikle “hazır olma” hâlini akla getirirken; mide-bağırsak sorunları yoğun bir kaygı ve kontrol ihtiyacını düşündürebilmektedir. Bu tür örüntüler, bedensel belirtilerin sadece rastlantısal olmayıp; anlamlı bir psikolojik bağlama karşılık geldiğini göstermektedir.
Klinik Değerlendirme ve Terapötik Yaklaşım
Klinik açıdan bakıldığında; somatik belirtiler sadece tıbbi açıdan ele alındığında, asıl kökendeki duygusal sebepler gözden kaçabilir. Psikoterapi sürecinde, bireyin bedensel belirtileri ve duygularıyla bağ kurmasına yardımcı olmak; somatik belirtileri anlamlandırmayı ve düzenlemeyi daha kolay hale getirebilir. Özellikle duygusal farkındalığın arttırılmasına yönelik yöntemler, bedensel belirtileri azaltmaya yardımcı olmaktadır (van der Kolk, 2014).
İçsel çatışmaların somatik belirtilerle açıklanması, beden ve zihnin arasında oluşan güçlü etkileşimle ilgilidir. Bedensel belirtileri sadece “geçmesi gereken” problemler olarak görmeden, bu belirtilerin kökenindeki duygusal ifadeyi anlamlandırmak, klinik müdahale ve bireyin kendilik farkındalığı için oldukça önemlidir. Psikoterapi süreci içerisinde, kişinin bedensel tecrübeleri ve duyguları arasında bağ kurabilmesine yardımcı olmak, somatik belirtilerin anlamlandırılmasını ve regülasyonunu kolaylaştırabilmektedir. Özellikle duygu farkındalığını artırmaya yönelik yapılan müdahalelerle, bedensel belirtilerin yoğunluğunun azalmasına katkı sağlanabilmektedir (van der Kolk, 2014).
Bununla beraber, bedensel farkındalığa yönelik çalışmalar (örneğin beden taraması, nefes odaklı egzersizler) kişinin beden sinyallerini daha doğru anlamlandırmasına ve algılamasına yardımcı olabilmektedir. Bu tür müdahalelerin, kişinin hem duygusal hem de fizyolojik düzenleyebilme kapasitesini güçlendirdiği düşünülmektedir.
Terapötik süreçte en önemli nokta, belirtileri yok saymaktan veya gidermekten ziyade, belirtilerin getirdiği anlamı fark edebilmek ve belki de keşfedebilmektir. Çünkü genellikle bedensel semptomlar, kişinin dile dökemediği duyguların en dürüst, en açık karşılığıdır.
Bedenin Söylediklerini Duymak
İçsel çatışmaların somatik belirtilerle ilişkili olarak ifade ediliyor olması, beden ve zihin arasında oluşan güçlü etkileşimin bir göstergesidir. Bedensel belirtileri sadece “geçmesi gereken” sıkıntılar gibi görmeden, bu belirtilerin taşıdığı duygusal mesajları anlamlandırmaya çabalamak, hem klinik müdahaleler hem de kişinin kendiliğiyle ilgili farkındalık kazanması bakımından önemli bir adımı işaret etmektedir. Beden genellikle insanın içinde susturmuş olduğu duyguların sesini ifade etmektedir. Bu sesi duyabilmek, sadece belirtileri azaltmakla kalmayıp, aynı zamanda kişinin kendi ile kurmuş olduğu ilişkiyi de dönüştürebilmektedir. Çünkü anlamlandırılabilen her bedensel tecrübe, içsel dünyamıza açılabilen bir kapıyı temsil etmektedir.
Kaynakça
Freud, S. (1926). Inhibitions, symptoms and anxiety. London: Hogarth Press.
Taylor, G. J., Bagby, R. M., & Parker, J. D. A. (1997). Disorders of affect regulation: Alexithymia in medical and psychiatric illness. Cambridge: Cambridge University Press.
van der Kolk, B. (2014). The body keeps the score: Brain, mind, and body in the healing of trauma. New York: Viking.


