Sevginin ölçüsü, miktarı mı yoksa niteliği mi? Günümüzde sevgi, çoğu zaman yoğun duygularla, tutkuyla ve bağlılıkla değerlendiriliyor. Birini ne kadar çok sevdiğimiz, sevgimizin derinliğini belirleyen en önemli ölçütmüş gibi kabul ediliyor. Oysa sevginin gerçek değeri, miktarında değil; biçiminde saklıdır. Çünkü çok sevmek, her zaman güzel sevmek anlamına gelmez.
Modern dünyada insanlar, sevilmeye her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyarken, sevmeyi giderek daha az konuşuyor. Daha çok ilgi görmek, daha fazla değer verilmek ve daha iyi anlaşılmak istiyoruz. Ancak çoğu zaman gözden kaçırdığımız bir gerçek var: Sevgi, yalnızca almakla değil, verebilmekle anlam kazanır. Belki de ilişkilerde yaşanan birçok kırgınlığın temelinde, sevginin bir duygu olarak görülmesi ve bir eylem olarak yaşanmaması yatıyor.
Sevgi Bir Duygu Değil; Sanattır
Erich Fromm, “Sevme Sanatı” adlı eserinde sevgiyi, insanın başına gelen bir duygu değil, öğrenilmesi gereken bir sanat olarak tanımlar. Ona göre sevgi; ilgi, sorumluluk, saygı ve bilgi üzerine kuruludur. Bu bakış açısı, sevgiyi romantik bir his olmaktan çıkarıp, insanın karakterini yansıtan bir davranış biçimine dönüştürür.
Bir sanat eserinin ortaya çıkması, yalnızca ilhamla mümkün olmuyorsa, sevgi de yalnızca duygularla varlığını sürdüremez. Bir ressamın yıllarca çalışarak fırçasını geliştirmesi, bir müzisyenin sayısız prova yaparak ustalaşması gibi, sevmek de emek, sabır ve öğrenme gerektirir. Sanatta ustalık tesadüfen kazanılmaz; sevgi de kendiliğinden olgunlaşmaz. İnsan, sevme becerisini ancak kendini tanıyarak, karşısındakini anlamaya çalışarak ve ilişkilerine özen göstererek geliştirebilir. Bu nedenle sevgi, bir sanat olarak görülmelidir; çünkü her sanat gibi bilgi ister, disiplin ister ve en önemlisi sürekli bir çaba gerektirir.
Sevgi Bir Eylemdir
Fromm, sevginin en önemli göstergelerinden birinin “aktif ilgi” olduğunu söyler. Hatta bunu çok basit ama çarpıcı bir örnekle açıklar: Bir insan çiçekleri sevdiğini söylüyorsa ama onları hiç sulamıyorsa, o kişinin çiçek sevgisine gerçekten inanabilir miyiz? Sevgi, sözde değil, eylemdedir. Sevmek, sadece hissetmek değil; ilgilenmek, emek vermek, sorumluluk almak ve karşımızdaki insanın yaşamına bilinçli bir şekilde dokunmaktır. Bu nedenle sevgi, bir isimden çok bir fiildir. Sevgi yaşanır, uygulanır ve her gün yeniden üretilir. İlgi göstermediğimiz, emek vermediğimiz ve sorumluluğunu almadığımız hiçbir şeyle gerçek anlamda bağ kuramayız.
Güzel Sevmek
İnsan ilişkileri de böyledir. Birini sevdiğimizi söylemek kolaydır; zor olan o sevginin gereğini yerine getirebilmektir. Dinlemek, anlamaya çalışmak, yanında olmak, ihtiyaç duyduğunda destek olmak ve bazen de sadece varlığını hissettirmek… İşte sevgi bunların toplamıdır. Mesele, ne kadar sevdiğimiz değil, sevdiğimiz insanın dünyasına ne kadar dahil olabildiğimizdir.
Gerçek sevgi, karşımızdaki insanın hayatına dikkat kesilmektir. Onu değiştirmeye çalışmadan anlamaya uğraşmak, kendi beklentilerimizin ötesinde bir insan olarak görebilmektir. Çünkü sevgi, sahip olmakla değil, tanımakla derinleşir. İnsan, sevdiği kişiyi kendisine benzetmeye çalıştığında değil, onun kendisi olmasına izin verdiğinde sevgisi olgunlaşır.
Belki de bugün ilişkilerde yaşanan birçok hayal kırıklığının nedeni, çok sevmeyi yeterli sanmamızdır. Oysa sevgi, sadece güçlü hisler yaşamak değildir. Dinleyebilmektir, anlayabilmektir, saygı gösterebilmektir. Gerektiğinde yanında durmak, gerektiğinde ise özgür bırakabilmektir.
Güzel Sevmek İnsanı Tanımlar
Sonuç olarak, sevgi biçimi insanı tanımlar. Çünkü insan, en çok neye emek veriyorsa, aslında en çok onu seviyordur. Sevgi, sadece kalpte taşınan bir duygu değil; davranışlara dönüşen bir bilinç hâlidir. Sevgi, bir kenara bırakılıp yıllar sonra aynı yerden sürdürülebilecek bir hikâye değildir. Yaşatılmadığında zayıflar, ilgilenilmediğinde uzaklaşır ve yeniden emek ister. Sonunda anlarız ki önemli olan, çok sevmek değil, sevgiyi emekle, özenle ve süreklilikle yaşatabilmektir. Çünkü gerçek sevgi, hissedilmekten çok, hissettirebildiğimiz yerde anlam kazanır.


