Çarşamba, Haziran 10, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

“Herkes Mükemmel, Ben Hariç”: Filtreli Hayatların Ardında Ezilen Gerçek Benlik

Sosyal medyada herkes başarılı, güzel, âşık, zengin, huzurlu, biçimli ve spirulina içimli.
Sen?
Sen hâlâ üç harfli marketlerin poşetini kolunda iz bırakmadan taşıyamıyorsun!
Sosyal medya bu çağın aynasıysa, biz o aynada kendimizi hep eksik, silik ve “az” görüyoruz.
Hoş geldin, bu yazı senin için: kendini Instagram filtresinden yetersiz hisseden herkes için.

Sosyal Medya mı Yalan, Biz mi Fazla Gerçek?

Instagram’da bir fotoğraf 47 poz, 12 filtre, 1 uygulama ve 15 saniyelik pozitif açıklama gerektiriyor.
Ama biz o fotoğrafa bakıp şöyle diyoruz:
“Bak o nasıl mutlu… Bende ne eksik?”
Cevap: Eksik olan sen değilsin, fazla olan sahne performansı.
Sosyal medya, hayatın “perde arkası” değil, “gala gecesi.” Ama biz başkasının gala gecesini izleyip kendi pijamalı hâlimizle kıyaslıyoruz. Kendimize haksızlık etmiyor muyuz?
İronik olan da şu: Biz de bazen gala gecesi yapıyoruz. Kahve yanına kitap, pencere önünde battaniye, altına “Kendinle kalmak da güzel” yazıyoruz. Sonra telefonu bırakıp aslında yalnızlıktan ağlıyoruz. Bu bir çelişki değil, bir savunma. Görünür olunca değersizlik hissi geçecek sanıyoruz.

Sosyal Karşılaştırma Kuramı: Kendini Hep ‘Alt Katta’ Hissetmek

Psikolog Leon Festinger der ki: İnsanlar kendilerini başkalarıyla karşılaştırarak değerlendirir.
Yani sosyal karşılaştırma normal.
Ama şu anki karşılaştırmalar “komşunun çocuğuyla” değil, dünyanın en parlak yüzleriyle yapılıyor. Daha güzel, daha başarılı, daha zayıf, daha üretken, daha mutlu gibi görünen binlerce kişi…
Sonuç? Daha güzel görünenler, daha fit bedenler, daha romantik ilişkiler, daha yaratıcı içerikler, daha fazla beğeni…

Sonra kendine bakıp şöyle diyorsun:
“Ben yeterli değilim.”

Hayır, sorun sende değil. Senin hayatın gerçek, onlarınki seçilmiş parçaların kolajı.
Bize kimse şunu öğretmedi: Sosyal medya hayatın tamamı değil, en parlak anlarının vitrini.
Ama vitrini izlemek, bazen içerideki dağınıklığımızı saklamak için perde çekmekten farksız.

Yetersizlik Hissi: Modern Dünyanın Salgını

Her sabah uyanır uyanmaz sosyal medyaya bakan bir zihin, önce ne görüyor?
“Günaydın” pozları, sağlıklı kahvaltılar, yogalar, deniz-kum-güneş üçlüsü… #şükür #verimlilik #enerji bombardımanı.
Sonra kendine dönüyor ve:
“Ben niye enerjik değilim?”
“Ben hâlâ kahveyle ayılmaya çalışıyorum…”
“Ben niye hâlâ sabahları işe gitmek istemiyorum?”
Cevap: Çünkü insansın.

Yani filtrelenmemiş, ham ve sahici bir canlısın, bu sistem seni sahteye alıştırmaya çalışıyor.
“Göstermezsen yaşamamış sayılırsın.” Bu baskı, öz-değeri dış etkenlere bağlamamıza yol açıyor.

Kendinle Barış, Ekranla Değil

Sosyal medya bir araç. Ama kıyas aracı değil.
Eğer kullandığında ruhun daralıyorsa; algoritmalarla değil, kendinle ilgilenme zamanı gelmiştir.
Bazı günler hiçbir şey paylaşmadan yaşamak da başarıdır.
Bazı günler story atmak yerine sessize almak, terapi etkisi yaratır.
Unutma! Beğenilmek, değerli olduğunu göstermez.
Filtreli hayatlara özenmek, kendi gerçekliğine ihanettir.
Paylaşmamak, yok olmak değildir.
Senin değerini ölçen şey, dijital etkileşim değil, içsel denge.

Kısa ve net: Herkes mükemmel görünüyorsa, kimse gerçekte öyle değildir.
Ve sen, tüm karmaşanla, eksiklerinle, arada düşüp kalkmalarınla çok kıymetlisin.
Sosyal medya seni “az” hissettirmesin, çünkü sen zaten fazlasıyla insansın.

Peki Bu Hep Böyle mi Sürecek?

Hayır tabii ki. Önce dürüst olacağız kendimize. “Başkası ne der?”i bırakıp “Ben ne yaşıyorum?” sorusuna döneceğiz.
Mesela “Kıskanıyorum.” diyebilmek bir erdemdir; çünkü ancak kabul ettiğimiz duyguyu dönüştürebiliriz.
Duyguları susturmak değil, onları anlamak iyileştirir.

Evet, kabul edelim: Sosyal medya, hepimizin vitrinidir; arka depo pek paylaşılmaz.
Kimse “Bugün kendimi hiç sevilmiyor gibi hissediyorum ve bu dört gündür böyle” yazmaz.
Ama bu, o hissin yaşanmadığı anlamına gelmez.
Yani o mükemmel evliliklerin, parlayan kariyerlerin, Bali tatillerinin ardında da kırık aynalar olabilir.
Biz sadece yansımaya bakıyoruz, gerçekliğe değil.

Ve Şimdi, Bu Yazıyı Okuyan Sen…

Evet, sen! Belki de bu satırları okurken bile bir yanın, “Yine de onlar kadar iyi olmalıyım” diyor.
Ama unutma, iyi olmak görecelidir; iç huzurun varsa, zaten oldun demektir.
Belki de “mükemmel” dediğin şeyin senden öğrenecek çok şeyi vardır.

O yüzden bir dahaki sefere, Instagram’da bir başarı postu gördüğünde, içinden şöyle de:
“Aferin onlara… Ama ben de buradayım. Kendi hızımda, kendi yolumda.”
Çünkü bazen yavaş gitmek de bir başarıdır — hele ki kendi yolundaysan.

Sevgi Bingöl
Sevgi Bingöl
Selçuk Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu. Lisans eğitiminin ardından Necmettin Erbakan Üniversitesi'nde “aile danışmanlığı” eğitimini tamamladı. Pek çok terapi ekolünden eğitimler aldı: Bilişsel Davranışçı Terapi, Şema Terapi, EMDR, EFT, Çözüm Odaklı Terapi bunlardan birkaçı. Şu an yüz yüze ve online olarak hem bireysel danışmanlık hem de aile ve çift danışmanlığı yapmakta. Aile danışmanı, yazar, mizahın ve psikolojinin kesişim noktasında kalem oynatan biri. İlişkileri sadece çözümlemekle kalmaz, aralarındaki sessizlikleri de tercüme eder. Bazen bir terapi odasında, bazen de bir kelimenin içinde hayat bulan hikâyelere dokunur. "Psikomik" adlı mizahi sözlük çalışmasıyla, ruh sağlığına hem düşündüren hem güldüren bir pencereden bakmayı amaçlıyor. Yazılarında zaman zaman bir çocukluğun izini, bazen de yetişkinliğin çarpık bağlarını bulabilirsiniz. İnsanı anlamaya dair sabırlı bir merakı, kelimelere karşı ise hafif alaycı bir sevgisi vardır. Kaleminin ucu çoğu zaman travmalara, bağlanma stillerine, duygusal ihmalin görünmeyen izlerine dokunur. Ancak bunu yaparken her zaman biraz mizahı da yanında taşır. Mizah onun için sadece güldürme sanatı değil; duygunun, acının, sorgulamanın taşımaya daha dayanılır bir hali. Bu yaklaşımıyla “Psikomik” adlı mizahi sözlük projesini hayata geçirerek psikolojik terimleri gündelik yaşamın içinden esprili bir dille yeniden yorumlamaya başladı. Yazılarında akademik bilgiyle insani sıcaklığı bir araya getirirken, okuyucusunu da pasif bir izleyici değil, hikâyenin bir parçası olarak görür. Her cümlede bir danışan sesi, her metaforda bir içgörü gizlidir. Duyguların en çıplak haliyle ortaya serildiği terapi odalarını, kelimelerle inşa etmeye devam ediyor. Gözlemlerle örülmüş, sahici ve zaman zaman ironik diliyle Sevgi Bingöl, bu dergide de sizi insan ruhunun kıvrımlarında kısa ama etkili bir yolculuğa davet ediyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar