Kutlamaları sadece birer molası gibi görmemek gerekir; onlar aslında hayata “ben buradayım” diyebilmek için sığındığımız anlardır. İnsan, yaşam duraklarını kutlayarak zamanın amansız akışına sembolik çentikler atar. Doğum günleri, mezuniyetler veya başarılar, aslında bireyin dünyaya fırlattığı birer “buradaydım ve bu önemliydi” nidasıdır. Bu yönüyle kutlamalar, salt bir sosyal etkinlik olmanın ötesinde, varoluşsal bir onaylanma mekanizmasıdır. Ancak Belçikalı sanatçı Hans Op de Beeck’in Celebration adlı video çalışması, bu mekanizmayı ters yüz ederek bizi sarsıcı bir boşlukla karşı karşıya bırakır. Ortada kusursuz bir kutlama düzeni vardır. Garsonlar, aşçılar, yemekler, pastalar… Fakat bu düzen, anlam üretmek yerine anlamın yokluğunu ete kemiğe büründürür.
Kusursuz Düzenin Yarattığı Tekinsiz Boşluk
Videoda karşımıza çıkan uçsuz bucaksız masa, mutlak bir intizam içindedir. Tabaklar simetrik, yemekler iştah açıcı, servis tıkır tıkır işlemektedir. Aşçılar ve garsonlar, görünmez bir ev sahibine hizmet edercesine görevlerinin başındadır. Ancak masanın etrafı ıssızdır. Bu eksiklik, izleyicide anlık bir tekinsizlik hissi uyandırır; çünkü zihnimiz, yarım kalmış ya da öznesi eksik sahnelere karşı doğuştan gelen bir tahammülsüzlüğe sahiptir. Bir olayın sonsuza dek “başlamak üzere” askıda kalması, çözülmeyen bir psikolojik gerilim yaratır. Celebration, bu gerilimi dindirmek yerine onu bir seyir deneyimine dönüştürür.
Bu ıssızlık, kutlamaların modern dünyadaki işlevini de sorgulatır. Toplum, kutlama anlarında bireye “mutlu olma zorunluluğu” dayatır; o an yaşanması gereken duygu önceden reçete edilmiştir. Oysa modern birey için bu toplumsal beklenti ile içsel gerçeklik arasındaki uçurum giderek derinleşmektedir. Birçok insan, abartılı kutlamaların ortasında bile o tanıdık kopukluk ve anlamsızlık hissiyle boğuşur. Celebration, bu yabancılaşmayı istisnai bir durum olarak değil, çağdaş yaşamın merkezindeki çıplak bir gerçeklik olarak sunar.
Videonun ağır aksak temposu, bu içsel boşluğu daha da derinleştirir. Zaman neredeyse donmuş gibidir. Normal şartlarda kutlamalar, zaman algısının yittiği, “nasıl geçtiğini anlamadığımız” anlardır. Op de Beeck ise tam aksini yaparak zamanı görünür, ağır ve kaçınılmaz kılar. Bu durum, bireyin zamanla kurduğu savunmacı ilişkiyi yerle bir eder. Kutlamalar çoğu zaman faniliği maskelemek için yapılırken; Celebration bu maskeyi düşürür. Sahne, bu noktada sanat tarihindeki vanitas geleneğine, yani yaşamın geçiciliğine selam gönderir. Masa ne kadar zengin olursa olsun, o yemekler bozulacak ve o düzen dağılacaktır. İnsanlar o masaya hiç oturmasa bile zaman akmaya devam edecek. Psikolojik olarak kaçtığımız bu yüzleşme, ölümün ve sonluluğun sessizliği, videonun her karesine sinmiştir. Kutlama anları ölümü unutturmak içindir; Celebration ise bu unutuşu reddeden bir hatırlatıcıdır.
Performans Toplumu ve Anlamın İflası
Günümüzün “performans toplumu”nda bu yüzleşmeden ısrarla kaçıyoruz. Sosyal medya kültürüyle birlikte kutlamalar, hissedilen duygulardan ziyade sergilenen karelere dönüştü. Mutluluk artık yaşanılan bir süreç değil, belgelenmesi gereken bir “durum”dur. Celebration, bu performatif mutluluk anlayışını boşa çıkarır. Ortada sergilenecek bir neşe, paylaşılabilecek bir kalabalık yoktur; sadece titizlikle dekore edilmiş bir boşluk vardır.
Videonun mekân seçimi de bu yabancılaşmayı körükler. Doğanın ortasına kurulmuş o şatafatlı masa, rasyonel insan aklının tabiata vurduğu anlamsız bir mühür gibidir. İnsan eliyle kurulan bu yapay düzen, çevresindeki vahşi doğa karşısında son derece kırılgan kalır. Bu karşıtlık, izleyiciyi temel bir soruya iter: Neden bu kadar çok düzen kuruyoruz? Bu ritüeller gerçekten güven mi veriyor, yoksa sadece kontrol yanılsamamızı mı besliyor?
Kameranın konumu ise izleyiciyi ne tam bir davetli ne de tam bir yabancı kılar. Bu eşikte olma hali, seyirciyi edilgenlikten çıkarıp kendi iç dünyasına iter. Masadaki her boş sandalye, izleyicinin kendi yarım kalmışlıkları, hayal kırıklıkları ve sessiz anlarıyla dolar. Video aslında bir ayna görevi görerek bize şunu fısıldar: Kutlamalar her zaman mutluluğu kutsamaz; bazen onun yokluğunu daha görünür kılmak için oradadırlar.
İnsanın belirsizlikle baş etme yöntemi olan “hayatı bölümlere ayırma” dürtüsü, bu videoda karşılıksız kalır. “Bu aşamayı tamamladım, şimdi diğerine geçiyorum” diyebileceğimiz o net bitiş çizgisi burada yoktur. Bu da beraberinde yoğun bir kaygı getirir. Çünkü kutlamalar, ne hissetmemiz gerektiğini bildidimiz güvenli limanlardır. Celebration bu limanı yok eder ve bizi rotasız bırakır.
Son tahlilde eser, modern insanın “anlam üretme mecburiyeti”ne dair hüzünlü bir eleştiridir. Hayatı anlamlı anlar biriktirme projesi olarak gören bizler için bu video, projenin iflasını temsil eder. Anlam, ritüelle veya hazır bir sofrayla otomatik olarak gelmez. Bazen her şey hazırdır, garsonlar beklemektedir, masa kusursuzdur ama anlam yine de uğramaz. İşte o an, izleyici videonun başından sonuna peşini bırakmayan o dürüst ve çıplak soruyla baş başa kalır: Eğer en büyük kutlamalar bile içimizdeki boşluğu doldurmaya yetmiyorsa, bizi gerçekten ne tatmin edebilir?


