“Kişi, neden kendi farklılıklarıyla var olmak yerine uyum sağlamayı tercih eder?” “Sevilme ve değer görme arzusu, toplumun güzellik kalıplarına ne kadar bağımlıdır?’’
Günümüz modern dünyasında artan yüksek estetik standartlar ve tek tip güzellik anlayışı, bireylerin fiziksel görünüm kaygısını oldukça arttırmıştır. Sosyal medyanın günlük yaşamlarımıza dahil olmasıyla birlikte güzellik; yalnızca görsel olarak değil, toplum tarafından kabul edilmenin ve değer görmenin anahtarı olarak tanımlanıyor. Bu algının yarattığı baskı, kendimizi estetik ölçütlere uyum sağlamaya zorunlu hissettiriyor. Kişilerin ve medyanın estetik anlayışına uygun hale gelmeye çalışmak, bizi benliğimizden ne kadar uzaklaştırıyor?
Sosyal platformlardaki “mükemmel” olarak görülen yüz ve vücutlara yeterince benzerlik göstermediğimizde; çevremizden gelen eleştirilere, dışlayıcı tutumlara ve yargılayıcı bakışlara maruz kalabiliyoruz. Aynaya baktığımızda daha önce dikkatimizi bile çekmeyen fiziksel özelliklerimiz bize “kusur” olarak görünmeye başlıyor. Farklıkılarımızı eksik yönlerimiz olarak görmeye başlıyoruz, bu da özgüvenimizin derinden sarsılmasına ve yoğun bir yetersizlik hissi yaşamamıza sebep olabiliyor. Yani beden memnuniyetsizliği ruhsal olarak yıpranmamıza ve özümüzden uzaklaşmamıza sebep oluyor. Birçok birey, belki de kendi güzellik anlayışının ne olduğunu sorgulamadan popüler kültürün dayattığı estetik standartlara uyum sağlamaya çalışıyor.
Beden Algısı ve öz Şefkat
Bedenlerimizi belirli kalıplar içerisine sıkıştırmaya çalışmak, aslında kendimizi değersizleştirmek değil midir? Vücutlarımız: yaşamlarımızı sürdürebilmemizi, zevk alabilmemizi ve deneyimler kazanabilmemizi sağlayan sistemlerin mükemmel bir bütünüdür. Bu yüzden bedenlerimizi yalnızca estetik bir görünüm olarak değerlendirmek, kendimize yaptığımız en büyük haksızlıklardan biridir. Kişisel farklılıklarımızı kusur olarak nitelendirmek yerine, aslında bu özelliklerin bizi eşsiz yaptığını fark etmek kendimizi olduğumuz gibi kabul edebilmemizin ilk adımıdır.
Modernitenin getirdiği yüksek estetik standartlar, bireylerde yalnızca beden memnuniyetsizliği ve özgüven eksikliğine yol açmadı. Yaratılan algılar adeta sevilebilmenin sırrının da güzellik olduğunu zihinlerimize yavaş yavaş işledi. İnsanlar beklediği ilgi ve değeri görememesinin sebebini, fiziksel özelliklerinin ideal görünümde olmaması olarak yorumladı. Aslında bu düşünce çocukluk dönemimizden itibaren, okuduğumuz masallar veya izlediğimiz animasyon filmler aracılığıyla da birçoğumuzun bilinçaltında yer edindi. Güzellik standartlarına uyan başroller daima iyi ve sevilmeye layık olarak resmedilirken; estetik ölçütlerin dışında değerlendirilen karakterler kötü, kıskanç ve bencil olarak yansıtıldı. Görsel imaj: hem kıymetli olabilmenin bir göstergesi hem de kişilik özelliklerinin tahmin edilmesinde bir kıstas olarak belirlendi.
Sevginin Koşulsuz Doğası
Sevilebilir ve değerli olabilmenin ölçütü güzellik midir? Sevgi insanın en saf ve özel varlığıyken, dış görünüş gibi materyalist bir kavramın içine hapsetmek doğru değildir. Bu duygunun ölçüt olarak güzellik ideallerine uygunluk olarak değerlendirilmesi, onun manevi değerini yok eder. İnsanların gözünde sevilebilir ve değerli olabilmenin, öğretilenin aksine belirli bir koşulu olmamalıdır. Sevginin söz konusu standartlara göre şekillendiği düşünülüyorsa, o hissin samimiyeti ve gerçekliği sorgulanmalıdır.
Zihinlerimizde senelerdir şekillenen bu algı ve görüşlerin farklılaşması mümkün müdür? Fiziksel görünüş, insanlık tarihi boyunca büyük önem taşıdığından; bireyler yüzyıllardır görünüşleri üzerinden karakter ve kişisel özelliklerini tanımlamaya çalışmıştır. Kişi, ruhundaki manevi boşluğu ve duygusal eksikliklerini telafi etmek amacıyla dışsal güzelliğe odaklanma eğilimi gösterebilir. Toplum tarafından benimsenmiş kalıpları değiştirmek bireysel olarak yapabileceğimiz bir şey olmasada, kendi bakış açımızı ve algımızı değiştirmek bizim elimizdedir.
Psikolojik Sağlık ve Toplumsal Bilinç
Modern kültürün yarattığı güzellik baskısı: bireylerde kendine yabancılaşma, depresyon, anksiyete ve yeme bozuklukları gibi birçok psikolojik rahatsızlığa sebebiyet vermektedir. Kabul görmüş estetik standartlara uymadığı düşünülen kişilere yapılan zorbalıklar ve kötü yorumlar, insanlarda ciddi travmalara sebep olmaktadır. Öylesine yaptığımız bir yorum bile karşımızdaki kişiyi içsel olarak yaralayabilir, bu konuda da toplumsal olarak bilinçlenmek önemlidir. Bedenlerimiz ruhlarımızı barındıran, bizi hayatta tutan en değerli varlığımızdır. Unutulmamalıdır ki sevgiyle bakılan her şey güzelleşir, bir bakış her şeyi değiştirebilir.


