İnsan ruhunun doğası özneldir. Ve her ayrı hikayenin ayrı kahramanı vardır. Hayat hikayelerinin benzerliği birbirine teğet geçse de tam anlamıyla aynı kalmaz; çünkü insan, yaşanmışlıklar, yetiştirilme şekilleri, yorumlamaları farklıdır.
Gücün tanımı ise; herhangi bir şeyi yapabilme kapasitesidir (zihinsel veya ruhsal). Psikolojide güç; bireyin zorlu yaşam koşullarıyla başa çıkma, duygusal dengeyi koruma, esneklik (resilience) gösterme ve stres karşısında kendini toparlama kapasitesi olarak tanımlanır (Yavuz, K., 2020).
Psikolojik Sağlamlığın İki Yüzü
Duygular kendi bağımsızlığını ilan ettiğinde, kül olduğunu en derinden hissederken de psikolojik sağlamlılık (güç) devreye girer. Bireye kontrolsüz bağımsızlığının dengesini öğretirken, kül olduğu yerden toparlanabilmeyi kazandırır. Ve kazandıran sağlamlılık kişinin hayatında sağlıklı bir güçtür. Bireyin acısı başka bir sancıya iyi geliyorsa, acıdaki farkındalık kazanıldıysa; güçlü kalmayı öğrendi demektir. Ya da güç buradan doğdu demektir. Peki güç her zaman acıdan mı doğar? Tabii ki de hayır. Mizaç, duygusal kapasite, duygu regülasyonu, sosyal öğrenme, ebeveyn tutumları vb. bu konuda en önemli unsurlardır.
Ruhu Besleyen Gücün Doğası
Besleyen güç; kendi hayatını seçebilmek, sorumlulukları alabilmek, konfor alanından çıkma cesaretini gösterebilmek ve bunların getirdiği zorluklara karşı duruşu simgeler. İnsan ruhu, ilmek ilmek örülen bir atkı gibidir. Sevgi her ilmeği yumuşatır, umut ipliği koparmadan devam etmeyi sağlar. Bazen düğümler olur; kırgınlıklar, yorgunluklar… Ama insan, sabırla örmeye devam ettikçe o atkı sadece ısıtmaz, aynı zamanda sarıp sarmalar. Ruhu besleyen güç; hızlıca tamamlamak değil, ilmek ilmek kendine dokunabilmektir.
Kendine iyi gelebilmeyi bilen insan; yolunun neyle aydınladığını da biliyordur. Ancak yolunu aydınlatacağını sanarak daha da karanlığa gömülen insanlar da vardır. Onlar güçlü değil miydi? Çok güçlüydü. Çok da dayanıklıydı. Ancak neden yolları daha fazla karanlığa gömüldü?
Zehirleyen Güç ve Trajik Paradoks
Çünkü güçleri zehirliyordu. Işığı başkalarının yoluna tutmaktan kendi yolları karanlığa düşenler, kolay düşünmek varken zoru tercih edenler, alanlarını genişletebilecekken kendi ruhlarını hapsedenler, önü açıkken karanlıkta kalmaya alışmış olanlar… bu gücün sahibidirler. Bu güç bazen öyle görünmez bir hal alır ki; ne o kişinin karakteriyle örtüşür ne de kendi hayatında o gücü görebilirsiniz. Çünkü bu güç başkalarına hayat olurken, başkalarına hayat verebilmek için: kendi hayatını vermektir.
Bu insanlar suçu karşı tarafa aktarmak yerine kendileri üstlenirler, bir fikre itiraz etmek yerine ona dayanmayı tercih ederler, bırakmaları gereken yerde daha sıkı tutmayı tercih ederler.. bundan sebep fazla uyumun getirdiği görünüşü naif ruhu savaşçı kimliğini çağrıştırır. Karanlığın içinde o karanlıktan kurtulmayı seçmek ve bunun için çaba harcamak yerine o karanlığın içinde dayanmaya çalışarak bir dünya kurmaya çalışanların hikayesi.. Başını kaldırsa ışık önünde ama o karanlığa alışmış, karanlıkta da mutlu olmayı deneyimlemiş..
İşte bu zehirleyen güçtür. Zehirleyen güç; zehirleyen dayanıklılıkla da beraberinde gelir. Bağlanmanın zıttı karşıt tepki (destek kabul etmemek). Güçlü bir duruş gibi gözükse de ruhun yaralanmasına ve yalnızlaşmasına giden yoldur. İnsanın kendini korumak için ördüğü görünmez duvarlar, çoğu zaman yalnızlık, kırgınlık ve anlaşılmama hissiyle kendi hapishanesine dönüşür. Bu savunma mekanizmaları, dış dünyadan korunmayı amaçlasa da içten içe duygusal yaralar almamıza ve en büyük trajedimiz olan hapisliğe neden olur. Aslında insan insana ihtiyaç duyar ve iyileşme ancak bu duvarların aşılmasıyla mümkündür.
Bu durumu daha derinlemesine inceleyen diğer perspektifler:
-
İçten Yaralanma: Kendimizi dış dünyadan izole ettiğimizde, bu duvarların arkasında oluşan yalnızlık, dışarıdaki risklerden daha yıkıcı olabilir.
-
Trajik Paradoks: Korunma çabası, insanı en çok savunmasız bırakan duruma, yani kendi yarattığı yalnızlığa hapseder.
-
İhtiyaç Duyulan Bağ: Bağ kurmak, en zor anlarda duvarların arasından sızan ışık gibi iyileştiricidir ve insanı ayakta tutar (cmopsikococukmerkezi).
Çabanın İki Yönü
Çabanın iki yönlüsü; Besleyen gücün, sağlıklı çabası Zehirleyen gücün, zarar veren çabası
İkisinde de çaba var ama biri var ediyor/varlığa değer katıyor; diğeri yok ediyor/varlığı silikleştiriyor. İnsan defalarca yıkılabilir, defalarca kırılabilir. Ancak bu kırılmanın sonucunda neyi tercih ettiğidir mesele.. Kırıldığı yerden yeniden ayağa kalkmak mı, kırıldığı yeri sevip o acıya gömülmek ya da o acıdan kendine bir mutluluk alanı yaratmaya çalışmak mı.. Biri kendini kabul eder ve acının hayatın bir parçası olduğu yorumlar; diğeri kendini yok sayarak acıyı kabul eder. Ve acıyı benliğiyle öyle özdeşleştirir ki o acıdan ayağa kalkmak aklına bile gelmez.
İşte tam da burada güç devreye girer. Kırık camlar bütünleşip güçlü bir kalp ortaya çıkarır. Ama bu güç yaralayıcıdır. Çünkü bu kalbin ortaya çıkışı keskin bir camdır. Bir de duvardan çıkan çiçekler vardır. Duvardan bir daha bitki üretmez dersiniz ancak en güzel çiçekleri sunar sizlere. Bu da sağlıklı gücün toparlanma umududur.
Umut her zaman vardır ancak senin ne seçtiğin çok değerlidir.
Tıpkı Carl Gustav Jung’un söylediği gibi; “İnsan bazen en çok, kendini korumak için kurduğu duvarların içinde yaralanır.” Ve insanı besleyen ise; “İnsanı ayakta tutan, gücü değil; yeniden ayağa kalkma isteğidir.”
Seçim senin…


