Perşembe, Haziran 4, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Gitmek Yetmez

Bitmiş Gibi Duran İlişkilerin içimizde Sürmesi

Bazı ilişkiler vardır; bitmiş olmaları, etkilerinin de bittiği anlamına gelmez. Aradan zaman geçer, hayat devam eder, dışarıdan bakıldığında her şey yerli yerine oturmuş gibidir. Ama ilişkilerde yaşanan duygular, sanki zamanın dışına düşmüş gibi hâlâ yerinde durur. İnsan bazen, hiç beklemediği bir anda, daha önce fark etmediği, hâlâ orada bekleyen yaşanamamış ve dile getirilememiş duygularla yeniden karşılaşır ve kendi kendine sorar: “Bunca zaman geçti ama hâlâ bu duygudan neden kurtulamıyorum?”

Bu sorunun işaret ettiği şey çoğu zaman duygunun kendisi değildir; mesele, duygunun hiçbir zaman tam olarak yaşanmamış olmasıdır. Tam anlamıyla temas bulamamış, kendini ifade edememiş bu hisler zihinde bir yerde bekler ve ara sıra kendini hatırlatır.

Tamamlanmamış Hikayelerin İzleri

Bitirilemeyen ilişkiler de böyledir; yaşanmışlıkla ölçülemez ama etkisi hâlâ sürer. Kimi zaman bu, tamamlanmamış bir hikâyenin izleri gibi hissedilir, kimi zaman da kişi farkında olmadan bu etkiyi gündelik hayatın içinde taşır.

Ortada gerçek bir birliktelik de olmayabilir; ayrılık hiç yaşanmamış, yaşanmış olsa da zihin o sahneden çıkamamış olabilir. Ruhsal olarak belirleyici olan, yaşananın adı ya da biçimi değil; duygunun bir temas bulup bulamadığıdır. Temas bulamayan duygu, yaşanmadığı yerde kalır.

Bu yüzden bazı bağlar bitmiş olsa bile bitmez; bazılarıysa hiç başlamamışken bile içerde sürer. Bazı bağlar ne tam yaşanır ne de açıkça sonlanır. Ne büyük bir kavuşma vardır ne de sahici bir ayrılık. İşte bu tür bağlarda duygu doğal akışında ilerleyemez. Hayal kırıklığıyla temas edemez, kaybın ağırlığı hissedilemez, yas tutulamaz. Duygu bastırılır; kişi, duygunun sona ermesi gerektiği düşüncesiyle onu görmezden gelir.

Bastırılan Duygunun Yüzeydeki Yansımaları

İnsan bu noktada öfkeli olduğunu zannedebilir; ya da suçluluk, kırgınlık, hayal kırıklığı hissedebilir. Bastırılan duygu doğrudan yüzeye çıkmasa da çeşitli davranışlarla kendini gösterebilir: İçine kapanma, çekilme, sabırsızlık veya tutarsızlık yaratabilir. Ama yakından bakıldığında görülen şey her zaman bunlar olmayabilir. Dikkatli bakıldığında kimi zaman görünen, birinin fark etmesini bekleyip durmaktan yorulmuş bir görülme ihtiyacıdır. Görülmemek, hesaba katılmamak, bağın tek taraflı hissedilmesi…

Yüzeyde öfke, kaygı veya suçluluk gibi görünebilir; ama çoğu zaman esas olan bu hâl, kırılmayı dengeleme çabasıdır. Duyguyu taşırmamak için bastırmak, ilişkiyi zorlamamak için geri çekilmek, bağ kopmasın diye kendi ihtiyacını kısmak…

Bütün bunlar bir noktaya kadar işe yarar. Ama bedeli vardır. Çünkü bastırılan duygu kaybolmaz; sadece daha az görünür bir yerde bekler. Bu bekleyiş zamanla yorucu bir hâl alır. İnsan bir yandan bağı koparmak istemez, diğer yandan bu bağın içinde kalmanın yarattığı acıyla baş etmeye çalışır. Ne tam yakınlaşabilir ne de gerçekten uzaklaşabilir.

Ortaya çıkan ani mesafelenmeler, sert kararlar ya da uç tepkiler çoğu zaman karşı tarafı cezalandırmak için değil; kendini yeniden yaralamamak için geliştirilmiş reflekslerdir. Ama bu refleksler, duygunun kendisi değildir. Çoğu zaman bu geri çekilmeler bilinçli bir karar olmaktan çok, insanın kendiliğinden bulduğu geçici çözümler gibi ortaya çıkar.

Geri Çekilmenin Farklı Biçimleri

Gitmek her zaman aynı anlama gelmez. Bazen insan, hissettiği şeyden kurtulmak ister ve bunun yolunu temasın kendisini azaltmakta bulur. Ama bu tür bir geri çekilme çoğu zaman duygunun kendisini azaltmaz; yalnızca onunla karşılaşma ihtimalini gündelik hayattan siler.

Bu yüzden bastırılmış olan, en ufak bir kırılganlıkta yeniden ortaya çıkar. Oysa başka bir geri çekilme biçimi daha vardır. Duyguyu yok etmeye çalışmayan, onu inkâr etmeyen bir adım. Burada amaç unutmak değildir; taşmayı azaltmaktır. İnsan, kendini yeniden yaralamayacağı bir sınır arar.

Bu sınır, duygunun yerine geçmez ama onun kişiyi ele geçirmesini engeller. Böylece bazı mesafeler, duyguyla kurulan ilişkinin daha az yıkıcı bir hâl almasına izin verir. Ama bu her mesafenin düzenleyici olduğu anlamına gelmez. Elbette bu tür sınırlar herkes için aynı anlamı taşımaz. Kimi bağlarda düzenleyici olan bir geri çekilme, başka bir yerde yalnızca ertelenmiş bir yüzleşme olarak kalabilir.

İçeride Devam eden Hassasiyet

İnsan kendini korumak için geri çekildiğinde, dışarıdan bakıldığında her şey yerli yerine oturmuş gibi görünür. Oysa içeride devam eden şey, duygunun kendisidir: hâlâ tetiklenen bir hassasiyet, hâlâ kolayca canı acıtan bir temas alanı.

Bu durumu yaşayan kişi bazen uzun süre kimseyi hayatına almaz. Bazen biriyle karşılaşır ve hayatına birini almayı dener. Bu her zaman birinin yerini doldurma isteğinden doğmaz. Daha çok, içeride kalanla birlikte hayatın içinde kalmaya çalışmak gibidir.

Yine de o tanıdık duygu tamamen kaybolmaz. Çoğu zaman geri plandadır, üstü örtülmüş gibidir. Ama beklenmedik anlarda, bir cümlede, bir bakışta ya da kişinin kendini biraz savunmasız hissettiği bir anda yeniden hissedilir. Çünkü burada mesele bir şeyin bitip bitmemesi değil, etkisinin nasıl taşındığıdır.

Bazı bağlar, hayatın belirli bir döneminde ruhsal olarak çok yoğun bir yere yerleşir. Bir geçiş anına, bir kırılma noktasına, bir “olduğum kişi” hâline eşlik eder. Sonradan hayatımıza girmiş olsa bile, orada aldığı yer basit bir ilişki yeri değildir. Bu yüzden başka bağlar bu duygunun üzerini örtmez; çoğu zaman örtmeye çalıştıkça yük artar.

Duyguyu Denetleme Çabası ve Yorgunluk

Asıl yoran şey sevgi değildir. Sevgi zaten kendi yolunu bulur. Yoran şey, bu sevginin ne zaman, nerede ve ne kadar görünür olacağını sürekli denetleme çabasıdır. Düşünmemek için düşünmek, hissetmemek için tetikte olmak, yansıtmamak için kendini tutmak…

Bazen kişi, karşısındaki insan hayatında yokken daha iyi hissettiğini fark eder. Bu, iyileşmeden çok bir yükün geçici olarak hafiflemesi gibidir. Bu hafifleme o kişiden uzaklaşılmasıyla ilgili değil; duyguyu dizginleme çabasının azalmasıyla ilgilidir. Yorgunluk biraz olsun diner. Ama bu, duygunun çözüldüğü anlamına gelmez; yalnızca baskının gevşediği bir andır.

Duygular sonsuza kadar sürmez. Psikolojik olarak böyle bir şey mümkün değildir. Ama bastırılan, tanınmayan ve işlenmeyen duygular çözülmek yerine askıda kalır. Donmuş gibi hissedilir. Oysa çözülme, yok etmekle değil; temas etmekle olur.

Yas tutulduğunda, hayal kırıklığına izin verildiğinde, kayıp gerçekten kabul edildiğinde duygu kendi doğasına uygun biçimde dönüşür. Bu çoğu zaman düz bir çizgi hâlinde ilerlemez ve bir anda olmaz. Ama olur. Ve ancak o zaman insan, duygunun yükünden değil; onunla kurduğu mücadelenin ağırlığından kurtulur.

Bazı bağlar bize şunu öğretir: Her bağ koparılarak bitmez. Bazıları, ancak gerçekten hissedildiğinde sona erer.

Elif Hazal Gevrek
Elif Hazal Gevrek
Elif Hazal Gevrek, klinik psikolog ve yazardır. Lisans ve yüksek lisans eğitimini burslu olarak tamamlamış; sağlık sistemini güçlendirme ve afet-deprem projeleri kapsamında aktif olarak görev almıştır. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ekolüyle çalışmakta; anksiyete bozuklukları, panik atak, depresyon, travma sonrası stres bozukluğu, bağımlılıklar ve aile terapileri gibi birçok klinik alanda bireysel terapi hizmeti sunmaktadır. Mesleki birikimini ve içgörülerini yazıya taşıyan Gevrek, geçmişte çeşitli kültür, sanat ve edebiyat dergilerinde deneme yazarlığı yapmıştır. Psikoloji alanındaki yazılarında ise insani deneyimleri ruhsal çözümlemelerle buluşturur. "Nereden Düştük Bu Aşka" (Nemesis Kitap) adlı ortak kitapta “Terk Edilme ile Baş Etme” başlıklı bölümüyle yer almış; ayrıca, bireyi tanıma tekniklerinde yapay zeka destekli yöntemler üzerine bir akademik yayına katkı sunmuştur. Psikoloji dergisindeki köşesinde, hem klinik gözlem hem edebi sezgiyle şekillenen yazılarıyla okurla derinlikli bir temas kurmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar