Yapay zekâ ve akıllı telefonlar belirsizlikten korkmamıza ve daha kaygılı olmamıza nasıl yol açıyor. Peki nasıl?
Teknoloji anında yanıtlar sunarak, belirsizlikle nasıl başa çıkacağımızı öğrenme fırsatımızı elimizden alıyor. Oysa belirsizliğe tahammül edebilme kapasitesi, ruhsal dayanıklılığın temel bileşenlerinden biridir. Belirsizliğe tahammülsüzlük, özellikle kaygı bozukluklarında sıkça görülen bir özelliktir ve günümüz teknolojik alışkanlıkları bu özelliği farkında olmadan pekiştirebilmektedir.
Garip bir bedensel belirti yaşadığınızda, bir doktora danışmak yerine ChatGPT gibi bir sohbet botuna mı başvuruyorsunuz?
Eğer öyleyse, yalnız değilsiniz. The New York Times yakın zamanda, tıbbi bilgi almak için sohbet botlarının kullanımını ele alan bir yazı yayımladı. Buna göre 30 yaş altındaki yetişkinlerin yaklaşık dörtte biri, düzenli olarak tıbbi bilgi edinmek için yapay zekâdan yararlanıyor. Yazı, özellikle ABD sağlık sisteminin karşı karşıya olduğu yapısal zorluklar düşünüldüğünde, sohbet botlarının erişilebilirlik açısından sunduğu faydalara dikkat çekerken; düzenli bir doktor ilişkisi yerine bir algoritmaya güvenmenin potansiyel sakıncalarını da vurguluyor.
Ancak ruh sağlığı alanında çalışanların sıklıkla gözlemlediği başka bir boyut daha var: Bilgiye anında ulaşabilmek, birçok insanın kaygı düzeyini azaltmak yerine artırıyor. Bu durum, çoğu zaman bilginin içeriğinden çok, bilginin bu kadar hızlı ve zahmetsiz şekilde elde edilmesiyle ilgili.
Kaygı sorunları yaşayan kişiler belirsizlikten hoşlanmaz; belirsizliği tehlike ya da kötü bir şey olacakmış gibi algılama eğilimindedirler. Oysa belirsizlik, doğası gereği nötrdür. Henüz gerçekleşmemiş bir şey belirsizdir ve öyle olması gerekir. Gün içinde yaşadığımız sayısız bedensel duyumun her birinin nedenini tam olarak bilmek zorunda olsaydık, beynimiz bunu işleyemezdi.
Nörobiyolojik açıdan bakıldığında, belirsizlik algısı; tehdidi hızlıca tarayan amigdala ile durumu değerlendiren prefrontal korteks arasındaki dengeyle ilişkilidir. Kaygı bozukluklarında bu denge bozulur ve “bilmiyorum” durumu, “tehlikedeyim” şeklinde yorumlanır. Böylece belirsizlik, güvenlik ihtiyacıyla eş anlamlı hâle gelir.
Kaygı sorunu yaşamayan bireyler belirsizliği felaketleştirmez; onu hayatın doğal bir parçası olarak kabul ederler. Örneğin sağlık kaygısı yaşayan biri baş ağrısı hissettiğinde “Beynimde tümör var” diye düşünebilir ve bu düşünceyle kaygısı hızla yükselir. Ardından ChatGPT’ye sorar. ChatGPT, ayrıntılı, ilgili ve büyük olasılıkla doğru bir yanıt verir: Bunun bir beyin tümörü olmadığını söyler ve nedenlerini açıklar. Kişi belirgin biçimde rahatlar.
İlk bakışta bu oldukça olumlu görünür. Ancak sorun tam da burada başlar.
Kişi, bu rahatlamayı kendi içsel regülasyon kapasitesiyle değil, dışsal bir güvence aracılığıyla sağlamıştır. Bir sonraki bedensel duyumda, bunu olduğu gibi bırakıp hayatına devam etmek yerine yeniden güvence arama ihtiyacı hisseder. Böylece belirsizlik–kaygı–güvence döngüsü pekişir.
Bilişsel davranışçı terapi perspektifinden bakıldığında bu durum, “güvence arama davranışı” olarak tanımlanır. Güvence, kısa vadede kaygıyı azaltıyor gibi görünse de uzun vadede kaygıyı sürdüren temel mekanizmalardan biridir. Çünkü beyin şu mesajı öğrenir: “Kaygı geldiğinde biri ya da bir şey beni hemen sakinleştirmeli.” Bu öğrenme, kişinin belirsizliğe ve kaygıya kendi başına tahammül edebilme becerisini zayıflatır ve özellikle sağlık kaygısının kronikleşmesine zemin hazırlar.
Ergenler ve Genç Yetişkinlerde Kaygı
Ergenler ve genç yetişkinler arasında kaygının artmasının önemli nedenlerinden biri, akıllı telefonlarla büyümüş olmalarıdır. Bu kuşak, “bilmeme” hâlini ve beklemeyi deneyimleme konusunda oldukça sınırlı fırsatlara sahiptir. Birçok genç, sıkıntı yaşadığında ebeveynlerine ya da yakınlarına anında ulaşabilmektedir. Ancak destek hemen erişilebilir olmadığında, yoğun bir kaygı ortaya çıkar; çünkü beklemeye ve belirsizliğe tahammül etme becerisi yeterince gelişmemiştir.
Oysa duygusal dayanıklılık, gelişimsel olarak küçük hayal kırıklıkları, yalnız kalabilme deneyimleri ve çözümsüzlükle kısa süreli temaslar aracılığıyla inşa edilir. Sürekli ulaşılabilir destek figürleri ve anında cevap veren teknolojiler, bu gelişimsel alanı daraltabilir. Sonuç olarak genç birey, zorlayıcı bir duygu ortaya çıktığında “buna dayanabilirim” düşüncesi yerine, “bir şey bunu hemen düzeltmeli” inancıyla baş başa kalır.
Akıllı telefonlar aynı zamanda sosyal ortamlarda bir kaçınma aracı olarak da kullanılmaktadır. Kişi sosyal olarak rahatsız hissettiğinde, telefonuna yönelerek ortamdan duygusal olarak çekilebilir. Bu davranış, her yaş grubunda sosyal kaygıyı besler; çünkü kişi başkalarıyla etkileşim kurma ve zor duygularla baş etme pratiğinden mahrum kalır.
Bu noktada telefon kullanımı bir “duygusal kaçınma” işlevi görür. Utanç, sıkılma, yetersizlik ya da reddedilme korkusu gibi duygularla temas etmek yerine dikkat ekrana yöneltilir. Ancak kaçınılan her duygu işlenmeden kaldığı için, bir sonraki sosyal durumda daha güçlü biçimde geri döner. Özellikle ergenler ve genç yetişkinler, sosyal becerileri hâlâ gelişim sürecinde olduğu için bu döngüye karşı daha kırılgan olabilirler.
Ne Yapılabilir?
Teknolojiyle ilişkili otomatik davranışlarınızı fark etmeye çalışın. Birkaç gün boyunca ne zaman telefonunuza baktığınızı, internette arama yaptığınızı ya da bir sohbet botuna danıştığınızı gözlemleyin. Bu davranışları hangi duyguların tetiklediğini ve hangi temaların tekrar ettiğini not edin.
Ele almak istediğiniz belirli bir alan seçin. Bu, sağlıkla ilgili güvence arayışı olabilir; birinin size kızgın olup olmadığını kontrol etmek için sık mesaj atmak olabilir; ya da sosyal ortamlarda telefona yönelme alışkanlığı olabilir.
Teknolojiyi kullanma dürtüsünü ertelemeyi deneyin. Başlangıçta bu yalnızca birkaç saniye ya da bir dakika olabilir. Ancak her erteleme, dürtü ile davranış arasına bir mesafe koyar. Zamanla bu süreyi bilinçli olarak uzatmak, belirsizliğe tahammül kasını güçlendirir.
Bu süreçte kaygı hissetmeniz son derece doğaldır. Amaç kaygıyı ortadan kaldırmak değil; kaygı varken de işlevsel bir şekilde yaşamaya devam edebilmektir. Kaygının geçici olduğunu, bedeninizin sizi korumaya çalıştığını ve bu duyguyla baş edebileceğinizi kendinize hatırlatın. Küçük ilerlemeleri fark edin ve kutlayın. Her ertelenen davranış, her otomatik kontrolün yapılmaması, içsel dayanıklılığın güçlendiğine dair bir işarettir.
Sonuç
Teknolojinin hayatımızda birçok kolaylaştırıcı yönü var. Ancak belirsizlikle temas etme ve bu temas içinde kalabilme fırsatını azalttığında, kaygı sorunlarını besleyebilir. Uzun vadeli ruh sağlığı; kesinlik arayışında değil, belirsizlikle kurulan ilişkide güçlenir. Teknolojiyi destekleyici bir araç olarak kullanmayı, içsel regülasyonun yerine koymamayı öğrenmek; kaygıyla daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir ilişki kurmanın anahtarıdır.
Kaynakça
https://www.psychologytoday.com/us/blog/liberate-yourself/202511/the-chatgpt-effect-on-anxiety


