Pazartesi, Nisan 27, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Gestalt Kuramcıları ve Diğer Kuramcılar Arasındaki Benzer ve Farklı Özelliklerin Karşılaştırılması

Öncelikle Gestalt ilkesi ‘Şimdi ve burada ilkesi üzerinde çalışan bir yaklaşıma dayanır.’ Varoluşçu psikoterapi tekniğine göre de geçmiş, gelecek ve şimdi birer bütün halinde algılanır. Gestalt terapinin ana felsefesine göre insanın davranışlarını anlamak bulunduğu an içinde yaşanılanı iyi anlamaktan geçer. Gestalt Terapi ve Bilişsel Davranışçı Terapi kuramcılarının ortak yanı her ikisinde de şimdi ve burada daveti bulunmasıdır, hastanın seans anında dikkatinin tamamını nasıl yoğunlaştığı; düşünceler kadar jestlerin, duygularının, yüz hareketi ses tonu vs kendinin dikkat etmesi istenir. Hasta geçmişten kopmaz ya da geleceği yok saymaz, Hümanist yaklaşımcı olan da Carl Rogers bu durumu gerçekleştiren insan tiplemesi için bir açıklama ile ‘‘Geçmiş yaşantılarının olup bittiğinin farkında olan, gelecek yaşantılarının ise ancak o an içinde belli olacağını bilen insan için bunları düşünmek yerine anı yaşamak daha iyidir.’’ ifadesini kullanmıştır. Bir diğer psikolog Paul Ekman insan duygularının yüz ifadelerine yansıdığı ve jest, mimiklerin evrensel olduğunu dile getirerek yaptığı çalışma ve deneylerde bunu göstermiş çalışmalarını ‘Lie to me’ adlı diziye de uyarlanmıştır.

İnsan Doğasını Anlamaya Yönelik Karşılaştırma

Thomas Hobbes ve Sigmund Freud arasında ki ortak bir yön ise Hobbes’e göre ‘‘İnsanlar doğuştan aç gözlü bencil ve saldırgandır.’’ der. Freud ise Psikanaliz yaklaşımında ‘‘İnsanın doğası doğuştan kötüye şiddet ve saldırganlıkla doludur.’’ der. İki görüşe zıt olarak ise Abraham Maslow hümanist bir yaklaşımcı olarak ‘‘İnsanın doğası doğuştan iyiye yönelik gelişmeye açıktır.’’ görüşüyle öne çıkmıştır. Erik Erikson da Abraham Maslow gibi insan doğasının doğuştan yapıcı olduğuna inanmıştır.

Kişisel Gelişimin Oturacağı Zaman Aralığı

Kişisel gelişimin oturduğu yaşlar ile ilgili Freud ve Adler ortak payda da çocukluk yıllarının önemi üzerine vurgu yaparken, Erik Erikson yaşam boyu kişisel gelişimin olacağı konusuna vurgu yapmıştır, ortak paydası Psikososyal Gelişim’in Freud’un Oral dönem (İlk 18 ay) ve Erikson’un 1. Evre (0–1.5) Güven Duygusu temel alınmasıdır. Erik Erikson’un 4. evre (Başarıya Karşı Aşağılık Duygusu 7–11 yaş) diye adlandırdığı evrede çocuğun kendini kanıtlama yapamadığı potansiyel üstü benzeri işlerde aşağılık duygusunun oluşmasına zemin hazırlaması Adler’in de dediği gibi ‘İnsan hayatının her döneminde aşağılık duygusu vardır.’ görüşüne yönelik bir etki-tepki oluşumunun benzer bir örneğidir. Çocuk ait olma duygusunu gerçekleştiremediği sorunlu dönemlerinde bunun yerine Karen Horney’in temel kaygı dediği derin bir güvensizlik duygusu ve belirsiz bir kaygı geliştirir. Bu kaygı ve güvensizlikle başa çıkabilmek için çocuklar çeşitli davranış stratejileri geliştirirler ve bu stratejiler kişiliklerinin parçası olur.

Kendi İstediğine Ulaşıp Ulaşmama Duygusu

Erik Erikson’un 8. evre diye adlandırılan 60+ ‘‘Benlik Bütünlüğüne Karşı Umutsuzluk’’ evresinde birey hayatının bu evresinde istediği benlik bütününe sahip olduğunda daha mutlu amaçlarına ulaşmış bir birey haline gelir bu kısmını Abraham Maslow’un İhtiyaçlar hiyerarşisinin son basamağı olan kişisel tatmin ve başarı ile beraberinde oluşan Kendini Gerçekleştirme dürtüsü ile ilişkilendirebiliriz.

Erik Erikson ve Sigmund Freud Gelişim Kuramları İle Psikanalitik Yaklaşımlar

Ortak yanları bireyin ilk deneyimleri belirleyici rol oynar (ilk 5–6 yılı). Erikson dışsal ve sosyal faktörlere daha çok vurgu yapmış Psikososyal olarak, Sigmund Freud ise Psikoseksüel olarak çocuktaki biyolojik güçlere ve içgüdülere ağırlık vermiştir. Üç büyük kuramcı Sigmund Freud, Alfred Adler ve Carl Gustave Jung: Derinlik psikolojisi, klasik bilinç ruh bilimine karşılık bilinçdışını inceleyen ruh bilimine Sigmund Freud’un verdiği isimdir. Bugün Freud’un ruh çözümlemesinden (psikanalizinden), Adler’in bireysel psikolojisi’nden ve Jung’un analitik psikolojisi’nden doğmuş ruh hekimliği ruh biliminin genel adıdır. Zamanla bu üç ünlü isim bilinçaltı düşüncelere bakışları ile birbirinden ayrılmıştır.

Sigmund Freud ve Alfred Adler Karşılaştırması

Ortak yönleri psikolojik problemlerin çocukluktan geldiğine inanmaları, rüyaların insanın rahatsızlık duyduğu duygulardan oluşabilmesidir. Ayrılan noktaları Freud’ya göre rüyalar bilinçaltına itilmiş geçmişteki olayların çözümlemek için ortaya çıktığı yerlerdir. Alfred Adler ise gelecekte yapacağımız olaylara gösterilen bir tepki süreci olarak yorumlamıştır. Psikanalitik yönteminin farkına gelecek olursak: Sigmund Freud kişiyi kendi içinde incelemeye, Adler ise kişi çevresiyle uyum içinde alınmalı temelini esas alır.

Adler’in Aşağılık Kompleksi

İnsan sosyal bir varlıktır kıyas halinde bulunmaya meyillidir. Davranışlarımızın temelinde Adler’e göre toplum tarafından ilgi görmek yatar. Teröristlerin neden yanlış olduğunu bile bile örgütlere katıldığını hiç düşündünüz mü? Bunun temelinde ait olamama ve aradığı çevreden ilgi görememe yatar. Bu yarış ve rekabet hali devlet büyüklerinde de kendini göstermiştir Örneğin: Alçak koltuk krizinde İsrail’in Türkiye’den sonra özür dilemesi, Siyasi beden dilinde el sıkışmalarında kendi elini üstte tutma. Kırmızı halı karşılanma ile protokollerin varlığı vb.

Adler’in Aşağılık Kompleksi ve Gestalt Terapi Tekniği İle Çözüm Bulma

Herhangi bir eksikliği olan bireyleri düşündüğümüzde kendini bu yönüyle gelişime açık ve aşağılık kompleksine meyilli görmek yerine bir takım mekanizmalar geliştirebilir örneğin, işitme duygusunu kaybeden biri dudak okuma becerisi kazanır ya da sol kolu olmayan bir kılıç ustasının gireceği düellolarda buna uygun hamle geliştirerek rakibini yenmesi. Gestalt terapinin terapötik kavramlarından ‘‘Direnç’’ kişi kendisini algıladığı bir zarardan korumaktadır. Gestalt’a göre psikolojik sağlık temellerinden biri olan ‘‘Kendini Gerçekleştirme’’ beceri ve isteklerinin farkında olma, potansiyelini kullanarak aşılabilecek çözümler üretmektedir.

Sigmund Freud ve Carl Gustave Jung Karşılaştırması

Ortak yanları: Dil sürçmeleri, unutkanlıklar ve rüyalar gibi rastlantı sayılabilecek olaylarda bile bir anlam vardır. Jung birlikte yayımladığı Bilinçdışının Psikolojisi adlı kitabından sonra Freud ile ayrıldıklarını son sebep olarak kendi ağzından dile getirmiştir. Freud’un esasen tarihsel sürecimizi insanın eğitim ve aile etkisiyle de şekillendiğini yok saydığı görüşüne karşıydı. ‘‘Bugün veya dünün insanı değiliz, engin bir çağın insanıyız’’ (BBC-1959). Freud insanları çocukluk yaşantılarının kurbanı olarak görürken, Jung insanların şekillenmelerinin sağlayıcısının geçmişleri, geleceğe yönelik hedefleri bu süreçte karşılaşabileceği fırsatları ve eğilimleri olarak davranışlarının bütünü olarak yorumlamaktadır.

Libido Kavramı Üzerine Karşılaştırmalar

Sigmund Freud’a göre libido cinsel ağırlıklı bir kavram, Carl Gustave Jung’a göre ise libido genelleştirilmiş bir hayat enerjisidir. Freud’un Ödipal Süreç kavramı ve Jung: 3–5 yaş arasını Freud, ilk cinsel belirtiler dönemi olarak algılarken, Jung’a göre cinsellik öncesi dönemdir. O’na göre libidinal enerji, gelişme ve beslenme işlevlerine hizmet eder. Jung ödipal süreci reddeder. Jung’a göre bu dönemde çocuk annesine olan düşkünlüğünü annenin yiyecek sağlayıcı işlevine bağlı bir doyum, ihtiyaç bağlılığı ve rekabet açısından ele almıştır. Jung’a göre libidinal enerji sadece ergenlikten sonra karşı cinse ilgi duyan bir şekle bürünür. O’na göre cinsellik libidoyu oluşturan birkaç dürtüden biridir. Freud’a göre her küçük çocuk annesine karşı cinsel ilgi duyar. Jung bunu çocukluğunda annesini algılama tarifine bağdaştıramamıştır. Annesini, çekici olmayan, şişman bir kadın olarak tarif etmiştir. Jung’a göre cinsellik, insan motivasyonunda küçük bir role sahiptir.

Alfred Adler ve Carl Gustave Jung Karşılaştırması

Toplumsal ilgi ve çevre konusunda ortak bir bakış açısına sahip olmuşlardır. ‘‘Hayattaki başarısızlıkların şunlardan ibaret olduğunu görürüz. Sorunlu çocuklarda, nevrotik ve psikozlu kimselerde, suçlularda, intihar meyillilerde, ayyaşlarda toplumsal ilgi her zaman eksiktir ve sadece bu ilgi değil, aynı şekilde cesaret anlayış ve toplumsal sorunların çözümüne karşı doğru bir eğitim eksikliği de söz konusudur.’’

Ceren Yalçıntaş
Ceren Yalçıntaş
1995 yılında Afyonkarahisar’da doğan Psikolog Ceren YALÇINTAŞ, psikoloji alanında eğitim almış ve insan ruh sağlığına yönelik çalışmalarını bu doğrultuda sürdürmektedir. Akademik altyapısını, insan davranışlarını derinlemesine anlama ve bilimsel temelli yaklaşımlar geliştirme hedefiyle şekillendirmiştir. Psikoterapist olarak hayatına devam eder ve araştırmaya ve öğrenmeye meraklı kişiliği ile tanınmaktadır. Boş bulduğu zamanlarda ise tenis oynamak, gezmek yeni kültürler tanımak ve amatör gitar çalmaktan keyif almaktadır. Ergen ve yetişkinlerle çalışmaya ilgi duyan Ceren, depresyon, anksiyete bozuklukları, obsesif kompulsif belirtiler, duygu düzenleme güçlükleri ve stresle baş etme gibi alanlarda psikolojik destek sunmayı amaçlamaktadır. Danışanlarıyla kurduğu terapötik ilişkide güven, etik ilkeler Ceren Yalçıntaş, ergenler ve yetişkinlerle çalışan profesyonel bir psikoterapisttir. Depresyon, anksiyete bozuklukları, OB/GD gibi yaygın zihinsel sağlık sorunlarının yanı sıra bipolar bozukluk ve öfke kontrolü gibi durumlardaki bireylere terapi desteği sağlar. Terapi yaklaşımında insanı bütüncül olarak ele alır, danışanla güvene dayalı ilişki kurmayı ve bilimsel yöntemlerle sürdürülebilir değişimler yaratmayı amaçlar.ve gizlilik temel öncelikleridir. Çalışmalarında bilişsel davranışçı terapi başta olmak üzere, farkındalık temelli ve çağdaş psikoterapi yaklaşımlarından yararlanarak bireyin ihtiyaçlarına uygun bütüncül bir yol haritası oluşturmayı hedefler. Mesleki gelişimine önem veren Ceren, psikoloji alanındaki güncel bilimsel çalışmaları yakından takip etmektedir. Kişisel gelişim, akademik ilerleme ve ruhsal iyi oluşu yaşam boyu bir süreç olarak gören Ceren, hem mesleki hem de bireysel yolculuğunda sürekli öğrenmeyi ve gelişmeyi ilke edinmiştir. Mesleki ilgisinin yanısıra yazarlık faaliyetleri ile ilgilenen Ceren, blog sayfalarında sinematik filmlerin kuramlar ve ekollere göre analizini yapmış, kitap ve film eleştirilerini psikolojik perspektiften inceleyerek okuyucuları ile buluşturmuştur. Psychology Times ile sosyal medya üzerinden yolları kesişen Ceren , üretimine burada ve bu platformda devam edecektir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar