İnsan zihni, belirsizlik karşısında boşlukları doldurmaya eğilimlidir. Bu nedenle, tehdit algısı yalnızca bilinen uyaranlara değil, aynı zamanda öngörülemeyen ve belirsiz uyaranlara karşı da aktive olur. Bir ihtimal ortaya çıktığında, ihtimalin varlığı ya da gerçekleşmesinden ziyade, zihindeki temsiline yönelik algı belirsizliği doğar ve beklentiyi şekillendirir.
Grupe ve Nitschke (2013), belirsizliğin tehdit işleme sistemini aktive eden temel bir stresör olduğunu ileri sürmüş ve kaygının yalnızca sonuçla değil, öngörülemezlikle ilişkili olduğunu belirtmiştir. Hsu ve arkadaşları (2005) çalışmalarında, belirsizliğin ödül ve tehdit değerlendirme süreçlerinde belirgin bir nöral yük oluşturduğunu ve insan beyninin bilinmeyen sonuçlara karşı sistematik bir hassasiyet geliştirdiğini göstermiştir. Bu çalışmalar, kaygının yalnızca olumsuz olaylara verilen bir tepki olmadığını, aynı zamanda ne olacağını bilememe durumuna verilen bir yanıt olduğunu düşündürmektedir. Ayrıca, bireylerin henüz gerçekleşmemiş bir olayı bile fizyolojik olarak gerçekmiş gibi deneyimleyebildiği gözlemlenmiştir (Grupe & Nitschke, 2013). Carleton (2016), belirsizliğe tahammülsüzlüğü gelecekteki olumsuz olayların olasılığına karşı aşırı duyarlılık olarak tanımlayarak anksiyete bozukluklarının temel mekanizmalarından biri olduğunu vurgulamıştır.
Belirsizlik arttıkça, zihin senaryolar üretmeye ve bu senaryolara yönelik beklentiler oluşturmaya başlar. Böylece, yaşanması ihtimal dahilinde olan şeylere yönelik oluşan beklenti, yoğun bir kaygı ile yaşandığında beklenti kaygısı dediğimiz durumu oluşturur. Beklenti anksiyetesi, bireylerin henüz gerçekleşmemiş olaylara veya durumlara ilişkin olası senaryoları zihninde simüle etmesi ve bu kurguya yönelik emosyonel ve fizyolojik kaygı belirtilerini yoğun bir şekilde deneyimlemesini içermektedir.
Beklenti anksiyetesi, klinik bir süreçten ziyade sıklıkla günlük yaşam içinde görülen yaygın ve normal bir stres deneyimi olarak ele alınır. Bu durum, belirsizlik içeren anlarda, örneğin önemli bir görüşmeyi ya da bir sınavın sonucunu beklerken, zihin sürekli olarak tahminlerde bulunur ve sonuçlara ilişkin senaryolar üretir. Zihin, yalnızca sonuçla değil, alternatif sonuçlara bağlı olarak gelişebilecek olay örgüsüyle de sürekli olarak meşguldür.
Sosyalleşmenin dijitalleştiği günümüzde, beklenti kaygısı daha da görünür hale gelmiştir. Mesajların “görüldü” bildirimlerinin kolaylıkla takip edilebilmesi, beklentiye bağlı gelişen kaygının gözlemlenmesi için elverişli bir örnek teşkil etmektedir. Bu durum, yalnızca bir düşünce döngüsü değil, aynı zamanda fizyolojik ve zihinsel açıdan yıpratıcı bir süreç olarak değerlendirilebilir. Bireyler, sürekli olarak anın içinde geleceği yaşarlar ve belirsizliğe karşı kontrollü senaryolar üretirler. Zihinsel kaynaklar yoğun biçimde meşgul olduğunda, içinde bulunulan anda gerçekleştirilen eylemler bilinç düzeyinde değildir. Fiziksel olarak bir eylem gerçekleştiriyor olsalar dahi, zihin kaygıyla baş etmek için sürekli olarak bilişsel aktiviteyi sürdürür.
Zihin tarafından üretilen senaryolar, kişiye geçici olarak bir rahatlama hissiyatı sunsa da, beklentiyi oluşturan durum ya da olay o anın konusu olmadığı için belirsizliğini korur ve zamanla başka bir senaryo ile tekrar tekrar kurgulanır. Bu noktada, birey aynı olay için zihninde farklı sonuçları olan senaryolar üretmeye devam eder. Zamanla bu döngü, kendisini sürekli olarak besleyen bir yapıya dönüşür ve kişinin yaşantısını kısıtlamaya başlar. Sürekli uyarılmışlık halindeki bireyler, kas gerginliği, uyku ve yeme bozuklukları yaşamaya başlar. Böylece, beklentiye yönelik kaygı, bir zihinsel temsil olmaktan çıkarak aynı zamanda fizyolojik bir döngüye de dönüşür. Bu süreç, kimi zaman klinik bir öykü şeklinde seyrederken, kimi zaman yaşamın doğal seyri içerisinde normal olarak kabul görür.
Nihayetinde, beklenti anksiyetesi, hızla gelişen dünyada belirsizliklerin artmasıyla daha da görünür hale gelen ve bireylerin işlevselliklerini ciddi anlamda bozan bir kaygı mekanizması olarak ele alınır. Belirsizlik, olumsuz bir sonuç bulunmadığı durumlarda dahi stres yaratan temel bir faktördür (Grupe & Nitschke, 2013). Bu bağlamda, beklenti anksiyetesi sadece geleceğe yönelik bir belirsizlik içinde bekleyiş hali değil, aynı zamanda içinde bulunulan anı da olumsuz etkileyen psiko-fizyolojik bir stres döngüsüdür. Bu nedenle, beklentiye dair kaygının gelişimini ve ilişkili tepkileri anlamlandırmak, zihinsel ve bedensel kaynakların sağlıklı kullanımı ile birlikte bireylerin yaşamsal işlevselliği açısından önem taşımaktadır.


