PSİKOLOJİK DAYANIKLILIK (REZİLYANS) Psikolojide son dönemin en trend kelimelerinden biri rezilyans, yani psikolojik sağlamlılık, dayanıklılık. Çok özetle tanımlamak gerekirse psikolojik dayanıklılık; bireyin karşılaştığı sorunlarla başa çıkabilme kapasitesidir diyebiliriz. Peki psikolojik dayanıklılığı yüksek olanlar hep güçlü bireyler midir? Cevap : ‘Tabi ki hayır.’. Tam tersine rezilyans, zayıf olmaya izin vermektir, hep dimdik yürümek yerine bazen düşmeye müsaade etmektir. Psikolojik dayanıklılık, hiç yara almamak veya alınan yaradan sapasağlam çıkabilmek değil, aksine yara aldığını kabul ederek yola devam edebilme gücünü göstermektir, bazı dönemler de durabilme cesareti göstermektir. Hayatın duygusal yükü, stresi ve zorlukları karşısında her bireyin dayanıklılığı bir diğerinden farklıdır. Bu farkı belirleyen faktörleri ele alalım biraz da: 1- İlk bağlanma figürüyle kurulan güvenli ve destekleyici ilişki: Küçücük bir bebek olarak dünyaya geldiğimizde, yani hayatımızın en savunmasız döneminde, bize bakım veren ilk figürle kurulan (anne veya bakıcı) bağ tüm yaşamımız için temel taşları oluşturmaktadır. Bize bakım vermek için orada olan birinin varlığına olan güven, düştüğümüzde bizi destekleyecek birinin varlığı, psikolojik sağlamlılık yapı taşlarını oluşturmaktadır. Bir zorluk karşısında içselleştirilmiş ‘destek ve güven figürü’ yola devam edebilmemiz için yakıtlarımız olur. 2- Aile üyelerinin zorluklar karşısındaki tutumu ve ailedeki roller: Büyürken çevremizdeki yetişkinlerin veya rol model aldığımız kişilerin zorluklar karşısındaki tutumları içsel bir model oluşturur zihnimizde. Bazen tıpkı öğrendiğimiz gibi davranırız veya bazen öğrenilen tutumu kendi içsel filtrelerimizden geçirip kendimize has bir baş etme stratejisi belirleriz. Bazen de çok korunaklı bir aile ortamında yetiştirilmişsek, baş etme kaslarımızı kullanmamıza gerek kalmamıştır ve kaslar belki biraz zayıf düşmüş olabilir. Bu da strese verdiğimiz tepkilerimizi belirler.
3- Mizaç özellikleri: Bazı bireysel doğuştan gelen daha dayanıklı bir sinir sistemine sahip olabilir, bu da zorlu olaylara karşı daha dirayetli olmalarını kolaylaştırabilir. Bazı bireyler ise zorlukalr karşısında kıymetli bir koruyucu faktöre sahip olan ‘mizaha’ daha yatkın olurlar. Bu da stres karşısında daha güçlü durmalarını kolaylaştırabilir veya yola devam etme kapasitelerini arttırır. 4- Sevgi dolu sosyal bağlar: Psikoloji alanında ünlü Dr. Gabor Mate’e göre travma, yalnızca başımıza gelen kötü olaylar değildir; bu olaylar olurken yeterli ve gerekli bağlarımızın olmayışıdır. Yani diğer bir deyişle, başımıza gelen olumsuz olaylar karşısında direncimizi, gücümüzü arttıran en öenmli faktörlerden biri sosyal bağlarımız, destek alabileceğimiz bir yakınımızın varlığıdır. Yeterince güvenli bir sosyal çevre adeta bir koruyucu kalkan görevi görür ve tekrar devam edebilmemiz için kuvvetli bir iç yakıt oluşturur. 5- Kendine ve dünyaya güven: Rezilyans kavramını en başta yola devam edebilme gücü, cesareti olarak tanımlamıştık. Düştüğümüz yerden kalkmak ve yola devam edebilmek için kendimize olan güven önümüze bir basamak oluşturur ve dünyanın güvenli, iyi, değişime açık güzel bir yer olduğu inancı sonraki basamağı önümüze serer ki bu şekilde ilerleyecek gücü kendimizde bulabilir. ‘Ben buradan kalkarım ve hayat adil ve güvenli bir yer. Yine güzellikler yoluma çıkar.’ inancı yola devam etmedeki önemli zihinsel yakıtlardır. Peki psikolojik dayanıklılığı arttırmada neler yararlı olur? • Anlam bulma: Yaşanan zorlu olayların anlamlı bir açıklamasını yapabilmek, zihnimizde karışan değerler haritasını yeniden düzenleyebilir. Pek çok birey yaşadığı olumsuz deneyimler sonucu ‘Bu neden şimdi benim başıma geldi? Neden o yaşamadı da ben yaşadım bunca kötü şeyi?’ diye hayat karşısında kendini değersiz, yalnız, çaresiz hissedebilir. Tüm bu zihinsel karmaşada ‘Şuan belki cevabını bilmiyor olabilirim ama yaşanılan tüm bu olayların bir anlamı olmalı.’ inancı ruhsal olarak dayanıklılığımızı arttıracaktır. Ancak anlam bulma zamana bırakılması gereken bir durumdur. Yaşanan deneyimlerin anlamlı bir sonucuna varmadan önce zihnin ve sinir sisteminin sindirmesi daha faydalı olacaktır. Anlam zamanla gelecektir. • Duyguları tanımlamak ve onu yaşamaya izin vermek: Zorlu yaşantıların getirdiği duyguları tanımlayabilmek (çaresizlik, yalnızlık, utanç, suçluluk, öfke, üzüntü, değersizlik, güvensizlik vb.) ve gelen duyguya çok kapılmadan veya çok uzak durmadan sadece izleyerek gelip geçmesine izin vermek en temel dayanıklılık stratejilerinden biridir. Bu yolla sinir sistemi duyguyu deneyimledikten sonra regüle olabilecek bu da dayanıklılığı arttıracaktır. • Esneklik: Değişen olaylar, duygular, düşünceler, durumlar karşısında tek bir şeye odaklanmamak, değişebilme iznini kendine vermektir. Burada girilen her kabın şeklini almaktan bahsetmemekteyiz; aksine esneklik, kendi ruhsal kabımızın büyüyüp küçülmesine izin vererek kırılmasına engel olmaktır. İçsel bir benlik algısını kaybetmeden şartlara göre uyum sağlamak ama her koşulda kendi özünden uzaklaşmamaktır. • Yardım isteyebilmek: Zorlu deneyimler karşısında tüm güçlü olmaya çalışmak değil, zayıf düştüğünü kabul ederek yardım talep edebilmek daha uzun soluklu bir yolculukta devam etmemizi sağlar. • Mizahı kullanmak: Yaşanan olumsuz deneyimlerden anlık absürt anları yakalamak, bunlara gülümseyebilmek rezilyans için çok kıymetli faktörlerden biridir. ‘Ağlanacak haline gülmek’ deyimi buraya çok uyuyor, çünkü kahkaha büyük bir koruyucu faktördür. • Umut edebilmek: Her güçlük karşısında yolun sonu gibi davranmadan, yapılacak daha çok şey olduğuna, aşılacak daha çok yol olduğuna inancı kaybetmemek psikolojik dayanıklılık için iyi bir kaynaktır. • İçsel yanlarımızı duymak ve sakinleştirmek: Bazen iç dünyamızda pes etmek isteyen veya zayıf düştüğümüz için kızan bir yanımız olabilir. O içsel yanlarımızı tanıyıp anlamak ancak ana mikrofonu içerideki sağlıklı yetişkin halimize vermek iyi bir seçenek olacaktır.


