Eminim hayatının bir döneminde mutlaka birazdan anlatacağım gibi biriyle tanışmışsındır. Yan yanayken saatlerce konuştuğunuz, birlikte kahkahalar attığınız, zamanın nasıl geçtiğini anlamadığın biri. Seninle ilgilendiğini hissettiren, sana gerçekten değer verdiğini düşündüren biri. Belki beraber yürüyüş yaptınız, uzun uzun konuştunuz; o anlarda “beni gerçekten istiyor” hissi senin için çok netti. Sonra bir şey oldu ve o sıcaklık bir anda kayboldu. Mesajlar seyrekleşti, cevaplar kısaldı, hatta belki tamamen sessizlik geldi ve sen kendini bir anda bambaşka biriyle bir iletişimde buldun. Karşındaki kişi, önceki gün birbirinizden hoşlandığınızı düşündüğün kişi değil, sıradan bir arkadaştan da uzak birine dönüştü ve umudun, hevesin tamamen kayboldu. İlginç olan şu ki, bu kişiyle bir şekilde iletişimi devam ettirerek yeniden bir buluşma yaşadığında her şey eskisi kadar keyifli oldu ve sana aslında bir uzaklaşma, problem yokmuş gibi bir gün yaşattı. Artık onu daha çok beklemeye, daha çok istemeye, düşünmeye, tavırlarını anlamlandırmak için efor sarf etmeye başladın. Çünkü yanında değilken çok uzaktı ama seninleyken dünyada sadece ikiniz varmış kadar yakındınız. Bir insan sana aynı anda bu iki şeyi hissettirirken, bir de nasıl kendine böyle bağlamış olabilir, hadi gel bunu inceleyelim.
Aralıklı Pekiştirme Nedir?
Aralıklı pekiştirme, en basit haliyle bir davranışın her seferinde değil, bazen ve öngörülemez şekilde ödüllendirilmesi durumudur. Yani ne zaman geleceği belli olmayan bir ilgi, ne zaman ortaya çıkacağı bilinmeyen bir yakınlık hali de diyebiliriz. Davranışçı psikolojide uzun zamandır bilinen bu mekanizma, insanın neden bazı şeylere daha fazla bağlandığını açıklar. Çünkü insan zihni sürekli olan şeylerden çok, bazen olan şeylere tutunur. Bazen gösterilen bir ilgi, bazen hissedilen bir yakınlık gibi. Bunlar beynin içinde çok daha güçlü beklentiler oluşturur. Çünkü artık mesele davranışın kendisi değil, onun ne zaman tekrar edeceğidir.
İlişkilerde Nasıl Karşımıza Çıkar?
İlişkilerde bu durum çoğu zaman çok tanıdık ama bir o kadar da kafa karıştırıcı bir şekilde ortaya çıkıyor. Birlikteyken her şey çok güzel olur, sohbetler uzundur, kahkahalar vardır, yakınlık hissi güçlüdür ve kişi gerçekten ilgili gibi görünür. Hatta çoğu zaman onun da senden hoşlandığını düşünürsün. Ama sonra bir anda uzaklaşır. Mesajlar azalır, geri çekilir ve sen o noktada iki farklı deneyim arasında kalırsın. Bir yanda birlikteyken yaşadığınız yoğun yakınlık, diğer yanda uzaktayken yaşanan belirsizlik vardır. Bu iki durum sürekli olarak yer değiştirir. Bir gün sana çok iyi hissettiren kişi, ertesi gün yokmuşsun gibi davranabilir ve sen birden kendini bunu anlamlandırmaya çalışırken bulursun.
Aslında en zor kısmı, bu döngüde karşındaki kişiyi kaybetmezsin; onun davranışlarını anlamaya çalışırken kendini kaybetmeye başlarsın. Çünkü her güzel anı, bir sonraki uzaklaşmanın açıklaması gibi gelir. Her geri dönüş, yeniden başlayacak bir şeyin işareti gibi hissedilir. Ve bu yüzden kopmak zorlaşır.
Neden Bu Kadar Güçlü Bir Etki Yaratır?
Çünkü insan zihni belirsizliği sevmez, buna rağmen belirsizliğe çok hızlı bağlanır. Bir şey net olduğunda kabul etmek kolaydır ama net olmadığında zihin onu tamamlamaya çalışır. “Yoğundur”, “bir şey olmuştur” gibi açıklamalar üretmeye başlar. Bu açıklamalar çoğu zaman gerçeklikten çok ihtimaller üzerine kurulur. Bu süreçte insan artık olanı değil, olabilecek olanı düşünmeye başlar. Çünkü güzel anılar vardır ve zihin özellikle bu anıları büyütür. Bu yüzden aralıklı pekiştirme çok güçlüdür. Çünkü seni bir kişiye değil, onun tekrar iyi olma ihtimaline bağlar.
İnsanlar Neden Böyle Davranır?
Bu noktada önemli bir şeyi ayırt etmek gerekiyor. Aralıklı pekiştirme bazen bilinçli olarak kullanılan bir manipülasyon yöntemi olabilir; ancak çoğunlukla kötü niyetli insanların yaptığı bir davranış değildir. Çünkü insanlar karmaşıktır. Her tutarsız davranışın altında aynı sebepler ya da bilinçli art niyetler yatmaz.
Bazı insanlar duygusal yakınlık kurmakta gerçekten zorlanırlar. Yakınlık onlar için hem istedikleri hem de korktukları bir şeydir. Birini severler, onunla vakit geçirmekten hoşlanırlar, onun yanında kendilerini iyi hissederler. Ancak ilişki derinleşmeye başladığında, bir insanın hayatlarında fazla yer kapladığını hissettiklerinde rahatsız olmaya başlarlar. Çünkü yakınlık, sorumluluk, açıklık ve kırılganlık getirir. Bu kişiler bir yandan bağ kurmak isterken diğer yandan bağımsızlıklarını kaybetmekten korkabilirler. Sonuç olarak bazen çok yaklaşır, bazen de aniden geri çekilirler. Biz de bu geri çekilmeyi çoğu zaman sevgisizlik olarak yorumlarız.
Bazı insanlar ise iletişim konusunda yetersizdir. Özellikle yüz yüze iletişimde son derece sıcak, samimi ve ilgili görünen insanların bir kısmı, konu mesajlaşmaya veya ilişkiyi uzaktan sürdürmeye geldiğinde aynı performansı gösteremez. Duygularını yazılı olarak ifade etmekte zorlanabilirler. Bizim düzenli iletişim ihtiyacımızı anlayamayabilirler. Kendi davranışlarının nasıl bir etki yarattığını fark etmeyebilirler. Onlar için saatlerce yazmamak normal bir durumken, biz bunu reddedilmek veya önemsenmemek olarak deneyimleriz.
Bir diğer grup, hayatlarındaki krizler nedeniyle tutarsız davranır. Dışarıdan baktığımızda bunu bazen anlayamayız. Bir gün çok ilgili davranırken ertesi gün tamamen kendi sorunlarına gömülebilirler. Elbette herkesin zor dönemleri olabilir. Ancak burada önemli olan şey, kişinin yaşadığı zorlukları iletişimle açıklayıp açıklamamasıdır. Çünkü açıklanmayan her geri çekiliş, belirsizlik yaratır.
Bazıları ise gerçekten ilgiyi kontrol aracı olarak kullanan insanlardır. Bu kişiler bazen kendilerine ne kadar bağlı olduğumuzu görmek isterler. Biraz uzaklaştıklarında arkalarından gidip gitmeyeceğimizi gözlemlerler. İlgiyi bir sevgi göstergesi olarak değil, bir güç unsuru olarak kullanırlar. Amaçları her zaman zarar vermek olmayabilir; kendi özgüven eksikliklerini telafi etmeye çalışırlar. Ancak sonuç değişmez, belirsizlik.
Ve bazen sebep çok daha basittir. Düşündüğümüz kadar istemiyordur. Bunu söylemek kulağa sert gelebilir ama bazen tutarsızlığın altında karmaşık psikolojik süreçler değil, kararsızlık veya düşük ilgi düzeyi yatabilir. İnsanlar yalnız kalmak istemedikleri için bir ilişkiyi tamamen bitirmezler ama tam anlamıyla içinde de olmazlar. Bu durumda da sürekli umut ile hayal kırıklığı arasında gidip gelen taraf olmak kaçılmazdır.
Bu Durumun İçinde Olduğumuzu Nasıl Anlarız?
Aralıklı pekiştirmenin en zor yanı, bunu yaşarken fark etmesinin oldukça güç olmasıdır. Çünkü dışarıdan bakıldığında durum net görünse de duygusal olarak işin içinde olduğumuzda olayları farklı değerlendirmeye başlarız.
Kendini sürekli telefon ekranına bakarken bulabilirsin. Normalde birkaç saat cevap gelmemesi seni rahatsız etmeyecekken, o kişinin mesajını beklemek günün önemli bir parçası haline gelebilir. Bildirim sesi duyduğunda heyecanlanır, mesaj gelmediğinde hayal kırıklığı yaşayabilirsin. Bir süre sonra zihnin sürekli onun davranışlarını analiz etmeye başlar. “Dün çok iyiydi, bugün neden böyle?” “Acaba yanlış bir şey mi söyledim?” “Benden sıkıldı mı?” “Yoksa sadece yoğun mu?” gibi sorular zihninde dönüp durur.
Bu noktada ilginç bir şey olur. Başlangıçta karşındaki insanı anlamaya çalışırken, artık kendini sorgulamaya başlarsın: Belki yeterince ilgi çekici değilimdir. Belki fazla ilgili davrandım. Belki onu bunaltıyorumdur. Belki, belki, belki.
Oysa çoğu zaman problem senin değersiz olman değildir. Problem, sürekli değişen sinyaller alan beyninin durumu anlamlandırmaya çalışmasıdır. Bu süreç insanı yorar. Çünkü bir gün kendini çok değerli hissederken ertesi gün tamamen göz ardı edilmiş hissedersin. Bir gün ilişkinin ilerlediğini düşünürken ertesi gün hiçbir şeyden emin olamazsın. Belirsizlik zamanla üzüntüden daha ağır hale gelir. Çünkü insan beyni kötü haberlere bir süre sonra uyum sağlayabilir. Ancak ne olduğunu anlayamadığı durumlarla baş etmekte zorlanır. Bu yüzden ayrılığı kabullenmek, ne olduğu belli olmayan bir ilişkinin içinde kalmaktan daha kolaydır.
Böyle Bir Durumda Nasıl Davranmak Gerekir?
Bu noktada en önemli şey, davranışları tek tek değil, bütün halinde görebilmektir. Çünkü herkes bazen çok ilgili olabilir, herkes bazen çok güzel hissettirebilir. Önemli olan bu durumun sürekliliğidir. Bir ilişkiyi belirleyen şey yoğunluk değil, istikrardır. Bu yüzden kendini sürekli şu soruyu sorman gerekir: “Ben bu ilişkide çoğunlukla nasıl hissediyorum?”
Çünkü tek tek anılar yanıltıcı, genel his daha gerçektir. Eğer sürekli bekliyorsan, sürekli anlamaya çalışıyorsan, sürekli eksik bir şey hissediyorsan bu çoğu zaman senin daha fazla hoşlanmanla ilgili değildir. İletişimin net olmamasıyla ilgilidir. Ve net olmayan bir yerde insan hep kendini açıklamaya, hep kendini düzeltmeye çalışır, bir gün düzelir umuduyla bekler. Ama sağlıklı iletişimlerde bu döngü yoktur. Sağlıklı iletişimlerde insan sürekli analiz yapmaz, sürekli işaret aramaz, sürekli beklemez. Sadece yaşar ve nerede durduğunu bilir.
Sonuç
Eğer bu yazıyı okurken aklına belirli bir kişi geldiyse, kendine küçük bir soru sormanı istiyorum: Bu insanın ara sıra gösterdiği ilgiyi mi seviyorsun yoksa onun sana düzenli olarak sunduğu ilişkiyi mi?
Artık bildiğin üzere bu ikisi aynı şey değil. Bazen insanlar bize o kadar güzel anlar yaşatırlar ki, geri kalan zamanlarda yaşattıkları kafa karışıklığını görmezden gelmeye başlarız. Birkaç güzel konuşma, birkaç güzel gün veya birkaç özel anı zihnimizde büyütürüz. Sonra da o anların tekrar yaşanacağı umuduyla bekleriz. Fakat sağlıklı ilişkiler umut etmek üzerine değil, güven üzerine kurulur. Bir insanın seni sevip sevmediğini anlamak için en mutlu günlerine bakman gerekmez. En yoğun olduğu günlerde, en stresli zamanlarında ve hayatın sıradan anlarında nasıl davrandığına bakman gerekir. Gerçek bağlar, yalnızca güzel anlarda değil, süreklilik içinde ortaya çıkar.
Bu yüzden bir ilişkinin kalitesini belirleyen şey yoğunluk değil, tutarlılıktır. Sevgi bazen çok büyük hisler göstermek değildir. Sadece karşındaki insana her gün aşağı yukarı aynı güveni verebilmektir.
Ve unutma, seni sürekli kendinden şüphe ettiren, değerini sorgulatan ve ne hissettiğini tahmin etmeye zorlayan bir iletişim türü, ne kadar heyecan verici görünürse görünsün sağlıklı değildir. Gerçek yakınlık, insanı sürekli bekleten değil, uzakken bile ondan emin olmanı sağlayan şeydir.


