Karşınızdaki kişileri memnun edip onların mutluluğunu, onayını aramak ve tüm bunları son gücünüzle yaparken memnun etmeniz gereken en önemli şeyi; kendinizi unuttuğunuz oldu mu? İşte people pleasing; başkalarını kurtarırken kendini yavaşça tüketmenin en iyi yolu. Yardım etme isteği sadece yaptığınız şey değil, inandığınız kimliğin güçlü bir parçasıdır (Saunders, 2012). Bireyler başkalarının istek ve ihtiyaçlarını görev edinip onları kişisel istek ve ihtiyaçlarının önüne koyduğunda bu, kişide sıradan bir alışkanlık olmaktan çıkar ve artık o kişiler kendi değerlerini ve hatta varlıklarını başkalarının onayıyla hayatta kalan bir kimliğe dönüştürürler. People pleaser bireyler sevildiklerinden emin olmak için öyle şeylerden vazgeçerler ki romantik ilişkilerde dahi karşısındaki partnerinin hobileri onun hobisi haline gelmiş, favori müziklerini benimsemiş ve günün sonunda değerli hissetme pahasına kendi özgünlüğünden ödün vermiş silik bir kimliğe dönüşebilirler.
Onay Arama ve İnsani İhtiyaçlar Arasındaki Çizgi
“İnsanları mutlu etmek istemek özünde olumsuz bir özellik değildir. Başkalarına hizmet etmek ve onay almak sizi neşelendiriyorsa, kötü, kusurlu veya yetersiz bir insan değilsiniz.” (Saunders, 2012) Çevresindeki yakınlarını mutlu etmek istemek, onların istek ve ihtiyaçlarını göz etmek ve bazen bir sorun olduğunda bunu çözmekten memnuniyet duymak insan olmanın bir parçasıdır. Bunların yanı sıra, bu durum zararlı davranışlara uyum sağlamayı, kişinin kendi çıkarlarını başkalarının isteklerini yerine getirme pahasına göz ardı etmesini, çoğu zaman başkalarıyla aynı fikirde olmayı ve özverili olarak samimiyet kurma çabasını beraberinde getirdiğinde bu durum kişinin people pleaser olmasına sebep olur.
Kökenler: Bağlanma Kuramı ve Koşullu Sevgi
Sürekli olarak başkalarını memnun etmeye çalışmak birçok sebepten oluşabilir. Bazılarımız bu alışkanlığı çocukken edinip yetişkinliğe taşıdık, bazılarımız ise bunu sosyal yetersizlik, kaygı veya çatışma korkusuyla başa çıkmak için kullanıyoruz.” (Dunn, 2024) John Bowlby bağlanma kuramı’nda bebeklerin bakımverenleriyle kurdukları ilk bağdan itibaren kendilerini ve dünyayı anlamaya başladıklarından bahseder. Örneğin bakımveren, çocuğa yalnızca “uslu durması” karşılığında gülümsüyorsa ya da “anne babasını üzmemesi” sonucunda sevgi görebiliyorsa bu durum çocukta koşullu sevgi inancını geliştirir. Sık sık tekrarlanmasıyla da yetişkinlikte bireyin kendi değerini başkalarının mutluluğunda aramasına sebep olur.
Terk Edilme Kaygısı ve evet Demenin Konforu
Başkalarını memnun etme konusundaki bu karşı konulmaz dürtü, aynı zamanda önemli bir psikolojik baskı da yaratabilir.” (Li, 2022) Eğer karşı taraftan gelen herhangi bir isteğe karşı hayır cevabı verilirse, kişi daha az sevileceğini, eleştirilebileceğini ve hatta terk edileceğini düşünür ve bundan kaçınmak adına “evet” demeyi çatışmayı önlemenin en konforlu yolu olarak algılarlar. Peki algılanan bu terk edilme kaygısını ve insanları sürekli olarak memnun etme arzusunu azaltmak mümkün müdür?
Farkındalık ve Sınır Çizmenin Gücü
Bu durumu azaltmanın ilk yolu farkında olmaktır. Evet denilen her an kişi neden evet dediğini “gerçekten yapmak istiyor muyum yoksa eleştirilmekten ve reddedilmekten mi korkuyorum” gibi cümlelerle sorgularsa ve sebebini ayrıştırabilirse bu otomatik bir tepki olan “evet”i bilinçli hale getirir. Küçük adımlarla başlayarak karşı tarafa “hayır” diyebilmek ise kişinin sadece sınırlarını korumaz aynı zamanda özgüvenini ve öz değerini de pekiştirerek kendi ihtiyaçlarını göz etmesini sağlar. Beyin ise bu durum alışkanlığa çevrildiğinde “hayır” demenin ilişkileri bitirme sebebi değil de kendini koruma ve sınırlarını çizebildiğin anlamına geldiğini öğrenir. Kişinin bunu yapmak beni nasıl hissettirir sorusuna verdiği cevapla hareket etmesi bencillik değil öz saygısını koruduğunun da açık bir göstergesidir. People pleasing’i bırakmak başkalarına yardım etmeyi bırakmak değil, kişinin önce kendisine yardım etmesi gerektiğini hatırlamasıdır ve zamanla dışsal onay döngüsünü kırmak içsel öz değeri kurmanın da en kilit yollarından biridir. Dr. Bernstein’a göre, insanları sürekli olarak memnun etme davranışını çoğu zaman terk edilme ve yalnız kalma korkusu besler ama ironik olan şudur ki en çok bir başkasını memnun edebilmek için kendi ihtiyaçlarımızı terk ettiğimizde yalnız kalırız.” (Dunn, 2024)


