Belki okuduğunuz bir kitapta, belki dinlediğiniz bir şarkının sözlerinde, belki de yıllar önce yazdığınız bir günlükte; metinle aranızda terapötik bir bağ geliştirdiğiniz her an, aslında siz de bibliyoterapiyi deneyimlediniz. İsmini belki şu an öğreniyorsunuz ya da öğreneli çok olmadı. Çünkü psikolojideki birçok kavram gibi bibliyoterapiyi de çoğu zaman deneyimledikten sonra isimlendiririz. Bu yazıda bibliyoterapiyi uzun uzun tanımlamak ya da tarihsel kökenlerine inmekten ziyade, daha özel bir başlık üzerinde durulacaktır: yetişkin odaklı bibliyoterapide çocuk edebiyatının terapötik potansiyeli. Ancak öncesinde kısa bir bibliyoterapi yolculuğuna çıkmak yerinde olacaktır.
Bibliyoterapiye Kısa Bir Bakış
Yazılı metinler bireysel olarak incelenebileceği gibi grup halinde de ele alınabilir. Bireysel seanslarda bibliyoterapi, kendini açmak konusunda direnç gösteren danışanlar için ek bir yöntem olarak verimli sonuçlar doğurabilir. Bu noktada “direnç” kavramına kısa bir parantez açmak gerekir. Pek çok insan psikoloğa kendi isteğiyle başvursa da direnç her zaman bilinç düzeyinde ortaya çıkmaz. Bazen kişi anlatmak istediklerini dile getiremez ve böyle durumlarda doğrudan ilerlemek savunma mekanizmalarını tehdit edebilir. Daha yavaş ve güvenli ilerlemenin yolu ise seansa sanatı dahil etmekten geçer.
Grup çalışmalarında ise bibliyoterapinin faydaları hem metinle kurulan ilişki hem de paylaşım alanı üzerinden değerlendirilir. Deneyimsel açıdan bakıldığında grup bibliyoterapisinin iki temel özelliği öne çıkar. İlk olarak, tek bir görselden, kelimeden ya da cümleden gruptaki kişi sayısınca farklı çıkarım yapılabilmesi, katılımcılara kendi biricikliklerini hatırlatır. İkinci olarak ise olay akışının bazı bölümlerine ya da sahnelere karşı, tanımadıkları kişiler tarafından bile benzer duyguların hissedildiğini görmek, bireylere yalnız olmadıklarını anımsatır.
Bu noktada bibliyoterapinin temel aşamaları olan özdeşim, içgörü ve katarsise ek olarak grup olmanın sağladığı iyileştirici etkiler de görünür hale gelir.
Neden Yetişkinlerle Çocuk Kitapları?
Kendine yardım kitaplarının giderek yaygınlaştığı, beynin işleyişi ve öz disiplin üzerine yazılmış eserlerin çoğaldığı, kurgu dünyasının neredeyse sınırsız hale geldiği ve bilginin her zamankinden daha kolay erişilebilir olduğu bu dönemde akla şu soru gelir: Neden yetişkin odaklı bibliyoterapide çocuk kitapları tercih edilir?
Bu sorunun yanıtı oldukça temel bir gerçeğe dayanır: Her yetişkin bir zamanlar çocuktu. Yetişkin kitapları her yaş grubunu aynı noktada buluşturamayabilirken, çocuk kitapları bu ortak zemini çoğu zaman sağlar. Hatta bazen tüm bir kitap yerine tek bir cümle üzerine düşünmek bile yeterli olabilir. Bu bağlamda birçok kişinin aklına Küçük Prens gelir. “İnsan kaçtığı şeylerden değil, bağlandığı şeylerden incinir.” cümlesi buna güçlü bir örnektir.
Çocuk kitapları, yetişkinlerin çocuklara hitabıdır; ancak yazılırken yaşanmışlıkların izlerini tamamen saklamak mümkün değildir. Zaten saklanmaya çalışıldığını da söylemek zordur. Bu nedenle bibliyoterapi kimi zaman okur ile yazar arasındaki ilişkinin terapist ile danışan ilişkisine benzemesiyle, kimi zaman da iki dert ortağının sohbeti gibi deneyimlenir. Bibliyoterapi edebiyatın değil, psikolojinin bir alanıdır. Yazılı metinler burada yalnızca birer araçtır. Asıl hedef, danışanın bağ kurmasını, katarsis yaşamasını ve içe dönmesini mümkün kılacak bir yol açabilmektir.
Çocuk Edebiyatının Terapötik Gücü
Bu amaç doğrultusunda metaforların yoğun olduğu, kurgusu zorlayıcı olmayan ve etkileşimli okumaya uygun çocuk kitapları güçlü bir uyum sağlar. Duyguların yalın bir dille aktarılması, içerik travmatik olsa bile anlatımın yumuşak olması, regresyona izin veren yapı ve yetişkinlerin içlerindeki çocukla kurdukları doğal temas bu gücün temel bileşenleridir.
Regresyon, genellikle travmatik durumlarda bireyin geçmişteki halini yeniden yaşadığı bir mekanizma olarak tanımlanır. Yoğun stres altında çocuk gibi ağlamak buna örnek verilebilir. Çocuk kitapları sayesinde bu etki, travmatik bir duruma ihtiyaç duyulmadan, çok daha sağlıklı bir zeminde ortaya çıkabilir. Hatta bazı çocuk kitapları, herhangi bir ek çalışma yapılmadan dahi bibliyoterapötik etki yaratabilir.
Araştırmalar, kitap okuma sürecinde – ki bu süre çocuk kitaplarında çoğunlukla on dakikadan kısadır – yaşanan duyguların ve zihinden geçen düşüncelerin daha organize bir biçimde ifade edilmesine olanak tanıdığını göstermektedir.
Metaforlar Üzerinden iyileşme
Bu etkiyi somutlaştıran pek çok örnek vardır. Çocuk, Köstebek, Tilki ve At kitabında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuna çocuğun “Nazik” yanıtını vermesi; Bulut Çocuk kitabındaki “Yeryüzünde bazı cevapsız sorular olduğundan haberdardı.” cümlesi; Boşluk kitabında Julia karakterinin “Tek yapmam gereken boşluğu tıkayacak doğru tıkacı bulmak.” düşüncesi ya da Aramak kitabındaki yolculuğun sonunda karakterin kendine dönmesi, üzerinde düşünmek için çoğu zaman yeterlidir.
Sonuç
Sonuç olarak bibliyoterapi, kelimelerin olduğu her yerde zaten deneyimlenebilir. Ancak onun terapötik etkisi, psikologlar eşliğinde daha metafor odaklı ve organize bir biçimde çalışıldığında derinleşir. Metinlerin çocuk edebiyatından seçilmesi ise bu süreci hem daha erişilebilir hem de daha dönüştürücü kılar.


