Özel Gereksinimli Çocukları Tanılarından Fazlasıyla Görebilmek
Bazı çocuklar, kendilerini anlatmaya fırsat bulamadan tanılarıyla tanınmaya başlıyor. İsimlerinden önce dikkat eksikliği, otizm, öğrenme güçlüğü ya da farklı gelişimsel özellikleri konuşuluyor. Zamanla çocuk, bir birey olmaktan çok “etiket” üzerinden değerlendirilmeye başlanabiliyor. Oysa hiçbir çocuk yalnızca aldığı tanıdan ibaret değildir.
Özel gereksinimli çocuklarla ilgili en önemli sorunlardan biri, çoğu zaman yalnızca akademik değil, sosyal ve duygusal alanlarda da yaşanmasıdır. Çünkü çocuklar yalnızca ders başarısıyla değil; ait hissetme, kabul görme ve anlaşılma ihtiyaçlarıyla da gelişiyor. Tam da bu noktada etiketleme, çocuğun psikolojik dünyasını doğrudan etkileyebiliyor.
Psikoloji literatüründe “etiketleme kuramı”, bireyin toplum tarafından nasıl tanımlandığının zamanla benlik algısını etkileyebileceğini ifade eder. Bir çocuk sürekli “problemli”, “zor”, “uyumsuz” ya da “farklı” olarak tanımlandığında, bir süre sonra kendisini de bu şekilde algılamaya başlayabilir. Özellikle çocukluk döneminde gelişen benlik algısı, çevreden alınan geri bildirimlerle şekillenir. Bu nedenle kullanılan dil yalnızca bir tanımlama değil, aynı zamanda psikolojik bir mesaj taşır.
Özel gereksinimli çocuklar çoğu zaman yalnızca tanılarının görüldüğü ortamlarda bulunabiliyor. Oyun kurma becerileri, mizah anlayışları, ilgi alanları ya da güçlü yönleri ikinci planda kalabiliyor. Birçok çocuk için en yorucu deneyimlerden biri de sürekli açıklanmak zorunda kalmaktır. Sürekli neden farklı davrandığının konuşulması, çocuğun kendisini diğerlerinden ayrı hissetmesine neden olabiliyor.
Bu durum akran ilişkilerinde daha görünür hale gelebiliyor. Çocukluk döneminde akran kabulü, psikolojik gelişim açısından oldukça önemli bir yere sahiptir. Aidiyet hissi, özellikle okul çağındaki çocukların özsaygı gelişimini doğrudan etkiler. Ancak özel gereksinimli çocuklar bazen açık zorbalığa, bazen de daha sessiz bir dışlanmaya maruz kalabiliyor.
Akran zorbalığı yalnızca fiziksel ya da sözel saldırıdan ibaret değildir. Oyuna dahil edilmeme, sürekli görmezden gelinme, grup çalışmalarında dışarıda bırakılma ya da arkadaşlık ilişkilerinde tercih edilmeme de çocuk üzerinde ciddi psikolojik etkiler bırakabilir. Özellikle farklı gelişim gösteren çocuklar, sosyal iletişimde yaşadıkları güçlükler nedeniyle bu dışlanmayı daha yoğun hissedebilirler.
Bazı durumlarda yetişkinlerin koruyucu görünmeye çalışan tutumları bile istemeden ayrıştırıcı hale gelebiliyor. Çocuğu sürekli farklı şekilde konumlandırmak, onun adına sürekli açıklama yapmak ya da her durumda ayrı bir yaklaşım göstermek, çocuğun “diğerlerinden farklı” olduğu mesajını güçlendirebiliyor. Elbette her çocuğun ihtiyacı farklıdır ve bireysel destek önemlidir. Ancak destek sunarken çocuğun aidiyet hissini koruyabilmek de en az akademik gelişim kadar önem taşır.
Özel eğitim alanında çalışan uzmanlar açısından bakıldığında, çocuğun yalnızca davranışına değil, davranışın altında yatan ihtiyaca odaklanmak gerekir. Çünkü bazı davranışlar çoğu zaman yanlış anlaşılabiliyor. Sessizlik ilgisizlik sanılabiliyor, hareketlilik “şımarıklık” olarak yorumlanabiliyor ya da sosyal geri çekilme isteksizlik gibi değerlendirilebiliyor. Oysa her davranışın altında bir düzenleme çabası, bir iletişim ihtiyacı ya da çevresel uyaranlarla baş etme yöntemi bulunabilir. Bu nedenle özel gereksinimli çocuklarla ilgili en önemli noktalardan biri, onları “düzeltilmesi gereken çocuklar” olarak görmek yerine, farklı gelişimsel ihtiyaçları olan bireyler olarak değerlendirebilmektir. Çünkü kapsayıcılık yalnızca aynı ortamda bulunmak değildir; gerçekten görülmek, anlaşılmak ve kabul edilmekle ilgilidir.
Aileler açısından süreç çoğu zaman ayrı bir duygusal yük taşır. Birçok ebeveyn yalnızca çocuklarının ihtiyaçlarıyla değil, toplumun bakış açısıyla da mücadele etmek zorunda kalır. Sürekli açıklama yapmak, yanlış anlaşılmak ya da yargılanmak ebeveynler üzerinde de ciddi bir tükenmişlik oluşturabilir. Bu nedenle özel gereksinimli çocuklarla çalışırken yalnızca çocuğun değil, ailenin psikolojik yükünü de görebilmek gerekir.
Bir çocuğun farklı bir gelişim göstermesi, onun eksik olduğu anlamına gelmez. Her çocuk anlaşılmaya, kabul görmeye ve güvenli ilişkiler kurmaya ihtiyaç duyar. Çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri, tanılarının ötesinde görülebilmektir.
Belki de kendimize şu soruyu sormamız gerekir: Bir çocuğu gerçekten görüyor muyuz, yoksa yalnızca etiketini mi fark ediyoruz?


