Ergenlik döneminde ebeveynlerin en sık zorlandığı konulardan biri öfke‘dir. Ani çıkışlar, sert tepkiler, tahammülsüzlük ve çatışmalar çoğu zaman “saygısızlık” olarak yorumlanır. Oysa ergenin gösterdiği öfke çoğu zaman görünen duygudur; altında ise anlaşılmama, değersizlik, yetersizlik, kaygı ve yalnızlık gibi daha kırılgan duygular yer alabilir.
Öfke Neden Bu Kadar Görünür?
Ergenlik döneminde öfkenin sık ve yoğun şekilde ortaya çıkmasının nedenlerinden biri, beynin gelişim sürecidir. Bu dönemde duyguların işlenmesinde önemli rol oynayan limbik sistem oldukça aktif çalışırken; planlama, dürtü kontrolü, sonuçları değerlendirme ve duyguları düzenleme gibi işlevlerden sorumlu olan prefrontal korteks gelişimini henüz tamamlamamıştır. Bu durum ergenlerin olaylara daha duygusal tepkiler vermesine, ani çıkışlar yaşamasına ve dürtüsel davranışlar sergilemesine neden olabilir. Ayrıca ergenlikte meydana gelen hormonal değişimler de duygusal hassasiyeti artırarak öfke, hayal kırıklığı ve stres gibi duyguların daha yoğun yaşanmasına zemin hazırlayabilir. Bu nedenle ergenin öfkesi her zaman bilinçli bir karşı gelme ya da saygısızlık göstergesi olarak değerlendirilmemelidir. Çoğu zaman bu öfke, gelişmekte olan beynin ve değişen bedenin uyum sağlamaya çalıştığı karmaşık sürecin doğal bir yansımasıdır. Ebeveynler bu dönemin farkında olduklarında süreci çok daha iyi yönetebilirler. Ancak bu öfkeyi sadece biyolojik nedenlerle açıklamak yeterli değildir; çoğu zaman öfkenin altında anlaşılma, kabul görme ve değerli hissetme gibi temel psikolojik ihtiyaçlar da yer almaktadır.
Öfkenin Altında Hangi Duygular Olabilir?
Öfke çoğu zaman görünen duygudur; ancak altında daha kırılgan ve ifade edilmesi zor duygular bulunabilir. Ergen, kendisini ailesi tarafından yeterince görülmediğini veya anlaşılmadığını düşündüğünde bunu doğrudan ifade etmek yerine öfkeli davranışlarla dışa vurabilir. Örneğin, gün içinde yaşadığı bir problemi anlatmaya çalışan bir ergene sürekli öğüt verilmesi ya da sözünün kesilmesi, onda “Beni kimse anlamıyor.” düşüncesini oluşturabilir. Bu duygu zamanla öfke olarak ortaya çıkabilir. Aileler sıkça soruyor: “Ne yapacağız peki? Öyle yapıyoruz olmuyor, böyle yapıyoruz olmuyor.” Tutarlı davranış sergilemek önemlidir. Aşırı anlayışlı olup yerli yersiz kızmak ya da otoriter bir ebeveyn olup en mühim konularda demokrat takılmak, tutarsız ebeveyn örnekleridir. Çocuklar bu güvensiz ortamda danışacakları başka kanallar arama yoluna gidebilirler. Sakin ve sorgulamadan dinlemek önemlidir. Anlattığı konular uyarıyı hak ediyor olabilir; öncesinde anlatmasını sağlamalıyız. Unutmayalım ki verdiğimiz tepkiler, sonrasında bir durum olduğunda bizimle paylaşma isteğini belirleyecektir.
Sürekli eleştirilmek, kararlarına müdahale edilmesi ya da düşüncelerinin önemsenmediğini hissetmek de baskılanmışlık duygusunu artırabilir. Örneğin, giyeceği kıyafetten arkadaş seçimine kadar her konuda kararları ebeveynleri tarafından verilen bir ergen, küçük bir konuda bile sert tepkiler gösterebilir. Dışarıdan bakıldığında bu tepki abartılı görünse de aslında kendi alanını koruma çabası olabilir. Direk yasaklayıcı tutum, çocuğun daha fazla yasaklanan eşyaya ya da arkadaşa sempati beslemesine neden olabilir. Bazı şeyleri anlamasını sağlamak, o bağı koparmamak burada önemli bir noktadır.
Başarısızlık korkusu da öfkenin önemli kaynaklarından biridir. Sınavdan beklediği notu alamayan bir ergenin eve geldiğinde ailesiyle tartışması, sert cevaplar vermesi ya da odasına kapanması çoğu zaman başarısızlıktan çok başarısız görünme korkusuyla ilişkilidir. Bazı ergenler üzüntülerini ağlayarak değil, öfkelenerek ifade ederler.
Özellikle kardeşler, akranlar veya diğer çocuklarla kıyaslanmak da öfkenin altında yatan önemli nedenlerden biridir. “Ablan ne kadar düzenli, sen neden böyle değilsin?” ya da “Komşunun oğlu şu puanı aldı.” gibi ifadeler ergen tarafından yalnızca bir karşılaştırma olarak değil, “Ben yeterince değerli değilim.” mesajı olarak algılanabilir. Bu durum zamanla kırgınlık ve öfkeye dönüşebilir. Bu kıyaslamaları bazen kendimizi kontrol edemeyip istemsizce yapabiliyoruz. Çocuğumuzla iletişim kurarken, öncelikle onda zaten var olan olumlu özellikleri fark ettiğimizi ve takdir ettiğimizi göstermemiz önemlidir. Ardından geliştirmesini istediğimiz davranış, tutum ya da alışkanlık üzerinde durup, bunu kazandığında elde edeceği faydaları konuşabiliriz. Bu yaklaşım hem daha samimi hem de daha motive edici bir etki oluşturur. Aksi halde, sürekli olarak başkalarının olumlu yönlerini örnek göstermek veya yalnızca eksiklere odaklanmak, çocuğumuzda öfke, kırgınlık ve kıskançlık gibi duyguların ortaya çıkmasına neden olabilir. Oysa önce güçlü yönlerini görmek ve hissettirmek, değişime yönelik isteğini artıran önemli bir adımdır.
Reddedilme hissi de ergenlik döneminde oldukça sarsıcıdır. Yakın bir arkadaş grubundan dışlanmak, sevdiği kişi tarafından karşılık görememek ya da ailesi tarafından sürekli eleştirildiğini düşünmek ergende yoğun bir yalnızlık duygusu oluşturabilir. Ancak birçok ergen “Çok kırıldım.” demek yerine sertleşmeyi ve öfkelenmeyi tercih eder. Çünkü öfke, çoğu zaman incinmişliği gizleyen bir zırh görevi görür. Zaman zaman küsme davranışı da gösterip anlaşılmayı bekleyebilir. Burada çocuğumuza açık iletişim kurmanın öneminden bahsedebiliriz.
Duyguları konuşturmak çok kıymetlidir. Davranışın altında hangi duygunun ve hangi ihtiyacın bulunduğunu anlamaya çalışmak gerekir. Bazen bir ergenin “Beni rahat bırakın!” diye bağırmasının altında aslında “Beni anlayın, beni görün ve beni olduğum gibi kabul edin.” çağrısı yatmaktadır. Ailelerle yaptığımız görüşmelerde dikkatimi çeken konulardan biri de şu oluyor: “Hocam, artık daha anlayışlı davranmaya çalışıyoruz, önerilerinizi uyguluyoruz ama çocuğumuz hâlâ bize karşı öfkeli davranıyor.” Oysa yıllar boyunca daha çok otoriter, kontrolcü veya eleştirel bir tutumla karşılaşan bir ergenin, ebeveynlerindeki değişime hemen güven duyması ve davranışlarını kısa sürede değiştirmesi beklenmemelidir. Çocuk, uzun yıllar boyunca belirli bir ilişki biçimine alışmıştır ve şimdi karşısında farklı bir ebeveyn tutumu görmektedir. Bu değişimin ilişkide karşılık bulabilmesi için zamana, tutarlılığa ve güvenin yeniden inşa edilmesine ihtiyaç vardır. Ergen, ebeveynlerinin bu yeni yaklaşımının geçici bir tutum değil, kalıcı bir değişim olduğundan emin olmak ister. Bu nedenle ebeveynlerin sabırlı olmaları, eski kalıplara geri dönmeden anlayışlı ve kararlı tutumlarını sürdürmeleri önemlidir. Güven, bir anda kaybedilmediği gibi bir anda da kazanılmaz; ancak tutarlı ve samimi bir ilişki içinde zamanla yeniden inşa edilebilir.


