Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, insan ruhunun derinliklerine inmeyi başarmış, Rus edebiyatının en derin yazarlarından biridir. Yaşamı boyunca karşılaştığı sıkıntılar ve kişisel sorunlar eserlerinde psikolojik çözümlemeler yapmasını sağlamış, kendi iç dünyasını yansıtan eserler ortaya çıkarmasına sebep olmuştur. Dostoyevski’nin romanlarındaki karakterler genellikle topluma uyum sağlayamayan, kendi iç dünyasında yaşadığı çelişkilerle sürekli savaş halinde olan içe dönük bireylerdir. Bu yönleriyle alışılmış klasik kahraman modeline ters düşen kahraman modelleri ortaya çıkarmıştır. Bu kahraman figürünün en dikkat çekici örneklerinden biri “Yeraltından Notlar” kitabının isimsiz anlatıcısı Yeraltı İnsanı’dır. Yeraltı İnsanı, sürekli varoluşunu sorgulayan, kendisini hem herkesten üstün hem de bir o kadar değersiz gören bir ruh değişimi içinde savrulan bir bilincin temsilcisidir.
Narsisizmin Psikodinamik Temelleri ve Yeraltı İnsanı’ndaki Yansımaları
Narsisizm kavramının kökeni mitolojik bir anlatıya, Narkissos’un kendi yansımasına duyduğu hayranlık ve bunun sonucunda yok oluşuna dayanır. Narsisizm, kişinin kendisine duyduğu hayranlığı aynı zamanda da kendisine yabancılaşmasını temsil eder. Narsisizm ilk defa Freud tarafından ortaya atılmıştır. Freud’a göre narsisizm doğumla birlikte bireyin yaşamında doğal bir evre olarak ortaya çıkmakta ancak ilerleyen dönemlerde bu durumun aşırı hale gelmesi durumunda patolojik bir boyut kazanmaktadır.
Narsisizm çocuklukta yaşanan duygusal deneyimlerle bağlantılıdır. Kişinin onay ve sevgi ihtiyacının yeterince karşılanmadığı durumlarda, bireyin kendi özdeğerini korumak amacıyla savunma mekanizması olarak narsisistik eğilimleri ortaya çıkabilmektedir. Yeraltı İnsanı’nda da benzer bir savunma mekanizması ortaya çıkmaktadır. Toplum tarafından dışlanmanın ortaya çıkarttığı değersizlik duygusunu ortadan kaldırabilmek için herkesten üstün olduğu hayaliyle yaşamaya çalışmaktadır. Bu durum psikanalitik düzeyde narsisistik savunma biçimidir. Kendisinin herkesten üstün olduğu düşüncesi, varlığını kabul etmesini sağlamaktadır fakat aynı zamanda da toplumsal yalnızlığını pekiştirmektedir. Sonucunda narsisizm, Yeraltı İnsanı’nın ruhsal ikiliğinin merkezine yerleşmektedir. Kendi benliğini korumak için geliştirdiği savunma mekanizması zamanla onu hem toplumdan hem de kendisinden uzaklaştırmaktadır.
Birey ve Toplum İlişkisi Bağlamında Yabancılaşma
Yabancılaşma, bireyin hem kendisine hem de çevresine uzaklaşması anlamına gelmektedir. Birçok düşünür bu kavramı farklı bakış açıları ile ele almaktadır. Erich Fromm, bireyin aslında özgür olduğunu ancak toplumun beklentilerine uyduğu için kendi kimliğini kaybettiğini savunmaktadır. Camus ve Sartre ise insanın yaşamın anlamsızlığı ile yüzleştiğinde yabancılaşmanın ortaya çıktığını, insanın özgür olmanın yükünü kaldıramaması sebebiyle kendi benliğine yabancılaştığını düşünmektedirler.
Yeraltı İnsanı’nda bu durum somutlaşmaktadır. Kendisini korumak için toplumdan uzak durmaya karar veren, kendisini üstün gören Yeraltı İnsanı aslında o toplumun onayı ve kabulüne ihtiyaç duymaktadır. Topluma karşı öfke dolu olmasının altında toplumdan kabul görme arzusu yatmaktadır. Ancak geliştirdiği bu savunma mekanizmasıyla kendisini herkesten üstün görerek aslında gittikçe daha da yalnızlaşmaktadır.
Ruhsal Çatışmanın Kaynakları Ve Modern İnsanın Kendisiyle Barışma Yolu
Yeraltı İnsanı, aslında kendisini korumaya çalışırken kendisinden kaçan bir karakterdir. Toplumu küçümserken, kendisini onlardan üstün görürken aslında onların onayına ihtiyaç duymaktadır. Bu ruhsal çatışma, narsisizm ile yabancılaşmanın iç içe geçtiği bir psikolojik durumu yansıtmaktadır. Yeraltı İnsanı’nın yaşadıkları yalnızca hayali bir roman karakterinin yaşadıkları değil, aynı zamanda günümüz insanının da yansıması olarak ortaya çıkmaktadır.
Günümüzde de insanlar kendi benliklerini korumak için toplumdan uzaklaşmak isterken aslında toplumun onayına ihtiyaç duymaktadırlar. Günümüzde gelişen dijital dünya insana daha fazla özgürlük alanı veriyor gibi görünse de yeni bir yabancılaşma ile karşı karşıya bırakmaktadır. İnsanlar sosyal medya üzerinden kendi benliğine sürekli yeni şeyler katarken, gerçek benliği ile arasında mesafeyi büyütmektedir. Dış dünyanın beğenisine göre geliştirilen bu benlik, narsisistik eğilimleri artırırken, bireyin gerçek benliğine yabancılaşmasına, iç dünyasında boşluk ve tatminsizlik yaşamasına sebep olmaktadır.
Bu durumu düzeltmenin yolu, kişinin kendi özdeğerinin farkına varmasıyla gerçekleşebilmektedir. Kişi, istekleri ve yaptıklarının ardındaki onaylanma arzusunu sorgulamalı ve farkına varmalıdır. İnsan neyi neden yaptığını içtenlikle düşündüğünde, onaylanma ihtiyacına göre şekillenmiş bir benlik oluşturmaktansa kendi gerçek benliğini koruyabilmektedir. Kişinin kendisini sürekli başkalarıyla kıyaslamak yerine kendi gelişimine odaklanması, başkalarıyla daha samimi ve empatik ilişkiler kurması, yabancılaşmanın getirdiği yalnızlığın aşılmasına yardımcı olabilir.
Dostoyevski’nin ‘yeraltı’ metaforu hâlâ geçerlidir. Yeraltı İnsanı başkalarının gözünde nasıl olduğunu düşünmekten aslında kim olduğunu unutur. Bu durum, bireyin onaylanma arzusu içinde kayboluşunu, başkalarının beğenilerine göre benliğini şekillendirirken gerçek benliğine yabancılaşmasını anlatır. Gerçek özgürlük, başkalarının yansımalarından sıyrılıp kendi sesini duyabilmekle mümkündür.
Kaynakça
Akyıldız, Y. (1998). Bireysel ve Toplumsal Boyutlarıyla Yabancılaşma. Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 3(3).
Karaaziz, M., & Atak, İ. E. (2013). Narsisizm ve narsisizmle ilgili araştırmalar üzerine bir gözden geçirme. Nesne Psikoloji Dergisi, 1(2), 44–59. https://doi.org/10.7816/nesne-01-02-03
Topcu, E. (2020). Dostoyevski karakterlerinde varoluşçu öğeler. Esra Topcu.


