Cumartesi, Mayıs 23, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Alelade Olma Korkusu

Alelade kelimesi; özgünlüğü olmayan, benzerlerinden ayırt edilemeyen ve alışılmış olanı tanımlamak için kullanılır. Dünya nüfusunun büyük bir kısmı tam da bu tanımın içinde yaşar; kendi sessiz döngüsünde gidip gelen, her gün benzer telaşları paylaşan milyonlarca insan, hayatın normalliğini oluşturur.

“Alelade”, “sıradan”, “vasat”, “herhangi biri”… Konuşmanızın akışına veya amacınıza göre bu terimlerden birini seçebilirsiniz; ancak hangisini seçerseniz seçin, bahsettiğiniz kişiyi, mekânı ya da durumu olduğundan daha küçük ve değersiz göstereceğinizden emin olabilirsiniz. Oysa yaşamın asıl gövdesi, sıradanlığın birikimidir. Birçok “normal” an bir araya gelerek bildiğimiz hayatı, yani alışılmış olanı oluşturur. Bu ortalama durum, hayatın etkisiz bir “sıfır noktası” değildir; aksine, insanlığın tarih boyunca maddi ve manevi olarak biriktirdiklerinin, yaşam şartlarını iyileştirmiş halidir. Bu nedenle, bir insanı veya bir hayatı küçümsemenin yolu onu “sıradanlaştırmak” ya da “alelade” diye etiketlemek, aslında farkına varmadığımız büyük bir acımasızlık barındırır.

İnsanla ilgili hemen her şey bir çan eğrisini takip eder: boy, zekâ, gelir, atletik yetenek, mutluluk, zenginlik. Eğri her iki uçta da incedir. Çok az sayıda olağanüstü iyi ve çok az sayıda olağanüstü kötü vardır. Büyük çoğunluk tam merkeze düşer. Bu ortalamadır. Hayatın çoğu alanında çoğumuzun aslında olduğu yer burasıdır. Gerçek budur. Bu gerçeğin bu denli canımızı yakıyor olması ise bir grup insanın gerçeklik algısının yıkılmasından çok daha geniş ve kültürel bir kabullenişe dönüşmüştür.

Aslında alelade olmak, tanımı gereği sadece alışılmış, ortalama olmak, orta kalitede olmak ya da eğrinin tam merkezinde yer almak demektir; ki bu tek başına kulağa korkunç gelmez. Sadece normal demektir. Ancak biri hayatına veya hayatının herhangi bir alanına 10 üzerinden 5 puan verse ya da onu “orta şeker” olarak tanımlasa, hayatını boşa harcamış, başarısız olmuş gibi hisseder; çünkü kimse hayatını alelade olarak tanımlamak istemez. Ve bu korku; normal, sıradan, alelade ve unutulabilir bir hayat yaşama korkusu sadece “ortalamayım” korkusu değil. “Ortalamayım, yani görünmezim, yani hayatım anlamsız, yani hiç var olmamışım gibi öleceğim” korkusudur. Bu yüzden tüm hayatımızı ortalamadan daha fazlası olduğumuzu kanıtlamaya çalışarak geçiriyoruz. Sahip olduğumuz o azıcık zamanı bu görünmez çizgiyi aşmaya çalışarak, hayatımızın vasatlıktan daha fazlası olduğuna dair kanıtlar elde etmek uğruna harcıyoruz.

Ernest Becker “Ölümün İnkârı” kitabında insanların yaşamlarının temel motivasyon kaynağını ölümlü oluşundan kurtulma uğraşında bulur. Becker’e göre insan; yaşama tutunma ve ölümsüzlük gayesiyle sınırlı ömrünü yaşamın kendisine miras kalabileceği bir amaçla özdeşleştirerek ölümlülüğünden kurtulmaya çalışır. Birey kendinden daha büyük, kalıcı ve anlamlı bir fenomene (bir ideoloji, din, aile soyu veya bir şirket) adayarak ölüme meydan okur. Eğer bu proje başarılı olursa, beden ölse bile “benlik” yaşamaya devam edecektir.

Peki ama bu korku aslında nedir? Teknik olarak, normal ve ortalama bir hayat yaşamanın doğasında yanlış olan hiçbir şey yoktur. Tanımı gereği, tarih boyunca insanların çoğu normal hayatlar yaşamıştır. Çoğumuz ortalama hayatlar yaşayan ortalama insanlardan geliyoruz. Aleladeliğin bu kadar yaygın olduğu bir yerde sürekli fevkaladeden bahsetmemiz ise bir reddedişi başlatıyor. Hayattaki imkanlarımıza sığabilecek ama aynı zamanda kendimizin en mükemmel halimizi yakalayabileceğimize dair inanç hep bizimledir. Bilişsel gelişimimizi fazlasıyla olumlu etkileyen bu tavrın sosyal medyanın etkisiyle kendimize duyduğumuz hayal ve inancın ötesine geçip; çevresini yakalamanın bir gerekliliği haline geldi. Sürekli maruz kaldığımız hayatlar; algoritmanın bize getirdiği en zengin, en fit, en mutlu, en başarılı, en çekici insanlar olduğunda bunlarla yarışma ihtiyacı hissediyoruz. Olağanüstü olan, beklenen hale geliyor.

Alelade olma korkusu, insan olma korkusudur. İnsanın kendi sınırlılığıyla yüzleşme sancısıdır. Özel, olağanüstü, dikkat çekici olmak istiyoruz. Oysa çoğu insan aleladedir. Aleladenin anlamı budur. Çoğu hayat sıradandır. Çoğu insan tarihsel olarak önemli bir şey yapmaz. Çalışırız, severiz, mücadele ederiz, güleriz, acı çekeriz ve ölürüz. Hepsi bu. Eğer hayatın büyük ve ölçülebilir bir şekilde önemli değilse, o zaman amaç ne? Neden yaşıyoruz? Belki de soru yanlıştır. Belki de amaç olağanüstü olmak değildir. Belki de amaç sadece “olmak”tır. Alelade olduğumuzu kabul etmek, bizi değersiz kılmaz; aksine bizi “fevkalade olma” zorunluluğunun getirdiği o ağır yükten kurtarır. Gerçek özgürlük, dışsal başarıların ve sosyal kıyaslamaların ötesinde, kendi mütevazı hikayemizin içinde bir anlam bulabildiğimizde başlar.

Mehmet Tahir Sonğur
Mehmet Tahir Sonğur
Psk. Mehmet Tahir Sonğur 2019 yılından beri kurucusu olduğu danışmanlık merkezinde psikoterapi süreçlerine devam etmektedir. Terapi odası içinde Bilişsel Davranışçı Terapi ve Varoluşçu Terapinin yol göstericiliğinde ilerleyip bireysel bakış açısını oluşturmaya çalışır. Yürüttüğü seminer ve atölye çalışmalarıyla kişilerin psikolojik farkındalıkla yaşamsal doyumlarını arttırabilmenin yollarını tartışmaya açar. Okuma ve çalışmalarını geniş ölçekte tutan yazar, psikolojinin bilimsel ve toplumsal faktörlerle ilişkisini anlamlandırma amacıyla hareket eder. Felsefe, sanat, sinema, biyoloji ve antropoloji gibi alanlara olan ilgisi ve psikolojik bakış tabanı yazarın üretme konusundaki temel çerçevesidir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar