İnsan ve yaşadığı dünya bir bütündür. İnsan toplumsal bir varlıktır. İnsanı toplumdan ayrı düşünemeyiz hem yaşadığı toplumu etkiler hem de yaşadığı üyesi olduğu toplumdan etkilenir. İnsan dünyaya geldiğinde ilk ebeveyn ile bağ kurmaktadır. Zamanla ebeveyninden ayrışarak öteki ile etkileşimde bulunarak bireyselliği oluşmaktadır. Aynı zamanda birey öteki ile karşılıklı etkileşime girip toplumsallaşma sürecini gerçekleştirir. Peki, toplumsallaşma nedir? Aile, sosyal çevre bireye toplumda kabul gören ve görmeyen davranışları öğretir. Birey bu öğretiler ile topluluğa uyma davranışını içselleştirir ve toplumsal ortamın koşuluna göre bireyde tutumlar ve davranışlar şekillenir. Toplumun varlığını sürdürmesinde temel ortak maddi ve manevi değerler bütünü kültürdür. Örf, adet, müzik, dil, gelenek manevi kültürü temsil ederken bunun haricinde araç gereç ve teknoloji odaklı her şey maddi kültürü oluşturmaktadır. Birey toplumsal kültürün kuşaktan kuşağa aktarımını sağlar.
Fiziki Coğrafyanın Toplumsal Gelişim Üzerindeki Etkisi
Bir toplumundan bahsedebilmek için öncelikle bir coğrafya üzerine yerleşmiş insan topluluğundan söz etmemiz gerekir ve bu coğrafya üzerinde yaşayan insanın toprak ve iklim ile ilişkisi toplumları birbirinden ayıran en etkin özelliktir. İklim, toprak, su kaynakları, topografya, bitki örtüsü ve hayvan yaşamı ile insanda, ekonomi, tarım, iktisadi, kültürel gelişmeler şekillenmektedir. İbn Haldun’un “Coğrafya kaderdir” sözü sosyologların geçmişten günümüze hala araştırdıkları, güncelliğini koruyan bir tezdir. İbn Haldun daha net bir şekilde ifade edildiğinde “Coğrafya toplumların kaderini çizen âmillerden biridir” şeklinde tezini geliştirmiştir. Bu cümleyi açacak olursak fiziki coğrafi faktörlerin toplumsal koşulların oluşumunu sağlayan, şekillendiren en önemli faktör olduğunu savunmuştur. Kadercilikten ziyade değişmez sabit olanın coğrafya olduğunu coğrafyanın belirleyici etken olduğunu vurgulamıştır.
İktisadi Kalkınma ve Coğrafi Belirlenim
-
yy’da “coğrafya belirleyici bir etkendir” demek daha yerinde olacaktır. 14. yy’da yaşayan ünlü tarihçi, sosyolog, devlet adamı İbn Haldun dünyayı 7 iklim bölgesine ayırıp toplumları bu bölgeler üzerinden yorumlamıştır. Ülkelerin ekonomik, sosyal, kültürel açıdan birbirinden farklı gelişmeler göstermesini ekonomi ve coğrafya arasındaki ilişkiye bakarak incelemiştir. İktisat ve coğrafya arasındaki ilişkiyle ülkelere, toplumlara baktığımızda bir ülkenin coğrafi konumu ülkenin ticari faaliyetlerini etkilemektedir. Ancak ekonomik kalkınmayı tamamen etkilememektedir. Ülkede yaşayan insanların yaptığı eylemler de coğrafi koşulları şekillendirmektedir. İklimin toplumlara getirdiği avantajlar ve dezavantajlar vardır. Aynı iklimde olup farklı gelişme gösteren toplumlar da bulunmaktadır ki, bunun en güzel örneği Güney Kore ile Kuzey Kore’dir. Aynı iklim bölgesinde olup fakat farklı politikalar izledikleri için kişi başı milli gelirler arasında farklılık bulunmaktadır. Kuzey Kore’de kişi başına düşen milli gelir Güney Kore’de kişi başına düşen milli gelirden defalarca düşüktür.
Teknoloji ve Tarihsel Süreçte Değişen Dengeler
İklim özelliklerinde tropikal iklimlerde aşırı yağan yağmur nedeniyle toprağın verimsizleştiğini öne sürerek coğrafyanın bir kader olduğunu savunan görüşlere karşın çiftçilikle ilgili düzenlemelerin yapılmamasına karşın çölde tarım geliştiren ülkeler de bulunmaktadır. Toprağın verimli ya da verimsiz oluşunu teknolojik araçların kullanımı değiştirebilir. İlk medeniyetlere ev sahipliği yapan Orta Doğu geçmişte Babiller, Akadlar, Persler gibi medeniyetlerden Mısırlar gibi büyük krallıklara sahip bir zenginliği barındırırken Sanayi devrimi ile petrolün öneminin artması günümüzde siyasal ve ekonomik dengeleri değiştirdiğinden savaşlarla zihinlere kazıldı. Çok uzağa gitmeden, ülkemizin doğusu ile batısı arasındaki gelir düzeyinde farklılık kaderden ziyade ekonomik süreçlerin dengesizliğinden kaynaklanmaktadır.
Konfor Alanı ve Sorumluluk Bilinci
Aslında “coğrafya kaderdir” demek geniş anlamda oluşturulan konfor alanı olarak belirlenen kavramın kitlesel yaşamıdır. Alışılagelmiş ‘böyle gelmiş böyle gider’ mantalitesinde yaşamak bireylerde konfor alanı sağlamaktadır. Bu şekilde yaşamak, bu konfor alanında yaşamak herkesin mi kaderidir? Konfor alanında kalan insanlar gelişmeye açık olmayan, kendi benini, otantikliğini ortaya çıkarmaktan kaçınanlardır. Konfor alanından çıkıp kendi benini bulan bireyler hem kendine hem de başkalarına konfor alanı sunarlar ve böylece değişim başlar çünkü, değişim kaçınılmazdır. Birey yaşamının sorumluluğunu alabildiği sürece değişim ve gelişim meydana gelmektedir. Tam da burada insanoğlu sorumluluk bilincinden veyahut böyle gelmiş böyle gider düşünce yapısıyla avunarak ‘Coğrafya kaderdir’ sözü avuntu olarak kişileri, toplumları rahatlatmaktadır.
Varoluşçu Perspektif ve Özgürlük
Oysaki Varoluşçu felsefeye şöyle bir baktığımızda bizlere dört temel kaygıdan bahseder bunlar; ölüm, özgürlük, yalnızlık ve anlamsızlıktır. Bunların içindeki ‘özgürlük’ kaygısı sorumlulukla ilgilidir. Var oluşumuza karışamayız ondan sonraki sorumluluk, kaderi oluşturmanın yükümlülüğü tamamen bireye aittir. Ünlü düşünür Sartre insanların “kötü kader” gerekçesiyle kendi yaşamlarını yönlendirme sorumluluğundan kaçtıklarını belirtmektedir. Sorumluluğunu üstlenen bireylerin özgürleştiğini, özgür olmanın insan olmak ile eş değer olduğunu belirtmiştir. İnsan kendi kaderini seçimleri ile kendisi belirlemiştir. Sürekli başkalarını suçlayan, sorumluluk almayan birey kendi otantikliğini oluşturamamıştır ve kaderciliği savunmuştur. Her insan yaptığı davranışlarından sorumludur ve yaşadığı çevrede küçük de olsa değişiklikler yapabilir. Böylelikle coğrafya bir kader değil toplumların yaşamında olumlu ya da olumsuz bir etkendir. Kültürel anlamda coğrafya kadermiş gibi görünse de bireyler kendi konfor alanından çıkarak coğrafyanın da kaderini değiştirebilirler.


