“Çocuk olmayı özlüyorum.” Bu cümleyi çoğumuz hayatımızın bir döneminde kurmuşuzdur. Çocukluk denildiğinde akla genellikle daha rahat ve kaygısız günler gelir. Sorumlulukların az olduğu, hayatın daha kolay göründüğü yıllar… Peki, gerçekten öyle miydi?
Çocukluğu düşündüğümüzde çoğu zaman yaşadığımız zorlukları değil, geriye dönüp baktığımızda daha sıcak gelen anıları hatırlarız. Bu nedenle çocukluk, bazen olduğundan daha kaygısız bir dönem gibi görünebilir.
Çocukluk Gerçekten Kaygısız mıydı?
Aslında çocukluk da kendine özgü korku ve kaygılar içerir; ancak bu kaygılar, yetişkinliktekilerden farklı gelişimsel temellere dayanır. Bir çocuğun kabul görmek istemesi, ebeveyninden ayrılmaktan korkması ya da sevilmediğini düşünmesi, onun için gerçek duygusal deneyimlerdir. Yetişkinlerin günlük hayatta yaşadığı kaygılar farklı olsa da, çocukların duygusal dünyası sanıldığı kadar basit değildir. Bu noktada önemli olan, çocukların da yetişkinler gibi çeşitli duygular yaşadığı gerçeğidir. Fark, çoğu zaman duyguların kendisinde değil, onları anlamlandırma ve ifade etme biçiminde ortaya çıkar.
Duygular Neden Farklı Hatırlanıyor?
Çocuklar duyguları mutlaka daha yoğun yaşamaz; ancak onları yetişkinler kadar düzenleyemez ve filtreleyemez. Bu sebeple çocukken yaşadığımız duygular bizlere daha yoğun gelebilir. Çocukluk döneminde duyguları tanımaya ve yönetmeye yönelik beceriler henüz gelişim sürecindedir. Bu nedenle hissedilen duygular daha doğrudan ifade edilebilir. Psikanalitik kurama göre çocukluk dönemi, duygusal deneyimlerin kişiliğin temelini oluşturduğu dönemlerden biridir. İnsan ilerleyen yaşlarda olayları unutsa bile, hissettiklerinin etkisi çoğu zaman bilinçdışında yaşamaya devam eder. Belki de bazı duyguların bize tanıdık gelmesinin nedeni budur. Yaşadığımız her olayı hatırlamasak bile, bıraktıkları duygusal izler bizimle kalabilir. Bazı anılar zamanla unutulsa bile, o dönem hissedilen duygular kişinin iç dünyasında iz bırakmaya devam edebilir. Bu nedenle çocukluk yalnızca geçmişte kalan bir dönem değil, aynı zamanda yetişkinlikteki duygu ve davranışlarımızı etkileyebilen önemli bir gelişim sürecidir.
Büyüdükçe Ne Değişiyor?
Zamanla duyguların isimlerini öğreniyoruz. Kaygıyı, öfkeyi, yalnızlığı ya da kırgınlığı daha iyi tanımlayabiliyoruz. Ancak büyümek yalnızca duyguları tanımayı değil, onları düzenlemeyi de öğrenmek anlamına geliyor. Bazı insanlar büyürken duygularını gizlemeyi öğrenirken, sağlıklı gelişim duyguları tanıyıp düzenleyebilmeyi içerir. Bu noktada Jung’un “persona” kavramı dikkat çekicidir. Persona yalnızca bir maske değil, kişinin toplumsal yaşamla uyum kurmasını sağlayan sosyal kimliğidir. İnsan farklı ortamlarda farklı yönlerini öne çıkarabilir. Bu durum her zaman gerçek duyguların gizlendiği anlamına gelmez; çoğu zaman sosyal yaşamın doğal bir parçasıdır.
Özlediğimiz Şey Ne Olabilir?
Belki insanların özlediği şey gerçekten çocukluğun kendisi değildir. Belki özlenen şey; duyguların daha spontan yaşandığı, kişinin ne hissettiğini ifade etmek için bu kadar düşünmediği zamanlardır. Çünkü büyümek duyguları ortadan kaldırmaz. Korku, kaygı, mutluluk ya da üzüntü hayatın her döneminde varlığını sürdürür. Değişen şey, bu duygularla kurduğumuz ilişki ve onları ifade etme biçimimizdir. Bu yüzden çocukluğu özlediğimizi söylerken, belki de aslında özlediğimiz şey kaygısız günler değil; duygularımızla aramıza henüz bu kadar mesafe koymadığımız zamanlardır.


