İç huzurun derinliklerine inmek için öncelikle kendine şu soruyu sormalısın: Gerçekten huzurlu olmak istiyor muyum? Bu soru, sana “huzurlu, hem de hep huzurlu olmak istiyorum” cevabını kendiliğinden verecektir. Ardından, kendine ikinci soruyu sormalısın: Peki, bu huzuru elde etmek için ne yapmalıyım ya da ne yapabilirim? Gerçekten şimdi sebeplere, nedenlere veya bunun için yapman ya da yapmaman gerekenlerin peşine düşmelisin. Sosyal hayatımızda ya gerçekten eylemsel olarak tutumlarımızı sergileriz ya da fikirsel-düşünsel tarzda tutumlarımızı aktarmaya çalışırız. Her iki durumda da, ister mecazi olsun ister olmasın, bir harekete götürmektedir. Ve sen her iki hareketinde de huzurlu olmanın peşine düşeceksin ya da huzurlu kalmak isteyeceksin.
Yapmaktan Çok Yapmamanın Farkındalığı
Peki, seni huzurdan edecek olan şeylerin neler olduğunu bilmek istemez misin? Belki de hep yanlış biliyormuşuz. Neleri yapmayı düşünmekten çok, neleri yapmamayı düşünmeyi bırakmışız. Eğer bunun peşine düşersen, huzuru nerede elde edeceğini bilebilirsin. Neleri yapmanın sonucunda ya da neleri yapmamanın sonucunda huzurlu mu yoksa huzursuz mu oldun? Bunu düşünebiliyor musun? -Neler yapabilirim- sorusu yerine -neler yapmayabilirim- sorusu, kendini tanıyabilmen için bir fırsat olabilir. Bu şekilde bir farkındalık sağlarsın. Yapmaktan çok yapmamayı bilmek konusunda kendini geliştirmen gerekiyor. Sonra baştaki soruları, gerçekteki nihai düşünsel amacının akabinde kullanmalısın. Eğer yeterince kendini buna verdiğini düşünüyorsan ama yine de huzurlu olamıyorsan, demek ki analizin eksik kalmıştır. Bu sefer -eksik kalan ve fazla olan nedir- diye bir soru sormalısın kendine. Bunun sıkıcı olduğunu düşünüyorsan, analitik düşünmenin ve buna göre fikirsel ve eylemsel olarak harekete geçmenin de problemli olacağının bilincinde olmalısın. Çünkü kontrol edici sen isen, kendini kontrol etmenin yanı sıra, sana karşı tavrı olan tüm eylemlerin, düşüncelerin veya insanların olumsuz tutumlarını kontrol etmelisin. Önce kendine soru sormayı başaramıyorsan, ne kendinden sana karşı olumsuzlukları ne de dışarıdan gelen olumsuz tutumları bertaraf edebilirsin. Burada yine en başta izah ettiğim gibi -huzur- kavramı kendinde gerçekleşmiş olmalıdır. Bu iş sende bitmelidir. Ve başka önemli bir soru da şudur: Huzuru gerçekten nelerin sonucunda kaybediyoruz ya da neden gittikçe daha fazla huzursuz oluyoruz? Burada ünlü psikolog Carl Gustav Jung devreye girecektir. Ona göre, sen inkâr ediyorsun. Duygularını bastırıyor ve saklıyorsun. Bunu sadece çevrendekilere değil, kendine bile yapıyorsun. Şimdi bunları yaparken, kendimizdeki o yönleri başkalarının üzerinde şekillendiriyoruz.
Carl Gustav Jung: ‘Kopyala Yapıştır’ Formülü
O bastırdığımız veya sakladığımız tutumları kendimizden çıkarıp başkalarının üzerinde şekillendiriyoruz. Bunu kısaca -kopyala, yapıştır- yapıyoruz. Şimdi asıl seni rahatsız eden başka önemli bir detay da budur. Kendinde gördüğünü başkalarına -kopyala, yapıştır- yapmandır. Kendindeki rahatsızlığı başkalarındaki sana karşı tutumlarına benzetiyorsun. Peki, bunun olumsuz bir tutum olduğunu düşünürsek, nasıl huzurlu olabilirsin? Bir de bunun farkında değilsindir. Kendinde çözemediğin ne varsa, başkalarından öncelikle sana yansıyacaktır. Çünkü içinde o büyüttüğün şeydir, etkisinin fazla olduğuna şahit olduğun şey. Çözemediğin her neyse ve o çözülmemişken büyümüş ve gelişmiş bir karışıklık olarak başkasının seninle olan iletişiminde ortaya çıkacaktır. En başta sorduğum soruların cevapları yine yaşadıklarında, içinde bastırdıklarında ve kendini çözemediklerinde ortaya çıkacaktır.
İstikrarlı Bir Hedef: İçeriye Bakmak?
Carl Gustav Jung’a göre içeriye bakmak ısrarcı bir tutumdur. Bunu ısrarla yapmalısın. İçerimizin karışıklığını yine kendimiz gideremediğimiz sürece huzurlu olamayız. Bu konuda ısrarcı olamadığımız sürece huzurlu olamayız. Kabullenmenin ne derecede ne demek olduğunu da buna yansıtırsak, hem eksik yönlerimizi hem de yapmamamız gereken fazlalıkları fark etmiş oluruz. İstikrarlı bir hedefi amaç edinmemek, nasıl ki planlı bir iş olmaktan çıkıyorsa, işte kendindeki çözemediğin problemleri masaya yatırmamak da yani analiz etmemek de aynı şeydir. İkisini de yapmadığın zaman seni huzursuz edecektir. Hedefe ulaşmamak seni o an veya birkaç gün huzursuz edecektir. Ancak kendindeki çözemediğin problemlerin farkına varmamak, ertelemek, askıya almak ya da huzursuzluğun kaynağının buradan geldiğini bilmemek de aynı şekilde seni huzursuz edecektir. Asıl huzursuzluk buradan başlar. Jung’a göre insanın içine dönmesi, asıl farkındalığı yakalamış olması demektir. Senin kendi içine dönmen konusundaki tutumunu ertelediğin sürece huzursuzluğun asıl sebebini bilemezsin.
Huzurun Cevheri: Öz Benlik?
Huzurun cevheri kişinin öz benliğinde bulunur. Kişinin kendine karşı cesareti, kendine şefkatli davranması kadar, kendini eleştirmesi de kendindeki olumsuzlukları gidermekle derin huzurun altyapısını oluşturmak demektir. Başkalarının sana karşı olumsuz tutumunda, sen de kendi kontrolünü ona tepki verdiğinde ya da karşı çıktığında, hatta kendini savunduğunda kaybedersin. Asıl kendinin ve karşındakinin tepkisini kontrol altına almanın yolu onu gözlemlemektir. Bundan öncesini yaptığın zaman, onu gözlemlemeyi ertelemekte ya da göz ardı etmektesin. Ona karşı çıkman, ona karşı kendini savunman ya da açıklama yapman, onu anlayabilmeye ertelemeye sebep oluyorsun. Kendinden hata çıkarmaya yol açmış oluyorsun. Huzursuz olmana kendin sebep oluyorsun demektir. Anladığında, farkında olduğunda bir bütün oluşturuyorsun. Seninle alâkası olmayan tutumları da yanlış yorumlayarak bütünleştirmiş oluyorsun. Buna -yanlış yorumlanmış bütünleştirme- diyebiliriz. Bütünleştirmelerin zemininin yanlış tutumlarla oluşmaması için, kendindeki içine dönmeyi ertelememen gerekiyor. Tepkiye karşı çıkmak veya tepkiye karşı tepkinin doğru yorumlanacak bütünleştirmeleri engellemektedir. Carl Gustav Jung’a göre -bütünleştirmek- anlamaktan geçer. Hem başkalarının gerçekliğini hem de kendinin içindeki gerçekliğini sana yansıtacak bir aynaya sahip olabilmek demektir. İçindeki gerçekliği ertelediğinde, kendinden kaçmış oluyorsun. Asıl derin huzuru bulmana kendi elinle mâni oluyorsun. Önce karşı çıkmak, tepki vermek veya kendini açıklama gereğinde bulunmak yerine, onu analiz etmen gerekir. Gözlemlersin ve böylelikle kendini de ve onu da kontrol etmiş oluyorsun. Buradaki kontrolün farkındalıkla alâkalı olduğunu bilmen gerekiyor. Art niyet taşımayan bir kontrolden bahsetmiş oluyoruz.
Derin Huzur: Art Niyet Taşımayan Kontrol
Herhangi bir problemin altında ne yatıyor? İşte bu soru, okların yönünü kendimize doğrultmamıza zemin hazırlıyor. Bunu yaparken kendini suçlamamalısın. Sadece sebeplerin, nedenlerin peşinde olduğunu unutmamalısın. Kendine öfkelenebilirsin ya da içten içe başkasına da öfkelenebilirsin. Ancak şu ana kadar ne sen suçlusun ne de başkaları suçludur. Sadece içe dönmemişsin ve tıpkı karşındaki gibi yüzeysel bir tür anlamanın içindesin. Anlamak istiyorsun ama düşünülmemiş birçok tutumu veya yapılanları ya da yaptıklarını… Herkes gibi değil de farkındalık kazanmış, yetişmiş, yetişkin bir birey olarak olayları art niyetin olmadan bütünleştirmelisin. Carl Jung’a göre öfke bir problem değildir. Ve burada art niyet aramaktan çok, öfkenin ne anlattığını analiz etmelisin. Öfkenin sana ne çağrıştırdığını, sende ne istediğine ya da neye ihtiyacının olduğunu anlatıyor.
Öfke Sana Ne Çağrıştırıyor?
Öfken senden ne istiyor ve öfken neye ihtiyacının olduğunu anlatıyor? İşte bu sorular, derin bir huzuru bulman için oldukça önemlidir. Jung’a göre öfkene yenik düşmek yerine, öfkeni kontrol altına almanın en büyük avantajı derin bir huzura ermektir. Bu öfkeyi bastırmak yerine, bu öfkenin neler anlattığına baktığında derin bir farkındalık kazanmış oluyorsun. Ondan önce ifade ettiğimiz avantajlardan en önemlisi, derin bir huzurun altyapısını oluşturmuş oluyorsun. Eğer gerçekten sana lazım olan huzur ise, huzuru nasıl bulacağım sorusuna vereceğin cevabı, kendi içine dönüp başkalarının sana karşı olan iletişiminde gözlemleyeceğin tutumların gözlemlenebilir yönlerini ertelememek olduğunu bilmen gerekir. Burada herhangi bir art niyet taşımaman gerekiyor. Yoksa kendine olan saygını, şefkatini ve etik ilkelerini ihmal etmiş oluyorsun. Bunları kaybettiğin zaman, istediğin huzuru yeniden ertelemiş olursun veya tamamen elde etmemiş olursun.
Art Niyet Olmadan Başkasının Öfkesinin Ne Çağrıştırdığını Anlayabilirim
Birinin sana karşı olan öfkesini, kendine karşı öfkelendiğinde anlayabilirsin. Kendinin başkasına olan öfkesi, başkasının sana olan öfkesi gibi değildir. Kendinde eksik görüleni kabul ettiğinde, öfkenin altındaki sebebi öğrenmiş olursun. Başkasının sana karşı olan öfkesinin neyi anlattığını, öfkesinin senden ne istediğini anlamaya çalıştığında öğrenmiş olursun. Burada başkasına karşı öfkesinde, onun öfkesinin kontrolünü eline almış oluyorsun. Sen karşıdan analiz eden biri oluyorsun. Bu, önce kendindeki içe bakışın, sonra da başkasına olan farkındalığına zemin hazırlıyor.


