Bazı zamanlar, özellikle ebeveynlerle ya da çekirdek aileyle yapılan konuşmalarda, konu büyük ya da küçük olsun, tepkilerimiz olması gerekenden daha yoğun bir hâl alabilir. Sesimiz yükselir, tonumuz sertleşir, davranışlarımız değişir. Örneğin, sakin bir akşam yemeği esnasında sıradan bir tartışma esnasında bile sesimizin yükseldiğini ve ani bir öfke tepkisi verdiğimizi fark edebiliriz. O an ne söylediğimiz ve buna nasıl tepki verdiğimiz sonrasında bizi şaşırtır. Konuşma bittikten sonra ise öfkeye çoğu zaman pişmanlık ve suçluluk da eşlik eder. Belki bir bakış, belki de beklenmedik bir yorum, içimizde yıllardır bastırdığımız bir duyguya dokunur ve tepkiyi tetikler. Peki bu öfke, gerçekten bugüne mi aittir?
Nereden Çıktı Bu Öfke?
Bu öfke, her ne kadar bugüne ait gibi görünse de çoğu zaman çocuklukta dile getirilemeyen ihtiyaçların ve koşulsuz kabul görmeyen duyguların gecikmiş bir sesidir. Çocukken anlaşılmak yerine susmayı öğrenen; olumsuz bir duygu hissettiğinde, hatta ağladığında bile eleştirilen ve ihtiyaçları karşılanmadığında duygularını bastırmak zorunda kalan birey için, ebeveynlerle kurulan her temas eski bir duygusal zemini yeniden harekete geçirebilir. Bu nedenle bugün verilen tepki, çoğu zaman bugünün konuşmasından çok, geçmişte yarım kalan duygularla ilgilidir.
Öfkenin Adresi
Geçmişte yarım kalan duyguların yarattığı öfke, çoğu zaman en çok anne ve babaya yönelir. Bunun temel nedeni, duyguların fark edilmesi, düzenlenmesi ve ifade edilmesinin ilk olarak aile içinde öğrenilmesidir. Duyguların konuşulabildiği, hissedilmesinin normalleştirildiği ve kabul gördüğü ailelerde çocuk hem olumlu hem de olumsuz yaşantıları daha sağlıklı şekilde işleyebilir. Ancak duyguların bastırıldığı, eleştirildiği ya da yok sayıldığı aile ortamlarında bu duygular işlenmeden kalır. Örneğin, Çocukken sesimizi yükselttiğimizde uyarılmış veya cezalandırılmışsak, yetişkinlikte öfkelendiğimizde aynı duygularla baş başa kalırız. Öfkenin ardından gelen suçluluk, sadece bugüne değil, o eski öğrenilmiş kurallara da aittir. Bastırılan her duygu gibi, uygun bir alan bulduğunda ise ani ve yoğun bir şekilde ortaya çıkar; çoğu zaman da bu duygular en tanıdık bağ olan anne babaya yönelir.
Öfkenin Ardından
Genelde, özellikle olumsuz duyguların kabul edilmediği ailelerde, öfke ifade edildikten sonra çoğu zaman rahatlama değil, suçluluk ve pişmanlık gelir. Kişi bu kez öfkelendiği için kendini eleştirmeye başlar; “abarttım”, “yine kontrolümü kaybettim”, “böyle biri olmamalıyım” düşünceleri zihni doldurur. Oysa bu iç ses de çoğu zaman bugüne ait değildir. Çocuklukta duygularını ifade ettiğinde eleştirilen ya da cezalandırılan birey için, öfke yalnızca bir duygu değil, aynı zamanda suçlulukla eşleşmiş bir deneyimdir. Bu nedenle öfkenin ardından gelen kendine yönelmiş sertlik, duygunun kendisinden çok, ona eşlik eden öğrenilmiş anlamlarla ilgilidir.
Öfkenin Öğrenildiği Yer
Bu noktada, öfke ve suçluluğun birlikte ortaya çıkmasının ardında çoğu zaman koşullu sevgi deneyimi yer alır. Sevginin; sakin olmaya, uyum sağlamaya ya da “sorun çıkarmamaya” bağlı olduğu bir ortamda büyüyen çocuk için duygular, ifade edilmesi gereken deneyimler olmaktan çok, kontrol edilmesi gereken riskler hâline gelir. Bu nedenle yetişkinlikte öfke ortaya çıktığında, kişi yalnızca duygusuyla değil, sevilmeye layık olma hâlini kaybettiği korkusuyla da baş etmek zorunda kalır. Öfkenin ardından gelen suçluluk, çoğu zaman bu eski öğrenmenin bugündeki yansımasıdır. Yetişkinlikte öfke ortaya çıktığında, kişi yalnızca duygusuyla değil, sevilmeye layık olma hâlini kaybettiği korkusuyla da baş etmek zorunda kalır. Öfkenin ardından gelen suçluluk, çoğu zaman bu eski öğrenmenin bugündeki yansımasıdır. Öfke, yalnızca bir duygu değil, geçmişten gelen bir uyarı sistemidir; bize sınırlarımızı, ihtiyaçlarımızı ve görünmez yaralarımızı hatırlatır.
Öfkenin Farkındalığı
Öfkenin farkına varmak, hatta küçük, normalde öfkelendirmeyecek olaylara bile büyük tepkiler verdiğimizde bunun farkında olmak; nedenlerini anlamaya çabalamak, bu duyguya bugünden bakabilmeyi ve geçmişle arasındaki bağı ayırt edebilmeyi mümkün kılar. Öfke, çoğu zaman kontrolümüz dışında ortaya çıkmış olmasının yanında, sınırların ihlal edildiğini, bir ihtiyacın görülmediğini ya da eski bir yaranın hâlâ temas ettiğini haber verir. Bu nedenle öfkeyi anlamaya çalışmak, kendimize yönelttiğimiz sertliği yumuşatmanın ve duygularımızla daha şefkatli bir ilişki kurmanın ilk adımıdır. Özellikle anne babamıza yönelen öfkemizde, bu duygunun altında yatan sebepleri daha net ve iyi anlayabiliriz. Çünkü bugünün konusu öfke gibi görünse de, iyileşme çoğu zaman onu suçlamakla değil, dinlemekle başlar.


