Sosyal bir varlık olduğumuz için hepimiz zaman zaman yakın ilişkiler içerisinde bulunmuşuzdur. Bazı ilişkilerimiz içerisinde kendimizi daha dengeli hissederken bazı ilişkilerimiz içerisinde ise kendimizi çok daha yıpranmış hissederiz. Ancak bazen öyle ilişkiler içerisinde buluruz ki kendimizi, partnerimize bir türlü anlam veremeyiz. Beni seviyor mu, yoksa benden nefret mi ediyor, bu durumu çoğunlukla bir netliğe kavuşturamayız. İçerisinde olduğumuz ilişki, partnerimizin bu dengesizliğinden dolayı oldukça yıpratıcı ve günümüz ilişki ifadeleri ile ‘toksik’ olabilmektedir. Aslında burada partnerimizi direkt olarak suçlamak yerine onun neden böyle gelgitli davrandığını anlamaya çalışmak çok daha önemlidir. Belki de partnerimiz Borderline Kişilik Bozukluğuna sahiptir.
Borderline Kişilik Bozukluğu
Borderline Kişilik Bozukluğu, kişinin duygularını ve davranışlarını oldukça zıt kutuplarda yani sınırlarda yaşadığı bir bozukluktur. Bu bozukluğa sahip kişiler ilişki içerisinde de partnerine karşı olan duygularını da oldukça sınırlarda yaşarlar. Yani partneri olumlu bir davranışta bulunduğunda onu en tepeye çıkarır ve dünyanın en iyi partneri olduğunu hissettirir. Ancak partneri olumsuz bir davranışta bulunduğunda bu kez onu yerin dibine sokar ve dünyanın en kötü partneriymiş gibi hissettirir. Bundan dolayı ilişkileri genelde oldukça tutarsız olma eğilimindedir. Çoğu kişi Borderline Kişilik Bozukluğuna sahip birisi ile ilişki yaşarken onun bu gelgitli haline anlam veremez. Bunun sonucunda da doğal olarak ilişkileri çok uzun sürmez. Bunların yanı sıra bu bozukluğa sahip kişiler ilişki içerisinde terk edilmeye karşı da çok yoğun bir kaygı yaşarlar. Çünkü bu kişilerin çocukluk yaşantılarına bakacak olursak kaygılı bağlanma geliştirmeleri çok mümkündür. Ancak sadece bununla da sınırlı kalmaz.
Çocukluk Yaşantısı
Bazı kişilik bozukluklarını ele alırken öncelikli olarak bireyin çocukluk yaşantısını incelemek çok önemlidir. Özellikle Borderline Kişilik Bozukluğunun temeli çok büyük oranda çocukluğa dayanmaktadır. Çocukluğumuzda bakım veren kişi ile nasıl bir ilişkimizin olduğu, bize karşı nasıl davrandığı çok önemlidir. Çünkü çocuk için belki de ilk ilişkilerini oluşturduğu, temelini attığı kişi çoğu zaman bakım veren kişi olmaktadır. Bu kişiler anne, baba, anneanne, dede gibi kişiler olabilir ancak çoğunlukla bakım veren kişi dendiğinde akla anne gelmektedir. Sağlıklı bir anne çocuk ilişkisinde; anne çocuğun ihtiyaçlarını gözlemler, ihtiyacı olduğunda yanında olur, ona sevgisini verir ve bazen de çocuğu hayal kırıklığına uğratır. Burada özellikle annenin çocuğuna ufak ufak hayal kırıklıkları yaşatması çocuğun sağlıklı bir bağlanma örüntüsü için önemlidir. Çünkü çocuk bu sayede gerçek dünyaya hazırlanmış olur. Çocuk için annesi ihtiyaçlarını karşılayan, sevgisini veren, bazen hayal kırıklığına uğratan ancak yine de her şeyi ile çocuğun yanında olan biridir. İşte bu ilişkiye yeterince iyi anne modeli denilmektedir. Bu senaryo bir çocuğun yaşaması gereken en sağlıklı anne-çocuk ilişkisidir. Ancak tabii ki de her çocuk için bu bağ o kadar iyi kurulamayabiliyor. İşte tam da Borderline Kişilik Bozukluğunun özü buraya dayanmaktadır.
Nesne İlişkileri
Çocukluğun en temeline inecek olursak karşımıza nesne ilişkileri çıkmaktadır. Bebek doğduğu andan itibaren dünyayı iyi ve kötü nesne olarak ayırmaya ve bu şekilde dünyasını anlamlandırmaya çalışır. Örnek vermek gerekirse bebek, acıktığı zaman annesi onun bu ihtiyacını karşılıyorsa bebek için annesi iyi nesneyi oluşturur. Ancak diyelim ki annesi bebeğin ihtiyacını karşılamadı o zaman annesi kötü nesneyi oluşturur. Zaman içinde çocuk daha karmaşık düşünmeye başladığında bu iyi ve kötü nesneyi bütünleştirmeyi öğrenir. Bu süreçte çocuğun öngörülebilir, tutarlı ve yeterli bir bakım alması çok önemlidir. Çünkü çocuk bu sayede annesinin onun ihtiyaçlarını karşıladığını, her istediğini yapmadığını ama yine de onu sevdiğini içselleştirerek iyi ve kötü nesneyi bütünleştirmiş olur. Bunun sonucunda da çocuk dünyayı sadece ikiye bölmez, gri alanların da olabileceğini içselleştirmiş olur. Ancak çocuk tutarlı ve öngörülebilir bir bakım almadıysa yani annesi bir varsa bir yoksa çocuk kendisini çok kaygılı bir durumun içinde bulabilir. Annesi geldiğinde çok iyi ancak gittiğinde çok kötü, gittikten sonra tekrar gelecek mi, ya hiç gelmezse… Bu durum çocukta yoğun bir kaygı oluşmasına sebep olur. Bunun sonucunda da çocuk bu kaygıdan kurtulmak için bölme mekanizması kullanarak dünyayı iyi ve kötü olarak ikiye ayırır, gri alanlar onun için hiç oluşmaz. Borderline Kişilik Bozukluğuna dönecek olursak ilişkilerdeki partnerin davranışları şimdi çok daha anlaşılır olmalıdır. Kişi dünyayı iyi ve kötü olmak üzere ikiye böldüğünden dolayı ilişkilerinde de partnerini önce yüceltip sonra yerin dibine sokabilir. Çünkü aslında partneri olumlu bir davranışta bulunduğunda iyi nesneyi oluştururken olumsuz bir davranışta bulunduğunda da kişi için kötü nesneyi oluşturur. Bundan dolayı da Borderline Kişilerin ilişkilerinde çok fazla tutarlı örüntüler göremeyiz, genellikle gelgitler ile kendini gösterir. Aynı şekilde bu kişiler çoğunlukla kaygılı bağlanmaya sahip oldukları için ilişkilerinde de gerçek veya hayali bir terk edilmeden kaçmak için yoğun bir çaba gösterirler ancak partneri yine anlam veremez.
Sonuç
Sonuç olarak, Borderline Kişilik Bozukluğuna sahip bir partner ile ilişki yürütmek gerçekten zorlayıcı olabilir. Ancak burada anlayışlı olmak, partnerini tanımaya çalışmak ve belki bir noktada onu böyle kabul etmek ilişkilerin çok daha sağlıklı olmasını sağlayacaktır.


