Pazartesi, Nisan 27, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bizi İyi Hissettiren Değil, Tanıdık Olanı Seçiyoruz

İnsan hayatında tekrar eden örüntülerle karşılaştığında genellikle kaderi ya da şansı sorgular. Benzer ilişkilere çekilmek, aynı tür hayal kırıklıklarını yaşamak, farklı kişilerle aynı duygusal atmosferi deneyimlemek… “Neden hep aynı şey başıma geliyor?” sorusu çoğu zaman dışarıya yöneltilir. Oysa bu tekrarların önemli bir kısmı, dış dünyadan çok iç dünyamızdaki haritalarla ilişkilidir. Tanıdık olan duygu, her zaman güvenli değildir; fakat öngörülebilir olduğu için sinir sistemi tarafından tercih edilir. Çocuklukta şekillenen bağlanma örüntüleri ve erken dönem şemalar, yetişkinlikte hangi duygusal iklimi “normal” kabul edeceğimizi belirler. Böylece insan, kendisine iyi geleni değil; bildiği duyguyu seçmeye eğilim gösterir.

Erken Dönem Deneyimlerin İçsel Modelleri

Erken dönem bakım deneyimleri, bireyin kendisi ve başkaları hakkında geliştirdiği örtük inançların temelini oluşturur. Bağlanma kuramına göre çocuk, bakım verenle kurduğu ilişki üzerinden bir “içsel çalışma modeli” geliştirir. Bu model, kişinin kendisini ne kadar değerli gördüğünü ve başkalarını ne kadar ulaşılabilir algıladığını belirler. Eğer çocuklukta sevgi tutarsızlıkla, eleştiriyle ya da mesafeyle birlikte deneyimlendiyse, yetişkinlikte benzer duygusal tonlar yabancı gelmez. Hatta huzurlu ve istikrarlı bir ilişki başlangıçta sıkıcı, hatta tehdit edici hissedilebilir. Çünkü organizma alışık olmadığı bir düzenle karşı karşıyadır.

Sinir Sisteminin Öngörülebilirlik Arayışı

Bu tercih yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda nörobiyolojik bir temele dayanır. Sinir sistemi tekrar eden duygusal deneyimlere uyum sağlar ve belirli bir uyarılma düzeyini “normal” kabul eder. Sürekli gerilim içeren bir ortamda büyüyen biri için hafif kaygı hali sıradanlaşabilir. Sakin, destekleyici ve istikrarlı bir ortam ise alışılmış aktivasyon seviyesinin dışında kaldığı için rahatsızlık yaratabilir. Organizma belirsizlikten kaçınma eğilimindedir; bilinen acı, bilinmeyen huzurdan daha yönetilebilir hissedilebilir. Bu nedenle tanıdıklık ile güvenlik sıklıkla karıştırılır.

Şema Kuramı ve Duygusal İklimler

Şema kuramı çerçevesinde bakıldığında, erken dönemde karşılanmamış temel ihtiyaçlar, bireyin dünyayı algılama biçimini şekillendiren kalıcı şemalara dönüşür. Terk edilme, duygusal yoksunluk, kusurluluk ya da değersizlik gibi şemalar aktif olduğunda kişi yalnızca düşünmez; geçmişteki duygusal atmosfere geri döner. Örneğin değersizlik şeması güçlü olan bir birey, eleştirel bir partnerle karşılaştığında bunu yalnızca bir davranış olarak değil, tanıdık bir iklim olarak deneyimler. Bu iklim huzurlu değildir; ancak bilinir. Bilinen ise sinir sistemi açısından daha az tehdit edicidir.

Duygusal Rezonans ve Seçimler

Seçimlerimizin önemli bir kısmı bilinçli karar anlarında değil, duygusal rezonans anlarında gerçekleşir. Birine karşı “nedensiz” bir çekim hissetmek ya da bir ortamda açıklayamadığımız bir rahatlık yaşamak, çoğu zaman erken dönem deneyimlerle uyumlu bir frekansın yakalanmasıdır. Bu frekans geçmişte uyum sağlamamıza yardımcı olmuş olabilir; ancak bugün aynı işlevi görmeyebilir. Yine de organizma, aşina olduğu düzeni sürdürmeye eğilimlidir. Çünkü tanıdık olan, kontrol edilebilir hissi verir.

Döngüleri Kırmak ve Gerçek Dönüşüm

Sonuç olarak insan çoğu zaman mutluluğu değil, bildiği duyguyu seçer. Tanıdıklık, güvenlik ile eş anlamlı değildir; ancak öngörülebilir olduğu için tercih edilir. Bağlanma örüntüleri ve erken dönem şemalar, yetişkinlikte hangi duygusal atmosferi normalleştireceğimizi belirler. Ancak bu harita değiştirilemez değildir. Tanıdık olan ile sağlıklı olan arasındaki farkı fark ettiğimiz anda, tekrar eden döngüler çözülmeye başlar. Gerçek dönüşüm, huzurun başlangıçta yabancı hissedebileceğini kabul edebildiğimiz noktada mümkündür.

Kaynakça

Bowlby, J. (1969). Attachment and Loss: Vol. 1. Attachment. New York: Basic Books. Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema Therapy: A Practitioner’s Guide. New York: Guilford Press. Siegel, D. J. (2012). The Developing Mind: How Relationships and the Brain Interact to Shape Who We Are. New York: Guilford Press. Schore, A. N. (2003). Affect Regulation and the Repair of the Self. New York: Norton.

Elif MENDEŞ
Elif MENDEŞ
Ben Elif. 1994 yılında Denizli’de doğdum. İlk lisans eğitimimi Dokuz Eylül Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde tamamladıktan sonra ilgimin insanın iç dünyasına, duygu ve bilişsel süreçlerine yöneldiğini fark ettim. Bu farkındalık beni psikoloji alanına taşıdı ve Pamukkale Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden 2025 yılında mezun oldum. İnsan davranışını yalnızca teorik bilgilerle değil, yaşamın içinden gelen deneyimlerle de anlamayı önemsiyorum. Şu sıralarda anne olmanın kazandırdığı yeni bakış açılarıyla bağlanma, duygusal gelişim ve bireyin ruhsal dünyasına dair gözlemlerim daha da derinleşmiş durumda. Psikolojiye dair düşüncelerimi ve fark ettiklerimi yazıya dökerek paylaşmayı seviyorum. Klinik alana olan ilgim doğrultusunda şema terapi ve bilişsel davranışçı terapi ekollerine yönelik eğitimlerimi sürdürüyor; bilimsel, etik ve bütüncül bir klinik yaklaşım geliştirmeyi hedefliyorum.

1 Yorum

  1. Direnmek çelişki yolculuk yapmak yeterli. Maç. Tren yolu. Bitmez. Tercihler. Bizi. Biz yapar. Eklektik diyalektik bakış açısıyla. Günceli hatirlattiniz. Teşekkürler saygılar sunarım

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar