Perşembe, Haziran 4, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Birey Hissetmek Üzerine

İnsan gelişiminin temel psikolojik süreçlerinden biri birey olma, birey olduğunu hissetme isteğidir. Özellikle kişi, 20’li yaşlarına geldiğinde kendini daha özgür, daha bağımsızlaşmış ve kendini kendi ayaklarını üzerinde dururken görmek ister. Bu dönemde bireyin kendini özgün bir kimlik olarak ve aileden ayrı görmesi sağlıklı bir sürecin göstergesidir.

Türkiye’de yetişen gençleri ve aile yapılarını incelediğimizde Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın özerk-ilişkisel benlik yapısı ile karşılaşırız. Türkiye’deki aile yapısı, Batı kültürlerine göre ailelerinin ve çocuklarının birbirine bağımlılığı açısından farklılık göstermektedir. Buradaki gençler ailelerine duygusal olarak bağlıyken, ekonomik olarak bağımsız olmak isterler. Yani modernleşme süreciyle birlikte ekonomik olarak bağımsızlaşılsa da duygusal bağlılık devam eder. Kısacası Türkiye’deki genç yetişkinler ailelerinden tam olarak kopmaz, bireyleşme sürecine bağlarını güçlü tutarak girerler.

Aile, bireye ‘’ben kimim?’’ sorusunun cevabının ilk verildiği topluluktur. Kişinin benlik algısı ilk burada oluşur. Burada tabii ki ebeveyn tutumları çok önemlidir. Çocuğun kendini nasıl algıladığı ve algılayacağı, ilerideki ilişkilerinde ne derece bağımsız hissedeceği erken dönemdeki ebeveyn tutumlarına bağlıdır. Mesela çocuğa özel alan tanımayan ebeveynler, çocuğunun sınır koyamamasına sebep olabilir. Çocukta ‘’ben-sen’’ ayrımı gelişmez hatta çocuk hayır diyebilmekte çok zorlanır hale gelir. İç içe geçmiş aile yapılarında bu sorunla karşılaşmamız normaldir. Yine aynı şekilde aşırı eleştirel tutumlarla karşılaşan çocuklar, öz-değerlerini geliştirmekte zorluk çekerler. Onların iç sesleri çok katı ve eleştireldir. Bir süre sonra anne-babanın eleştirilerine bile gerek kalmaz çünkü onların iç sesi en büyük baskıyı ve eleştiriyi yapmaya başlar.

Koşullu sevgi gösteren ebeveynleri ve çocuklarını incelediğimizde, çocukta sürekli bir ispat ihtiyacı olduğu görülür. Çünkü ona küçüklüğünden beri ‘’eğer beni üzmezsen seni severim.’’ algısı işlenmiştir. Çocuk bu şekilde sevginin performansa bağlı olduğunu düşünür. Sürekli kendini başarılı göstermeye çabalar ki ebeveynlerinden takdir ve sevgi görsün. Bu durum yetişkinlikte de bir sorun olarak karşımıza çıkar ve bireyleşmenin önündeki büyük engellerden biridir. Yine aynı şekilde aşırı kontrolcü ve müdahaleci aileler çocuklarına erken dönemde zarar verir.

Bireyleşmeye Psikanalitik Bakış

Freud’a göre erken dönem ebeveyn-çocuk ilişkisi yetişkinlikteki ilişki dinamiklerini belirler, kişideki benlik algısı bu erken dönemlerdeki ilişkilere göre kurulur. Psikoseksüel Gelişim Kuramına göre kişi çocukluk döneminde bazı aşamalardan geçer ve bu çatışmalar sağlıklı bir şekilde çözülmezse, ilerleyen yaşlardaki kişilik örüntülerinde sıkıntılar görülebilir. Freud, aşırı baskıcı ve koşullu sevgi gösteren ailelerde yetişmiş çocukların güçlü bir süperego geliştirdiklerini savunur. Bu şekilde kişi yetişkinlikte sürekli kendini yargılar ve eleştirir. Birey olma yolunda kendini baskılar.

Deneysel Bulgular

Bireyleşme sürecinin deneysel bulgularla desteklendiği psikoloji literatüründe görülmektedir. Özellikle ebeveyn tutumlarının özerklik algısı üzerindeki etkisi, yapılan deneylerle ortaya konmuştur. Soenens ve Vansteenkiste (2010) tarafından yapılan deneysel bir çalışmada, 400’den fazla genç yetişkinin algıladıkları ebeveyn tutumları ile psikolojik iyi oluş düzeyleri incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, ebeveynlerinden yüksek düzeyde psikolojik kontrol algılayan bireylerin özerklik puanları anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuştur. Bu bireylerin kaygı ve depresyon ölçeklerinden aldıkları puanlar, özerklik destekleyici ailelerde yetişen bireylere kıyasla yaklaşık %30 daha yüksek çıkmıştır. Yine aynı şekilde Deci ve Ryan’ın Öz Belirleme Kuramı çerçevesinde yürütülen deneysel çalışmalarda, özerklik destekleyici ebeveyn tutumlarının bireylerin içsel motivasyonunu ve benlik bütünlüğünü güçlendirdiği gösterilmiştir. Üniversite öğrencileriyle yapılan kontrollü bir çalışmada, ebeveynlerinden karar alma süreçlerinde destek gördüğünü belirten katılımcıların %68’inin kendini “bağımsız bir birey” olarak tanımladığı; bu oranın kontrolcü ebeveynlere sahip bireylerde %34’e düştüğü bulunmuştur. Bu bulgu, birey olma hissinin yalnızca yaşla değil, erken dönemde deneyimlenen ilişkisel dinamiklerle şekillendiğini göstermektedir.

Ayrıca Ainsworth’un Yabancı Durum Deneyi’nden elde edilen bağlanma bulgularının yetişkin örneklemlerine uyarlandığı araştırmalar, güvenli bağlanma geliştiren bireylerin hem aile ilişkilerini sürdürebildiğini hem de bağımsız karar alma becerilerinin daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Güvensiz bağlanma stiline sahip bireylerin ise yetişkinlikte daha fazla onay ihtiyacı duyduğu ve bireysel sınırlarını belirlemekte zorlandığı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Tüm bu deneysel veriler, bireyleşme sürecinin aile içinde başlayan ve yetişkinliğe taşınan çok boyutlu bir gelişim alanı olduğunu göstermektedir.

Sonuç

Birey gibi hissetmek, düşünülenin aksine aileden tamamen kopmak, bunu hedeflemek değil, aile bağlarını da güçlü tutarak bağımsızlaşmayı içeren sağlıklı bir gelişim sürecidir. Bu süreçte aileyle kurulan bağlar yeniden yapılandırılır. Çocukluk dönemlerinin, erken gelişim dönemlerinin bu süreç üzerindeki etkisi büyüktür. Özellikle ebeveyn davranışları kişinin yetişkinlikte nasıl bağlar kuracağına kadar etkili olabilir. Deneysel bulgular ve veriler de bireyin özerklik algısı üzerindeki bu süreçlerin önemini desteklemektedir. Bu nedenle bireyleşme, yalnızca bireysel bir çaba değil, aile ile koordineli yürütülmesi ve ilişki dinamiklerinin esnek bir şekilde dönüşmesi gereken bir süreçtir.

Kaynakça

  • Soenens, B., & Vansteenkiste, M. (2010). A theoretical upgrade of the concept of parental psychological control: Proposing new insights on the basis of self-determination theory. Developmental Review, 30(1), 74–99.

  • Deci, E. L., & Ryan, R. M. (2000). The “what” and “why” of goal pursuits: Human needs and the self-determination of behavior. Psychological Inquiry, 11(4), 227–268.

  • Ryan, R. M., & Deci, E. L. (2017). Self-determination theory: Basic psychological needs in motivation, development, and wellness. New York, NY: Guilford Press.

  • Ainsworth, M. D. S., Blehar, M. C., Waters, E., & Wall, S. (1978). Patterns of attachment: A psychological study of the strange situation. Hillsdale, NJ: Erlbaum.

  • Fraley, R. C., & Shaver, P. R. (2000). Adult romantic attachment: Theoretical developments, emerging controversies, and unanswered questions. Review of General Psychology, 4(2), 132–154.

Selin Kurt
Selin Kurt
Selin Kurt, 2004 yılında Adana’da doğmuştur. Çocukluk yıllarının bir bölümünü burada geçirdikten sonra ailesiyle birlikte İstanbul’a taşınmış ve eğitim hayatının büyük kısmını İstanbul’da sürdürmüştür. Ortaöğretimini Nabi Avcı Fen Lisesi’nde tamamladıktan sonra Yeditepe Üniversitesi Psikoloji Bölümünde lisans eğitimine başlamıştır. Psikoloji alanında özellikle psikodinamik yaklaşımı benimsemekte ve insan davranışlarını bilinçdışı süreçler, erken dönem yaşantıları ve kişilerarası ilişkiler çerçevesinde anlamaya odaklanmaktadır. Akademik ilgilerinin yanı sıra sanatla da yakından ilgilenmekte; özellikle çizim ve görsel üretim alanlarında çalışmalar yapmaktadır. Sanatın bireyin iç dünyasını ifade etme biçimlerinden biri olduğuna inanmakta ve sanat ile psikoloji arasındaki ilişkiyi hem teorik hem yaratıcı üretim yoluyla keşfetmektedir. Bu doğrultuda sanatın duygusal ifade, kimlik gelişimi ve psikolojik süreçlerle olan bağlantısı üzerine düşünmekte ve üretimler yapmaktadır. Üniversite eğitimi süresince psikoloji alanındaki çalışmalarını sürdürürken, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik (PDR) alanına duyduğu ilgi doğrultusunda bu alanda da staj çalışmalarına devam etmektedir. Selin Kurt, psikoloji bilgisini medya ve yazarlıkla birleştirmeyi hedeflemekte; ileride klinik psikoloji alanında çalışmayı, psikoloji üzerine yazılar yazmayı ve kitaplar üretmeyi amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar