Çarşamba, Haziran 3, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İncinmekten Korkarken Işığı Kaçırmak

Geçtiğimiz ay yazdığım dergi yazısında, modern zaman ilişkilerinin o tekinsiz, ne tam ad konulabilen ne de tamamen vazgeçilebilen “situationship” limanlarında gezinmiştik. Bağlanmaktan, aidiyetten ve en çok da belirsizlikten bahsetmiştik. O yazıyı bitirdiğimden beri zihnimde hep aynı soru dönüp duruyor: Biz ne ara sevmeyi ve sevilmeyi bu kadar tehlikeli bir oyun olarak görmeye başladık? Kendimizi korumak adına inşa ettiğimiz o modern sığınaklar, aslında bizi koruyor mu, yoksa bizi görünmez bir hapishaneye mi kapatıyor?

Tam bu sorgulamaların ortasındayken, Mevlana’nın yüzyıllar öncesinden bugüne fısıldadığı o zamansız söz düştü önüme: “Yaralar ışığın içeri girdiği yerdir.”

Durup düşündüm. Biz bugün, tam da o yarayı almamak için kapıları, pencereleri öyle sıkı kapatıyoruz ki; içeriye tek bir ışık süzmesinin, yani gerçek bir sevginin, saf bir yakınlığın girmesine de izin vermiyoruz. İçeride, kendi inşa ettiğimiz o güvenli karanlıkta kalmayı seçiyoruz.

Gardımızı Almak mı, Gerçekten Yaşamak mı?

Günümüz ilişkilerinde hepimizin elinde görünmez bir kalkan var. “İlk mesajı ben atmayayım”, “Duygularımı çok belli etmeyeyim”, “Giderse canım yanmasın diye şimdiden mesafeli durayım…” Kendimizce haklı sebeplerimiz var elbet; geçmişte kırıldık, hayal kırıklığına uğradık, darmadağın olduk. Bir daha aynı yerden kanamamak için gardımızı alıyoruz.

Ancak psikolojide çok iyi bildiğimiz bir kural vardır: Duyguları seçerek uyuşturamazsınız. Acıyı, kırılganlığı ve incinme riskini bloke etmek için ördüğünüz o kalın duvarlar; neşeyi, coşkuyu, aşkı ve gerçek bağları da dışarıda bırakır. İncinmekten korktuğumuz için kırılganlığımızı sakladığımızda, aslında hayata karşı en büyük cesaretimizi, yani kendimiz olma cesaretimizi kaybediyoruz.

Kırılganlık bir zayıflık değildir. Aksine, sonucunu bilmediğin bir yola çıkacak, birine “Seni önemsiyorum ve buradayım” diyebilecek kadar cesur olma halidir. Ve evet, bu yolun sonunda incinmek de vardır. Ama ışık, tam da o riskin alındığı, o kapının aralandığı yerden sızar.

Duvarlar Örmek mi, Sınır Koymak mı?

Çoğu zaman kendimizi koruma çabasıyla, çok sağlıklı bir şey yaptığımızı zannederek karıştırırız iki kavramı: Duvar örmek ve sınır koymak.

  • Duvar örmek; korku temellidir. Herkesi ve her şeyi dışarıda tutar. İçeriye kimsenin sızmasına izin vermez, sizi yalnızlaştırır ve ışığı tamamen keser. Duvarların arkasındayken güvendesinizdir ama aynı zamanda yapayalnızsınızdır.
  • Sınır koymak; ise sevgi ve özsaygı temellidir. Evinizin kapısı vardır, pencereleri vardır; içeriye ışık girer, rüzgar girer. Sınır, kapıdan kimin, hangi koşullarla gireceğini belirleme gücüdür. İncinme riskini tamamen sıfırlamaz belki ama sizi siz olarak korur. Kapıyı tamamen tuğlalarla örmek yerine, eşikte kimin duracağına karar vermektir.

Hiç yara almayacağımız, her anının garanti altında olduğu, pürüzsüz bir ilişki arayışı ne yazık ki modern dünyanın bize sattığı bir illüzyondan ibaret. İnsan olmak, doğamız gereği kırılmaya ve yeniden onarılmaya açık olmak demektir.

Geçmişte aldığın yaralar, senin kusurlu ya da eksik olduğunu göstermez. Onlar, hayatta kaldığının, denediğinin, sevdiğinin ve en önemlisi büyüme kapasitenin birer kanıtıdır. Yarayı gizlemek ya da o yara hiç yokmuş gibi davranıp kalbini buzdan bir kuleye hapsetmek yerine; o yaranın açtığı çatlaktan içeri sızacak olan ışığa alan açmak gerekir.

Bu ay kendimize şefkatle bir soralım: Kalbimizin etrafına ördüğümüz o duvarlar bizi gerçekten koruyor mu, yoksa bizi kendi ışığımızdan mahrum mu bırakıyor?

Unutma, mükemmel olduğun için değil; tüm kırılganlığınla, yaralarınla ve hikayenle sevilmeye layıksın. Duvarları yavaşça esnettiğin, sınırlarını sevgiyle çizdiğin ve o ışığın içeri girmesine izin verdiğin bir Haziran olması dileğiyle…

Aybüke Arslan
Aybüke Arslan
Aybüke Arslan, Fenerbahçe Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunudur. Klinik Psikoloji Yüksek Lisansına devam etmektedir. Motivasyon, sosyal medya psikolojisi, spor psikolojisi ve bilişsel davranışçı terapi alanlarına ilgi duymaktadır. Sosyal medyada psikoloji içerikleri üreterek psikolojik kavramları herkes için ulaşılabilir kılmayı amaçlamaktadır. “Zihinsel sağlık, hayatın gerçek zenginliğidir” mottosuyla hareket eden Arslan, Psychology Times Türkiye’de toplumsal farkındalık, motivasyon ve ruh sağlığı temalı yazılar yazmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar