DEHB’nin Performans Paradoksu
Performans Paradoksu Ne Demek? Bir düşünün. Dün saatlerce çalışan, zamanın nasıl geçtiğini fark etmeyen biri, bugün neden beş dakikalık bir işe başlayamıyor? Üstelik yapılacak işin önemli olduğunu biliyor. Yapmak istiyor. Yapması gerektiğinin de farkında. Ama yine de başlayamıyor.
Dışarıdan bakıldığında bu durum çoğu zaman çelişkili görünür. “Dün yapıyordu, bugün neden yapamıyor?” sorusu hem DEHB’li bireylerin hem de ailelerinin, öğretmenlerin ve çalışma arkadaşlarının sıkça sorduğu sorulardan biridir. İşte ben bu çelişkiyi “Performans Paradoksu” olarak adlandırıyorum.
Burada kullandığım “performans paradoksu” ifadesi bilimsel literatürde yer alan bir tanı ya da teknik kavram değildir. Bu, DEHB’de sık gözlenen bir durumu daha anlaşılır hâle getirmek için kullandığım kavramsal bir metafordur.
Çünkü birçok DEHB’li birey için sorun bilgi eksikliği değildir. Potansiyelleri de vardır. Sorun çoğu zaman kapasite değil, o kapasiteye ihtiyaç duyulan anda ulaşmakta yaşanan güçlüklerdir. Hatta çoğu zaman yapabileceklerini kendileri de bilirler. Paradoks tam da burada başlar. Aynı kişi, aynı beceriye sahip olmasına rağmen bir gün olağanüstü bir performans sergilerken ertesi gün çok daha basit bir görevi başlatmakta zorlanabilir. Belki de DEHB’nin en görünmeyen yönlerinden biri budur.
Peki Neden Bu Başlık?
Bu başlığı seçmemin nedeni, DEHB hakkında sık sık karşılaştığım bir cümledir: “Aslında yapabiliyorum ama her zaman yapamıyorum.” Bu cümleyi bazen danışanlardan, bazen öğrencilerden, bazen de DEHB tanısı almış yetişkinlerden duydum. İlginç olan ise herkesin farklı bir örnek vermesine rağmen anlatılan deneyimin birbirine çok benzemesiydi.
Bir gün saatlerce ders çalışabilen bir öğrenci ertesi gün kitabın kapağını açamayabiliyor. Haftalarca ertelediği bir raporu tek gecede bitirebilen biri, birkaç dakikalık bir e-postayı günlerce gönderemeyebiliyor. Yapması gereken telefon görüşmesini zihninde defalarca planlıyor ama bir türlü arama tuşuna basamıyor.
İlk bakışta birbirinden tamamen farklı görünen bu örneklerin ortak bir noktası var: Sorun çoğu zaman yapabilmek değil, o performansa ihtiyaç duyulan anda ulaşabilmek. İşte bu nedenle “performans paradoksu” ifadesinin DEHB’li birçok bireyin yaşadığı deneyimi anlatmak için güçlü bir metafor olduğunu düşünüyorum.
“İsteyince Yapıyor” Yanılgısı
DEHB ile ilgili belki de en yaygın yanlış inanış şudur: “İsteyince yapıyor.” Bu cümlenin devamı çoğu zaman söylenmese de bellidir: “O hâlde istemediği zaman yapmıyor.” Dışarıdan bakıldığında bu düşünce anlaşılabilir ve haklı görünebilir. Çünkü gerçekten de bazı DEHB’li bireyler ilgi duydukları bir konuda saatlerce çalışabilirken, çok daha kısa sürecek başka bir göreve başlayamayabilir.
Ancak bu durum, istemek ile davranışı başlatabilmek arasındaki farkın gözden kaçırılmasına neden olmaktadır. Toplumda çoğu zaman performansın yalnızca iradeyle açıklanabileceği düşünülür. Oysa istemek, başlayabilmek ve sürdürebilmek aynı beceri değildir. İnsan davranışı bundan çok daha karmaşıktır. Bir işi yapmayı istemek, onu başlatabilmek için her zaman yeterli değildir.
Özellikle DEHB’de bu ayrım daha belirgin hâle gelir. Kişi sınavı önemsiyor olabilir. Başarılı olmak istiyor olabilir. Hatta çalışmadığında yaşayacağı sonuçların farkında da olabilir. Buna rağmen davranışı başlatmak beklenenden çok daha zor olabilir. Bu nedenle “Yapabiliyor, demek ki isterse yapıyor.” şeklindeki yorumlar, DEHB’nin temel güçlüklerinden birini gözden kaçırmaktadır.
Belki de doğru soru şudur: “Yapmak istemiyor mu, yoksa yapmak istemesine rağmen başlayamıyor mu?”
Yürütücü İşlevler: Bilmek ile Yapabilmek Arasındaki Köprü
Uzun yıllar boyunca DEHB, yalnızca dikkat eksikliği üzerinden açıklanmaya çalışıldı. Ancak günümüzde birçok araştırmacı bunun tablonun yalnızca bir bölümünü açıkladığını düşünmektedir. Russell Barkley, DEHB’nin temel güçlüğünü dikkatin kendisinden çok yürütücü işlevlerde ve öz düzenleme süreçlerinde yaşanan aksaklıklarla açıklamaktadır. Planlama, zamanı yönetme, davranışı başlatma, davranışı sürdürme, dürtüleri kontrol edebilme ve hedefe yönelik davranışı devam ettirebilme bu sistemin temel parçalarıdır.
Benzer şekilde Thomas Brown da DEHB’nin yalnızca odaklanma güçlüğü olmadığını; aktivasyonu başlatma, çabayı sürdürebilme, çalışma belleği, duygu düzenleme ve öz denetim gibi birçok bilişsel süreci etkileyen bir tablo olduğunu vurgulamaktadır. Başka bir ifadeyle, birçok DEHB’li birey ne yapması gerektiğini bilmediği için değil, bildiğini davranışa dönüştürmekte zorlandığı için güçlük yaşamaktadır.
Belki de performans paradoksunun en önemli açıklamalarından biri tam olarak burada yatmaktadır. Sorun belki ne bilgi eksikliğidir ne de potansiyelin olmamasıdır. Ya da belki sorun, sahip olunan potansiyeli ihtiyaç duyulan anda davranışa dönüştürememektir.
Ödül Sistemi: Neden Bazen Başlamak Bu Kadar Zor?
Buraya kadar davranışı başlatmanın neden zor olabileceğinden söz ettik. Ancak önemli bir soru hâlâ cevap bekliyor: Neden aynı görev bir gün yapılabilirken ertesi gün neredeyse imkânsız gibi hissediliyor? Bu sorunun tek bir yanıtı yok. Ancak son yıllarda yapılan çalışmalar, motivasyon ve ödül sistemlerinin bu süreçte önemli bir rol oynayabileceğini göstermektedir.
Öncelikle şunu söylemek gerekir: İlgi duyduğumuz işlere yönelmek yalnızca DEHB’li bireylere özgü değildir. Hepimiz keyif aldığımız, sonucunu hızlı görebildiğimiz ya da bizi heyecanlandıran görevlere daha kolay başlarız. Bu, insan beyninin doğal çalışma biçimidir.
DEHB’de fark, bu sistemin varlığından çok, davranış üzerindeki etkisinin belirginleşmesidir. Nora Volkow ve çalışma arkadaşlarının nörogörüntüleme araştırmaları, ödül beklentisiyle ilişkili dopaminerjik sistemlerde farklı işleyişler olabileceğini göstermektedir. Benzer şekilde Edmund Sonuga-Barke’nin modelleri de DEHB’nin yalnızca dikkat eksikliğiyle değil, motivasyon süreçleriyle de ilişkili olduğunu öne sürmektedir.
Bu nedenle özellikle ödülü gecikmiş, uzun süre planlama gerektiren veya ilgi uyandırmayan görevleri başlatmak DEHB’li bireyler için beklenenden daha zor olabilir. Burada kritik nokta şudur: Motivasyon ile önem aynı şey değildir. Bir görevin hayatımız için çok önemli olması, beynimizin o görevi başlatmayı kolay bulacağı anlamına gelmez. Belki de performans paradoksunun en görünmeyen yönlerinden biri budur.
Kişi yapmak istemediği için değil; yapmak istemesine rağmen davranışı başlatmakta zorlandığı için olduğu yerde kalabilir.
Dağılmayan Dikkat: Hiperfokus
DEHB denildiğinde akla ilk gelen özellik dikkat dağınıklığıdır. Ancak birçok DEHB’li bireyin deneyimi bundan çok daha karmaşıktır. Bazen dikkat gerçekten dağılır. Bazen ise tam tersine, tek bir noktaya öylesine yoğunlaşır ki çevrede olup biten her şey ikinci plana düşer. Saatlerin nasıl geçtiği fark edilmez. Telefon çalsa duyulmayabilir. Yemek saatleri unutulabilir.
Bu deneyim son yıllarda hiperfokus olarak adlandırılan ve özellikle yetişkin DEHB’si üzerine yapılan çalışmalarda giderek daha fazla incelenen bir olgu olarak öne çıkmaktadır. Hupfeld ve çalışma arkadaşları, hiperfokusun birçok DEHB’li yetişkin tarafından bildirildiğini; özellikle ilgi çekici veya ödül değeri yüksek etkinliklerde ortaya çıkabildiğini belirtmektedir. Bununla birlikte araştırmacılar, hiperfokusun DEHB için resmi bir tanı ölçütü olmadığını ve bu alandaki araştırmaların hâlen devam ettiğini de vurgulamaktadır.
Bu nedenle hiperfokus bir “süper güç” değildir. Asıl güçlük, dikkati istenilen göreve yönlendirebilmek ve gerektiğinde başka bir göreve aktarabilmektir. Belki de paradoks tam burada başlıyor. Sorun dikkatin olmaması değil; dikkati gerektiği zaman yönlendirebilmek ve gerektiğinde yönünü değiştirebilmektir. Bu nedenle hiperfokus, dikkatin güçlü olması değil; dikkatin esnek biçimde yönetilememesi olarak da düşünülebilir.
Başlayamama Nedeni: Görünmeyen Mücadele
DEHB’li birçok bireyin anlattığı ortak deneyimlerden biri de şudur: “En zor kısmı yapmak değil, başlamaktı.” İlk adım atıldıktan sonra işler bazen beklenenden daha kolay ilerleyebilir. Ancak o ilk adım… İşte çoğu zaman en büyük mücadele oradadır.
Bunun nedenini tek bir mekanizmayla açıklamak mümkün değildir. Günümüzde araştırmacılar, yürütücü işlevlerdeki güçlükler, sürekli öz düzenleme çabası, bilişsel yük, motivasyon süreçleri ve duygusal etkenlerin birlikte rol oynadığını düşünmektedir. Üstelik davranışı başlatmayı zorlaştıran yalnızca bilişsel süreçler değildir. Geçmiş başarısızlık deneyimleri, eleştirilme korkusu, mükemmeliyetçilik ya da görevin yarattığı duygusal yük de ilk adımı atmayı daha zor hâle getirebilir.
Bu nedenle birçok DEHB’li birey için mücadele yalnızca yapılacak işle değil, o işin uyandırdığı duygularla da ilgilidir. Belki de bu yüzden çevreden en sık duydukları cümlelerden biri “Başlasan gerisi gelir.” olur. Oysa bazen en zor olan şey tam da başlamaktır.
Sonuç: Sorun Güç Değil, Regülasyon
DEHB uzun yıllar yalnızca dikkat eksikliği üzerinden tanımlandı. Ancak günümüzde yürütücü işlevler, motivasyon, ödül sistemi ve öz düzenleme üzerine yapılan çalışmalar bu tablonun çok daha karmaşık olduğunu göstermektedir. Bu yazıda kullandığım “Performans Paradoksu” ifadesi bilimsel literatürde yer alan bir tanı ya da teknik bir kavram değildir. DEHB’li birçok bireyin ortak deneyimini daha anlaşılır hâle getirebilmek için kullandığım kavramsal bir metafordur.
Çünkü paradoks tam da burada başlıyor. Aynı kişi… Bir gün saatlerce çalışabiliyor. Ertesi gün birkaç dakikalık bir göreve başlayamıyor. Bu durum çoğu zaman tembellik ya da isteksizlik olarak yorumlanıyor. Oysa mevcut bilimsel veriler, bu dalgalanmanın yürütücü işlevler, motivasyon süreçleri ve ödül sistemlerinin etkileşimiyle daha iyi açıklanabileceğini düşündürüyor.
Belki de DEHB’yi anlamaya çalışırken “Neden yapmıyor?” diye sormadan önce, “Yapmak istemesine rağmen neden başlayamıyor?” sorusunu sormamız gerekiyor. Sorun, bu güçlüğün dışarıdan çoğu zaman görünmemesidir. İnsanlar sonucu görür; ancak o sonuca ulaşmaya çalışırken verilen görünmeyen mücadeleyi çoğu zaman göremezler.
Yani çoğu zaman sorun potansiyelin olmaması değildir. Asıl sorun sahip olunan potansiyele ihtiyaç duyulan anda ulaşamamak ve onu sürdürülebilir biçimde düzenlemekte yaşanan güçlüklerdir. İşte ben bu çelişkiye Performans Paradoksu diyorum.
Son Bir Not
Bu yazı herhangi bir bireye tanı koymak, kendi kendine tanı


