Toplumsal olayları nasıl gördüğümüz ve yorumladığımız, çoğu zaman olayın kendisinden çok zihnimize yerleşmiş toplumsal normları ortaya çıkarır. TÜSİAD’ın “Bakış Acısı” kısa filmi, bunu yalnızca bir dakikada görünür kılan en güçlü örneklerden biridir.
Bu kısa filmde ekran ikiye bölünmüştür. Bir yarısında kadın cesedi, diğer yarısında erkek cesedi vardır. Gazete ile örtülen cesetlerin yalnızca ayakları görünmektedir. Kadının ayağında kırmızı topuklu ayakkabı bulunmaktadır. Görüntü bir dakika boyunca sabit kalır ve arka planda insanların kadın ve erkek için söyledikleri yankılanır.
Aynı koşullarda ölmüş bir kadın ve bir erkek vardır. Ancak kadın için suçlayıcı cümleler duyulurken, erkek için koruyucu ve acıyan ifadeler yükselir. Bu farkı yaratan şey yalnızca gerçeklik değil, öğretilmiş toplumsal normlar ve psikolojik şemalardır.
Bilişsel Önyargıların Rolü: “Kurbanı Suçlama” Eğilimi
Sosyal psikoloji alanında yapılan araştırmalar, belirsiz durumlarda insanların hızlı karar alabilmek için hazır kalıplara yöneldiğini göstermektedir. Bu kalıpların en belirgin olanlarından biri “kurbanı suçlama eğilimi”dir (Fiske & Taylor, 2013).
Birey, dünyanın adil olduğu inancını sürdürebilmek için mağduru hatalı görmeye meyillidir. Bu nedenle kadın cesedi ekranda belirdiğinde otomatik düşünce şu yönde şekillenir:
“Bir şey yapmış olmalı.”
Türkiye’de yapılan toplumsal cinsiyet araştırmaları da benzer sonuçlara işaret etmektedir. Kadınlar şiddete uğradıklarında dahi toplum tarafından “neden oradaydı, ne giydi, nasıl davrandı?” gibi sorgulamalara maruz kalmaktadır (Altınay & Arat, 2007).
Kısa filmde bu durum doğrudan yansıtılır. Cesetleri gören bir erkek, kadın için “Nereye gidiyordu, nereden geliyordu, kim bilir?” ifadelerini kullanır. Kadının ayağındaki kırmızı topuklu ayakkabı, toplumun bu bilişsel önyargılar karşısındaki sorgulayıcı ve suçlayıcı bakışını sembolize eden güçlü bir göndermedir.
Erkekler söz konusu olduğunda ise kamuoyu daha koruyucu bir dil kullanır. Bu yaklaşım, erkekliğe atfedilen güç, masumiyet ve değer algısının bir sonucudur (Connell, 1998). Filmde bir kadın, kadın cesedi için “Su testisi su yolunda kırılır diye boşuna dememişler” derken, erkek için “Vah vah, yazık olmuş dağ gibi çocuk” ifadelerini kullanmaktadır.
Çocukluktan Gelen Cinsiyet Şemaları
Toplumsal cinsiyet psikolojisine göre bireyler, kadın ve erkek rollerini çocukluk döneminden itibaren öğrenir. Bu öğrenmeler zamanla “cinsiyet şemaları”na dönüşür.
Bu şemalar yetişkinlikte otomatik tepkiler hâline gelir:
Kadın → korunmaya muhtaç, zayıf
Erkek → güçlü, değerli
“Bakış Acısı” filmindeki çarpıcı ayrım, bu şemaların nasıl işlediğini açıkça göstermektedir. Aynı olay karşısında kadının davranışları sorgulanırken, erkeğin yaşam öyküsü ve ailesi üzerinden bir kayıp duygusu yaratılır.
Kadın için “Edepli olsaydı, evinde otursaydı, hak etmiş” söylemleri öne çıkarken; erkek için “Yazık, anne babası güzelim oğullarını kaybetti” ifadeleri kullanılır. Bu durum, cinsiyet şemalarının toplumsal algıyı nasıl yönlendirdiğini gözler önüne serer.
Sürekli Tehdit Algısı ve Kadınların Psikolojik Yükü
Türkiye’de kadınlar günlük yaşamda erkeklere kıyasla çok daha yüksek oranda tehdit algısı taşımaktadır. Bu durum psikolojide “hipervijilans”, yani aşırı tetikte olma durumu olarak tanımlanır (Ünal Erzen & Dikkatli, 2019).
Kadınlar geceleri yürürken hızlanmak, toplu taşımada yalnız kalmamaya çalışmak, kıyafet seçimlerini güvenlik kaygısıyla yapmak gibi birçok zorlayıcı durumla karşı karşıya kalmaktadır. Bu süreçler yalnızca sosyolojik değil, uzun vadede anksiyete ve travma temelli stres belirtilerini artırabilen psikolojik yüklerdir.
Toplumsal baskının yoğun olduğu ortamlarda kadınların sürekli kendilerini koruma çabası içinde olması, benlik saygısını da olumsuz etkileyebilir. Çünkü birey zihinsel olarak sürekli “tehlikedeyim” mesajını işlemektedir.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun “İstatistiklerle Kadın 2024” araştırmasına göre, gece yalnız yürürken kendini güvende hisseden kadınların oranı yüzde 47,8 iken, erkeklerde bu oran yüzde 69,7’dir.
Toplumsal Kimlik ve Çifte Standart
Toplumsal kimlik kuramına göre insanlar, kendilerini ait hissettikleri ya da değer verdikleri grupları daha olumlu değerlendirme eğilimindedir (Bilgin, 2014).
Erkeklik, tarihsel olarak toplumda baskın grup olarak konumlandığı için, bu gruba yönelen tehditler “daha büyük kayıp” olarak algılanır. Bu nedenle filmde erkek cesedi için:
“Dağ gibi çocuktu”
“Yazık olmuş”
ifadeleri duyulurken; kadın için:
“Nereden geliyordu?”
“Edepli olsaydı…”
gibi suçlayıcı cümleler öne çıkar. Bu çifte standart, toplumun kolektif psikolojik belleğinde kökleşmiş bir algı biçimidir.
Sonuç: Gözümüzü Değiştirmeden Toplumu Değiştiremeyiz
“Bakış Acısı” filmi, toplumsal cinsiyet algılarının yalnızca bir dakika içinde nasıl görünür hâle geldiğini çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. Sorun bireysel değil, toplumsal ve psikolojiktir.
Kadınların güvenli ve eşit bir yaşam sürebilmesi yalnızca yasalarla değil, zihinsel şemaların dönüşmesiyle mümkündür. Çünkü bazen bir toplumun adaletini belirleyen şey, gerçeğin kendisi değil, kime hangi gözle bakıldığıdır.
Kaynakça
Altınay, A. G., & Arat, Y. (2007). Türkiye’de kadına yönelik şiddet. Sabancı Üniversitesi.
Bilgin, N. (2014). Sosyal psikolojiye giriş. Ege Üniversitesi Yayınları.
Connell, R. W. (1998). Toplumsal cinsiyet ve iktidar (Çev. C. Soydemir). Ayrıntı Yayınları.
Fiske, S. T., & Taylor, S. E. (2013). Sosyal biliş (Çev. A. Dönmez). İmge Kitabevi.
Ünal Erzen, M., & Dikkatli, S. (2019). Travma sonrası stres bozukluğunda medyanın rolü. Asya Studies Akademik Sosyal Araştırmalar, Sayı 7, 51–61.


