Cumartesi, Nisan 25, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Ergenlikte Dijital Kutuplaşma

Artan sosyal medya kullanımıyla beraber dijital araçlar ve kullanılan medya dili, bireyleri bir taraf olmaya zorlamakta; bir gruba dahil olmayanları ise “kimliksizleştirme” tehdidiyle karşı karşıya bırakarak tarafsız kalma hakkını ellerinden almaktadır. Özellikle ekranlardaki mafyatik dizilerin ve güç odaklı yapımların beslediği bu iki uçlu kutuplaşma, kendisinden olmayanı zorbalayan ve ötekileştiren bir “dijital mahalle baskısı” yaratmaktadır. Bu durumun çocuklar ve ergenler arasında daha yaygın görülmesi tesadüf değildir; nitekim Erikson’un vurguladığı üzere ergenlik bir kimlik arayışı dönemidir ve gençler, bu ayrışma süreçlerinde kendilerine bir aidiyet alanı yaratmak adına etkin rol üstlenirler. Ancak bu ayrıştırıcı tutum, bireyleri sürekli bir taraf seçme mecburiyetine hapsederek kendi özsaygılarını sorgulamalarına ve kendilerini değersiz hissetmelerine yol açmaktadır. Tam da bu noktada Henri Tajfel ve John Turner’ın Sosyal Kimlik Yaklaşımı devreye girer; zira bireyin özsaygısını ancak bir grubun parçası olarak ve “ötekini” dışlayarak koruyabildiği bu mekanizma, medyanın yarattığı yapay kimlik savaşlarının psikolojik temelini açıkça ortaya koymaktadır.

Sosyal Kimlik Kuramı

Kuramın Temeli

Sosyal Kimlik Kuramı, 1979 yılında Henri Tajfel ve John Turner tarafından ortaya atılmıştır. Sosyal psikolojinin en önemli kuramlarından biri kabul edilen bu yaklaşım; bireyin davranışlarının ve kimliğinin, ait olduğu sosyal gruplar (siyasi görüş, futbol takımı, meslek grubu vb.) tarafından nasıl şekillendirildiğini açıklamaya çalışır. Tajfel ve Turner, insanlar arasında neden “biz” ve “onlar” ayrımı yapıldığını ve bireylerin neden kendi gruplarını her zaman daha üstün görme eğiliminde olduklarını analiz etmişlerdir.

Kuramın 3 Temel Süreci

  1. Kategorizasyon (Sınıflandırma): İnsan beyni, dünyayı daha kolay algılamak adına benzer nesne ve kişileri gruplandırır. Sosyal çevremizi düzenlememize yardımcı olan bu süreçte; insanlar “sekülerler”, “muhafazakârlar” gibi çeşitli kategorilere yerleştirilerek zihinsel bir şemaya oturtulur.

  2. Sosyal Özdeşleşme (Kimlik Kazanma): Kuramın en kritik aşamasıdır. Erik Erikson’a göre ergenlik dönemi, bir kimlik karmaşasının yaşandığı ve kimlik arayışının zirve yaptığı bir evredir. Henüz özgün bir kimlik inşasını tamamlamamış olan ergenler, medyada karşılaştıkları hazır grup kimliklerini benimsemeye oldukça meyillidir. Ergenlikteki bilişsel süreçler genellikle “siyah ya da beyaz” gibi keskin uçlarda seyreder; bu nedenle kutuplaşma (biz ve onlar ayrımı), ergenlerde yetişkinlere oranla çok daha sert ve saldırgan bir dille ortaya çıkabilir. Ergenler, bir gruba ait olma ve dışlanmama arzusuyla, grubun aşırılıkçı veya yıkıcı söylemlerine uyum sağlayabilir; hatta bu uğurda kendi bireysel ahlaki normlarını yok sayabilirler.

  3. Sosyal Karşılaştırma: Bireyler, kendi gruplarının başarılı olmasını ister ve genellikle olumlu özellikleri kendi gruplarına, olumsuzlukları ise karşı gruba atfetme eğilimindedir. Bu durum, bireyin kendi grubunun başarısı üzerinden kişisel özsaygısını artırma ihtiyacından kaynaklanır.

Dijital Dünyada Ergen ve Kimlik

Bir ergenin gerçek dünyada (okul, mahalle, spor kulüpleri vb.) özdeşleşebileceği alanlar gün geçtikçe azalmaktadır. Teknolojinin bu denli gelişmediği dönemlerde ergenler kendilerini fiziksel dünyada var etmek zorundayken, günümüzde bu zorunluluk ortadan kalkmıştır. Modern dünyada ergenler, yaşadıkları herhangi bir olay sonrası Telegram veya Discord gibi mecralar aracılığıyla kendileriyle benzer fikirdeki insanlara saniyeler içinde ulaşabilmektedir. Bu durum, bireyin dış dünyadan uzaklaşarak kendi kurduğu dijital yankı odalarında “haklı çıkma” ve var olma çabasına dönüşür. TikTok ve Telegram gibi platformlardaki beğeni sayıları ve onaylanma mekanizmaları, ergenin grup içindeki statüsünü güçlendirdiği için özsaygı kaynağı haline gelir. Ancak bu dijital alanlar, denetimsiz yapısı nedeniyle ihmal ve istismarlara oldukça açık bir zemin hazırlamaktadır.

Sonuç

Sosyal medya grupları yetişkinler için bile oldukça yıkıcı olabiliyorken, bir ergen için oldukça tehlikeli düşünce kalıplarına dönüşebilir; ırkçılık, kadınları aşağılama veya herhangi bir grubu aşağı görme gibi durumlar ergenlerde kolayca yaşanabilir. Ailenin bu noktada hem aile içinde sarf ettiği söylemlere dikkat etmesi hem de sağlıklı ebeveyn davranışları göstermesi gerekir. Aksi takdirde, sağlıklı ebeveyn davranışları sergilenmezse ergende öfke problemleri, dışlanmışlık hissi gibi psikolojik durumlar yaşanabilir; bu durum ergenin ait hissettiği sosyal gruplarla olma dürtüsünü artırabilir.

Aile, aynı zamanda ergenin psikolojik sağlığıyla da yakından ilgilenmelidir. Bir durumdan şüphelenildiğinde uzman bir psikoloğa gitmekten çekinilmemelidir; bu oldukça normal bir durumdur. Psikolog, gerekli durumlarda psikiyatri yönlendirmesi yapma hakkına da sahiptir ve aileler bu sürecin peşini bırakmamalıdır. Aksi takdirde ergenin içinde bulunduğu durum daha da kötüleşerek; önce kendisi, sonra ailesi ve toplum için kötü bir noktaya evrilebilir.

Kaynakça

  • Tajfel, H., & Turner, J. C. (1979). An integrative theory of intergroup conflict. The Social Psychology of Intergroup Relations, 33(47), 33-47.

  • Erikson, E. H. (1968). Identity: Youth and crisis. W. W. Norton & Company

  • Kağıtçıbaşı, Ç., & Cemalcılar, Z. (2014). Dünden bugüne insan ve insanlar: Sosyal psikolojiye giriş. Evrim Yayınevi

Damla Ergüneş
Damla Ergüneş
Damla Ergüneş, Psikoloji lisans programında 2. sınıf öğrencisidir. Lise yıllarından bu yana psikolojiye duyduğu yoğun ilgi giderek artmış ve insan psikolojisini anlamak, bireylerin hayatlarına dokunabilmek amacıyla üniversite eğitimini bu alanda sürdürmeye karar vermiştir. Çankırı Karatekin Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nde eğitimine devam eden Damla, akademik gelişiminin yanı sıra profesyonel ve sosyal becerilerini geliştirmek adına çeşitli çalışmalarda yer almıştır. Türk Psikoloji Öğrencileri Çalışma Grubu (TPÖÇG) bünyesinde Pazarlama ve Halkla İlişkiler Koordinasyon Ekibi'nde görev alarak, bu alanda deneyim kazanmış ve farklı alanlardan insanlarla tanışma fırsatı yakalayarak kendini geliştirmiştir. Akademik eğitiminin yanı sıra psikoloji alanında çeşitli eğitimler de alan Damla; Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), Spor Psikolojisi ve Sanat Terapisi gibi alanlarda eğitimler tamamlamıştır. Bu sayede bireylerin psikolojik süreçlerine farklı perspektiflerden yaklaşmayı öğrenmiş ve psikolojinin çeşitli uygulama alanlarına dair kapsamlı bir bilgi birikimi edinmiştir. Halen lisans eğitimine devam eden Damla, psikoloji alanındaki bilgi ve deneyimini artırmaya odaklanmakta; akademik ve pratik anlamda kendini geliştirerek daha geniş çaplı projelerde yer almayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar