Pazar, Nisan 26, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Histerik Yanılsama: Arzu ve Şefkatin Yapısal Dolanıklığı

Görülme arzusu, bireyin yaşamının en erken dönemlerinden itibaren ruhsal yapılanmasının merkezinde yer alan temel dürtüsel ve ilişkisel yönelimlerden biridir. Bebek, henüz dil öncesi evrede dahi bakım verenin bakışı, sesi ve temasına yönelerek varlığını düzenler. Bu anlamda görülmek, yalnızca fiziksel olarak fark edilmek değil, öznel deneyimin bir başkası tarafından tanınması ve anlamlandırılmasıdır. Özellikle Jacques Lacan’ın kuramsal çerçevesinde bakış (le regard), öznenin kendilik algısının kurulmasında merkezi bir işleve sahiptir. Öznenin kendisini bir bütün olarak kavrayabilmesi, büyük ölçüde Öteki’nin bakışı aracılığıyla mümkün olur. Bu bağlamda görülme arzusu, narsisistik bütünlüğün ve özdeğer duygusunun inşasında kurucu bir rol üstlenir. (Lacan, 1949/2006)

Saklanmanın Ardındaki Dolaylı Arzu

Birey, görülme ihtiyacını karşılayabilmek adına çeşitli davranış örüntüleri geliştirir. Dikkat çekici eylemler, yoğun ve dramatize edilmiş duygusal tepkiler ya da zaman zaman risk içeren davranışlar, bu arzunun dolaylı dışavurumları olarak ortaya çıkar. Bununla birlikte paradoksal bir biçimde, geri çekilme, saklanma ya da görünmez olma çabası da görülme arzusunun karşıt değil, tamamlayıcı bir tezahürü olarak görülür. Çünkü geri çekilme çoğu zaman bütünüyle ortadan kaybolma isteğinden ziyade, fark edilme beklentisini içinde barındıran örtük bir çağrı niteliği taşır. Bu bağlamda öznenin geri çekilişi, beni fark et talebinin dolaylı ve simgesel bir ifadesi olarak okunur.

Bu noktada Donald Winnicott’un “saklanmak bir hazdır; bulunamamak ise bir felakettir” ifadesi kuramsal olarak açıklayıcıdır. Winnicott’a göre saklanma, öznenin oyun alanı içinde gerçekleştirdiği yaratıcı bir deneyimdir. Saklanan özne, aslında bulunma ihtimalini varsayar ve bu ihtimal üzerinden varlığını güvenli biçimde sınar. Ancak bulunamamak, yani öznel deneyimin bir başkası tarafından tanınmaması, ruhsal süreklilik açısından travmatik bir kopuşu işaret eder. Bu durumda özne, varlığının tanıklık edilmediği bir boşlukla karşı karşıya kalır. (Winnicott, 1963/1986).

Histerik Örgütlenmenin Anatomisi

Histerik örgütlenme bağlamında değerlendirildiğinde, genellikle öznenin arzu nesnesi olma isteği ile ilişkilendirilen bir tablo karşımıza çıkar. Anlatılanlara göre bu yapılanmada birey, başkası tarafından arzulandığı ölçüde kendilik değerini deneyimleyebildiği bir örgütlenme sergiler. Özellikle cinsel ilginin kendisine yöneltilmesi, yalnızca erotik bir karşılaşma değil de öznenin varlığının ve cinsel kimliğinin dışsal biri tarafından onaylanması anlamına gelir. Kişinin bu ilgiyi kendi üzerinde toplaması demek onun için hem sevildiğini ve değer gördüğünü hissettiği bir deneyimken hem de hemcinsleri ile rekabetinin kendisi lehine kazanıldığının bir göstergesidir. Peki histerik kişilik dediğimiz yapı, yalnızca arzu nesnesi olma isteği ile açıklanabilecek kadar açık ve basit bir yapı mıdır? Dışarıdan okunan anlam ile öznenin ruhsal gerçekliği gerçekten bu kadar sıkı sıkıya bağlantılı mıdır?

Bu çerçevede histerik ve histrionik yapılanmalarda, bireyin cinselliğini görünür kılan davranış örüntülerine eğilim gösterdiği gözlemlenebilir. Teşhirci nitelikte kıyafet tercihleri, belirgin derecede flörtöz iletişim tarzı ya da baştan çıkarıcı beden dili, bu yönelimlerin dışavurumları olarak değerlendirilebilir. Bu toplumda söz konusu davranışlar çoğu zaman yüzeysel bir bilinçli ayartma girişimi olarak görülmekte ve öznenin karşı tarafa doğrudan cinsel bir mesaj ilettiği olarak yorumlanmaktadır.

Ödipal Çatışmaların Histerik Yansımaları

Psikodinamik perspektiften bakıldığında, görünürdeki bu davranışların altında daha karmaşık ve çok katmanlı bir ruhsal dinamik bulunmaktadır. Davranışın yüzeysel anlamı ile derin yapısal işlevi çoğu zaman örtüşmez. Sergilenen tutum, bilinçdışı çatışmaların ve çözümlenmemiş gelişimsel düğümlerin dolaylı bir ifadesidir. Bu nedenle histerik yapılanmayı anlamlandırabilmek için ödipal dönem karmaşasının kurucu rolü dikkate alınmalıdır.

Ödipal dönem ve bu dönemle ilişkili histerik ketlenmeler, klasik psikanalitik kuramda özellikle Freudçu çerçevede ele alınmaktadır. Bu dönem, kız ve erkek çocuk için farklı gelişimsel dinamikler içermekle birlikte, sürecin yapısal mantığı açısından belirli ortaklıklar barındırır. Freud’a göre Ödipal evrede çocuk, karşı cinsten ebeveyne yönelik libidinal bir yönelim geliştirirken, hemcins ebeveyni rakip konumuna yerleştirir. Bu durum, üçlü ilişkisel yapı içerisinde arzu, yasak ve rekabet dinamiklerinin eş zamanlı olarak örgütlenmesine neden olur (Freud, 1905/1953).

Penis Haseti ve Kastrasyon Anksiyetesi

Kız çocuk açısından bakıldığında, babaya yönelik yönelim belirginleşirken anne rakip konumuna yerleşir. Anne, babaya ulaşmanın önünde engel teşkil eden ve arzu nesnesine erişimi sınırlandıran figür olarak deneyimlenir. Bu bağlamda haset duygusu, kıskançlık biçiminde tezahür eder; annenin babayla kurduğu ilişkinin dışlayıcı olarak algılanması, anneye yönelik ambivalan duyguların gelişmesine yol açar. Sevgi ve bağımlılık ile agresyon ve rekabet eş zamanlı biçimde var olur. Anneye yöneltilen agresif fanteziler, onun kötü ve tehditkâr bir nesne olarak algılanmasına neden olur. Böylece anne hem arzu edilen hem de zarar verme potansiyeli taşıyan bir figür hâline gelir.

Erkek çocuk için de benzer bir yapısal dinamik söz konusudur. Anneye yönelik libidinal yönelim gelişirken baba rakip konumuna yerleşir. Baba, hem otoriteyi hem de cezalandırıcı gücü temsil eder. Bu durum erkek çocukta hadım edilme kaygısı olan kastrasyon anksiyetesinin ortaya çıkmasına zemin hazırlar. Çocuk, annesine yönelik arzusunun babanın müdahalesiyle cezalandırılabileceği fantazisini geliştirir ve bu kaygı, ödipal çatışmanın çözümünde belirleyici rol oynar.

Freud’un kavramsallaştırdığı biçimiyle kız çocukta ise “penis envy” olarak adlandırılan süreç, cinsiyet farkının keşfiyle birlikte annenin eksikliğiyle özdeşleştirilmesi ve buna bağlı olarak anneye yönelik kırgınlık ve suçlamaların gelişmesiyle ilişkilendirilmiştir. Kız çocuğu annesinin onu daha öncesinde hadım ettiğine dair bir fantezi geliştirir. Bu çerçevede bakıldığında, ödipal dönemin özünde hemcins ebeveynle rekabet ve karşı cinsten ebeveyne yönelim temel yapı taşını oluşturur. Freud’a göre histerik yapılanmalarda bu ödipal çatışmanın tam olarak çözümlenememesi, arzu ile yasak arasındaki gerilimin yetişkinlikte de farklı semptomatik biçimlerde sürdürülmesine zemin hazırlar.

Şefkat İsteği ve Cinsel Arzu Karmaşası

Freud, karşı cinsten ebeveynle kurulan yoğun bağlanma ihtiyacını büyük ölçüde libidinal ve cinsel yönelim kavramları üzerinden açıklamıştır. Bu açıklamanın doğruluğu ya da yanlışlığından ziyade, kuramsal olarak geliştirilebilir ve yeniden yorumlanabilir bir çerçeve sunduğu söylenebilir. Çağdaş psikodinamik yaklaşımlar ve nesne ilişkileri kuramı perspektifinden değerlendirildiğinde, çocuğun karşı cinsten ebeveyne yöneliminin doğrudan yetişkin anlamda bir cinsel arzu olarak anlaşılmasının indirgemeci olabileceği ileri sürülmektedir (Kernberg, 1975; Mahler, Pine, & Bergman, 1975).

Bu bağlamda, çocuğun arzuladığı şeyin cinsellikten ziyade bağ kurma, yakınlık, şefkat ve ayrıcalıklı bir ilişki deneyimi olduğu vurgulanır. Erken gelişimsel evrelerde çocuk için bedensel haz, duygusal yakınlık ve güvenli bağlanma deneyimleri henüz birbirinden net biçimde ayrışmamıştır. Libidinal yatırım yalın bir cinsel ilgiden öte ayrılmama, özel olma ve sevgiye tek başına sahip olma isteğini de içerir.

Örneğin küçük bir çocuğun “babamla evleneceğim” şeklindeki ifadesi, literal anlamda bir evlilik ya da yetişkin tipi cinsel birliktelik arzusuna işaret eder şeklinde bir yorumlama arzunun basitleştirilmesine yol açar, ardındaki daha karmaşık ve derin anlamı yok eder. Burada dile getirilen talep, babayla kurulan ilişkinin sürekliliğini güvence altına alma, onun şefkatini ve ilgisini kaybetmeme arzusudur. Çocuk, henüz kavramsal ayrımları tam olarak yapamadığı için yakınlık, sevgi ve sahip olma isteğini kültürel olarak mevcut olan “evlilik” metaforu üzerinden ifade eder. Bu ifade biçimi, gelişimsel düzeyde kavramların henüz ayrışmamış olmasından kaynaklanır (Mahler et al., 1975). Dolayısıyla erken çocukluk döneminde gözlemlenen bu yönelimler; cinsellik ile şefkatin, bedensel haz ile duygusal bağın henüz farklılaşmadığı bir gelişimsel bütünlük içinde değerlendirilmelidir (Odağ, 2023, s. 81–98).

Arzunun Dolaylı Dili

Ödipal dönemin yoğun çatışmalarla ve yeterli bütünleştirme sağlanmaksızın geçirilmesi, psikanalitik literatürde histerik yapılanmanın gelişimsel zeminlerinden biri olarak ele alınmaktadır. Bu bağlamda sürecin ketlenmiş ya da çözümlenmemiş biçimde tamamlanması, çocuksu arzu örüntülerinin ve erken dönem kafa karışıklıklarının erişkinlikte farklı biçimlerde varlığını sürdürmesine neden olur. Özellikle şefkat, bağlanma ve cinsellik arasındaki sınırların yeterince ayrışmaması, histerik yapılanmanın temel dinamiklerinden biri olarak değerlendirilir.

Bu durumda birey, bağ kurma ve yakınlık ihtiyacını bilinçdışı düzeyde cinsel çekicilik ya da ayartma üzerinden ifade eder. Ancak burada söz konusu olan, bilinçli bir baştan çıkarma niyetinden ziyade sevgi, onay ve kabul görme arzusunun cinsellik üzerinden temsil edilmesidir. Öyle ki kişi, çoğunlukla flörtöz ya da ayartıcı olarak algılanan davranışlarının arkasındaki motivasyonun farkında olmaz. Bu nedenle söz konusu tutumlarla yüzleştirildiğinde şaşkınlık, inkâr ya da afallama görülebilir çünkü davranışın kaynağı bilinçli bir stratejiden ziyade bilinçdışı işleyen bir mekanizma ve ilişki kurma biçimidir (Odağ, 2023, s. 81–98).

Cinsel Ketlenme ve Ensest Kaygısı

Benzer biçimde teşhirci eğilimler de yüzeyde cinsel bir nesneleşme gibi algılansa da, çoğu durumda öznenin cinselliği yaşama arzusundan çok, dikkat çekme, beğenilme, bu yolla sevildiğini hissetme ve güç sağlama ihtiyacıyla ilişkilidir. Birey, arzu edilen konumda yer aldığında varlık ve değer duygusunu pekiştirir. Ancak bu durum, gerçek ve karşılıklı bir cinsel yakınlık kapasitesiyle her zaman örtüşmez.

Nitekim histerik yapılanmaya sahip bireylerin romantik ilişkilerinde sıklıkla cinsel ketlenme yaşadıkları gözlemlenmektedir. Arzulanan ve arzu edilen konumda kalmak görece güvenliyken, somut ve karşılıklı bir cinsel yakınlık tehdide dönüşebilir. Çünkü gerçek bir cinsel birleşme Freudçu bakış açısıyla ensest kaygısını da tetikler ki bu kaygı Freud’un ödipal karmaşayı açıklayış biçimi için önemli bir noktadır. Çünkü kaygının oluşabilmesi için bir arzunun gerekliliği ortaya çıkar. Diğer bir ifade ile Freudyen bakışaçısına göre, ensest kaygısının ensest arzusundan kaynaklandığı ile ilgili bir çıkarım doğar.

Sonuç olarak, histerik yapılanma, farklı kavramsal alanlarla ilişki kurabilen, çok katmanlı ve son derece kompleks bir psikodinamik örgütlenme biçimi olarak değerlendirilmelidir. Bu yapı, yalnızca bahsetmiş olduğum şefkat ile cinselliğin birbirine karışması ekseninde değil; aynı zamanda kadınlık temsilleri üzerinden erkeklik karşıtlığının inşası, toplumsal cinsiyet dinamikleri ve güç/üstünlük ilişkilerinin kadınsılık üzerinden kurgulanması gibi çeşitli boyutlarda da ele alınabilecek geniş bir inceleme alanı sunmaktadır. Dolayısıyla, histerik yapılanmayı sınırlı sayıda kavramla açıklamaya çalışmak yerine, onu çok yönlü ve bağlamsal bir perspektifle değerlendirmek daha kapsayıcı bir yaklaşım sağlayacaktır.

Kaynakça

  • Freud, S. (1953). Three essays on the theory of sexuality (J. Strachey, Trans.). Hogarth Press. (Original work published 1905)

  • Kernberg, O. F. (1975). Borderline conditions and pathological narcissism. Jason Aronson.

  • Mahler, M. S., Pine, F., & Bergman, A. (1975). The psychological birth of the human infant: Symbiosis and individuation. Basic Books.

  • Lacan, J. (2006). Écrits (B. Fink, Trans.). W. W. Norton. (Original work published 1949)

  • Odağ, C. (2023). Nevrozlar – 2 (4. baskı, s. 81–98). Odağ Yayınları. (Orijinal çalışma 2001)

  • Winnicott, D. W. (1986). Home is where we start from: Essays by a psychoanalyst. W. W. Norton. (Original work published 1963)

Hamide Güven
Hamide Güven
Hamide Güven, Nişantaşı Üniversitesi Psikoloji (İngilizce) bölümünden yüksek onur derecesiyle ikinci olarak mezun olmuştur. Eğitim sürecinde ve sonrasında Aktarım Odaklı Psikoterapi, Çözüm Odaklı Psikoterapi ve Rüya Yorumlama gibi psikodinamik yönelimli çalışmaların yanı sıra BDT, EMDR ve sanat terapisi alanlarında eğitim ve süpervizyon süreçlerini tamamlamıştır. Psikolojik testler, özellikle MMPI uygulama ve yorumlama alanında deneyim sahibidir. Klinik psikoloji alanına yönelik akademik ilgisini sürdürmekte; kişilik örgütlenmeleri ve psikodinamik kuramlar çerçevesinde kuramsal ve klinik çalışmalarla ilgilenmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar