Reflektif Sorularla İnteraktif Bir Yolculuk
İnsan ilişkileri, varoluşumuzun doğasının bir sonucu olsa gerek. Peki toplumun en küçük birimi olan bireyler olarak, bu varoluşu şekillendiren özümüzle nasıl bir temas halindeyiz? İlişkilerimizi ne kadar bilinçli bir farkındalıkla kurmayı seçiyoruz? Kurduğumuz bu ilişkiler, gerçek benliğimize ne kadar hizmet ediyor? Gelin, tüm bu soruları psikodinamik alandaki değerli isimlerin öne sürdüğü teorilerle destekleyerek, bilinç akışı tekniğiyle birlikte sorgulayalım.
Gerçekten de Bende Bir “Ben” var mı Benden İçeri?
Günlük otomatik hayatın akışı içinde sürüklenip giderken; hızlı tüketimin desteklendiği, bizi kurulabilecek gerçek bağlardan, en önemlisi de kendimizle olan içsel temastan, alıkoyan modern bir dünyada yaşıyoruz. Bu kadar gürültülü uyaranların domine ettiği bir dünyada, bırakın benlik kavramını sorgulamayı, böyle bir kavramın varlığını bile unuttuğumuz bir akışın içindeyiz.
Nedir Bu “Benlik”?
Donald Winnicott’a göre bir bireyin “Ben varım!” duygusunun gelişim mekanizması, bebeğin bakımvereninin onun spontan jestlerini ve duygularını karşılayıp “tutması” sayesinde süreklilik hissi kazanır. Yani benlik, bir anlamda ilişkisel olarak inşa edilir. Burada bahsettiğim kapsayıcılık kavramı; fiziksel, duygusal ve çevresel bir bütünlüğü ifade eder.
Bu teoriye göre, bakımverenin bebeği kapsama kapasitesine bağlı olarak iki yapı gelişir: gerçek benlik ve sahte benlik. Gerçek benlik; spontanlık, canlılık ve otantiklik taşıyan bir oluşken, sahte benlik bireyin çevrenin taleplerine uyum sağlamak için geliştirdiği koruyucu bir organizasyondur.
Nasıl Şekillenir? Şekil Almak ve Vermek Arasında Bir Spektrum…
Şekil almak: Bir bebeğin en temel ihtiyacı bağlanmaktır. Eğer bebeklikte bakımverenimiz bizi saf sevgi ve destekle tutmaz, otantik kimliğimizi gerçekten görmezse; o bebek, hayatta kalmak uğruna otantik kimliğini bir kenara bırakıp bağlanmayı seçer. Bu durum, çevresel koşullara karşı geliştirilen erken dönem bir adaptasyon sürecidir.
Nasıl ki ilk öğrendiğimiz ve modellediğimiz deneyimler, sonraki benzer deneyimleri o erken dönem şemaları üzerinden filtrelememize neden oluyorsa; küçücük ve savunmasız bir bebeğin benimsediği hayatta kalma stratejisini yıkmak da maalesef o kadar kolay olmuyor.
Şekil vermek: Sana iyi bir haberim var: Artık hayatta kalmak için bir bakımverene ihtiyaç duymayan, bağımsız bir bireysin. Ve bu erken dönem modellemelerini değiştirmek sadece senin elinde değil; aynı zamanda ayağında, midende, kalbinde, omurganda… Yani bedenini, zihnini ve ruhunu kapsayan tüm sisteminde.
Literatürde kimi zaman da “öz” diye geçen bu kimlik bir anda kendini göstermeyecek. Hele ki yıllar boyunca ona karşı takındığın otomatik yaklaşım, onu gerçekten tanımaktan uzaksa… İlk temas belirsiz olabilir; hatta onu bir nevi Pandora’nın kutusu gibi hissettirebilir. Ancak Pandora’nın kutusunu “kutu” yapan şeyin aslında bizim ona yüklediğimiz anlam olduğunu fark ettiğinde; evrimsel olarak hayatta kalmanı sağlayan o değerli sezgilerine kulak verip adım atmayı seçtiğinde, onunla tanışma fırsatı bulacaksın.
Elbette, regülatif ve sağlıklı her ilişkide olduğu gibi bu tanışma da bir anda gerçekleşmeyecek. Yavaş yavaş, topraklanan bir yerden kendini gösterecek. Etkileşimin doğası gereği, birtakım kabullenişlere alan açtıkça; karşılıklı olarak şekillenmeye, filizlenmeye izin verdikçe, içindeki benlikle birlikte kök salacaksınız.
Bu yolculukta sana eşlik edecek iki temel mekanizma şefkat ve merak olduğunda; benliği sabit bir kavram olarak değil, var olmaya devam ettiğin her milisaniyede değişen, dönüşen, biricik ve esnek bir yapı olarak görmeye başladığında; duyularını içeriye yöneltmenin ışığıyla dış uyaranları da derinlikle anlayıp içselleştireceğin ve eyleme dökeceğin çok heyecanlı deneyimler seni bekliyor olacak.
İlişkiler mi Bireyden Doğar, Yoksa Birey mi İlişkilerden?
Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan? Cevap belki de tek birini seçmek zorunda olmama özgürlüğünde saklı. Hayatın içindeki her varlık, birbiriyle sürekli bir enerji alışverişi halindedir ve aralarındaki ilişkinin yönü tek ve sabit bir çizgide değil; çok yönlü, çok katmanlı ve boyutlu bir etkileşim içindedir.
Benliği anlatırken erken dönem ilişkilerinin hayati ve belirleyici önemine değinmiştik. Şimdi ise, bu benliğin farkına vardığımızda kurabileceğimiz ilişkilerin değerinden söz etmek istiyorum.
Bu yazıyı okurken, şu anda hayatında en çok iletişim kurmayı seçtiğin insanları düşündüğünde; bu ilişkilerin kaçı gerçekten içindeki gerçek benliğe hizmet ediyor sence? Ne kadarı, otomatik bir şekilde var olan ve kendini sorgulamamanın kaçınılmaz bir sonucu olarak varlığını sürdürmeye devam eden ilişkiler?
Otomatik olanla bilinçli seçimi ayıran çizgi, farkındalıktan geçiyor. Farkındalığı tetikleyen ana faktör ise; otomatik pilotta içinde bulunduğumuz sistemin dışına, küçük ama anlamlı bir adım atabilmek gibi geliyor bana. Tıpkı bir bebeğin dünyayı merakla sorgulaması gibi, bu merakı bilinçli bir biçimde yeniden hatırlamak ve içimize doğru akmasına izin verdiğimiz bir anlam arayışına alan açmak…
-
Özümün çeşitli katmanları neler?
-
Nelerden besleniyor, neleri beslemeyi seçiyor?
-
Hangi deneyimlerde ait, canlı ve özgür hissediyor?
Bu sorular ve daha niceleri, sonu olmayan bir arayışın parçaları. Ve aslında bu arayışın cevaplarını; kendimizle, mesleğimizle, evimizle, arkadaşlarımızla, ailemizle; yani canlı ya da cansız herhangi bir varlıkla, kurduğumuz ilişkiler aracılığıyla anlamaya çalışıyoruz.
Psikodinamik bakışın da söylediği gibi: “patern” dediğimiz şey, en erken öğrendiğimiz ilişki biçiminin; çözümlenmemiş, bizi tıkayan bağların yansımaları olan figürleri seçmeye devam etmemiz değil mi? Ta ki bu döngüyü fark edip dönüştürene ve en çıplak özümüze biraz daha yakalanana kadar.
İçsel Bir Araştırma Niteliği Taşıyan Kapanış Egzersizi;
Haydi o zaman, bu konuyu pekiştirmek için reflektif bir alıştırma yapalım.
-
İlk olarak, şu anda kendi kendine kaldığında deneyimlediğin benliğini hissetmeye ve üzerine düşünmeye davet ediyorum seni.
-
Kimseyle temas halinde değilken bu “ben” konuşabilseydi bana kendisiyle ilgili ne söylerdi?
-
-
Ardından; sıklık ve yoğunluk açısından aklına gelen en az iki farklı ilişkide, ilişkisel bağlamda açığa çıkan kendi benliğin ve karşı tarafın benliği üzerinde duralım.
-
X kişisinin benliği nasıl bir yapı sergiliyor?
-
Bu kişiyle ilişki içindeyken bende beliren benlik nasıl şekilleniyor?
-
-
Son olarak, farklı bağlamlarda kurduğun ilişkilerde ortaya çıkan bu kimliklerin ile; en başta tanımladığın, şu anda temas halinde olduğun benlik arasındaki benzerlikler ve ayrışmalara bakalım.
-
Hangi yönlerim ilişkiden ilişkiye değişmeden kalıyor ve bu süreklilik bende nasıl bir his yaratıyor?
-
Bu farklı benlik hallerinden hangileri beni daha canlı, hangileri daha kısıtlı hissettiriyor?
-
Son Bir Toparlama: ve Böylelikle…
İlk yazımı kaleme alırken, içgörü toplama merakıyla ve keyifle şekillendirdiğim bu egzersiz; soruların oluşmasından ankete dökülmesine, değerli insanların paylaşımlarını okumaktan en sonunda kendime uyarladığım sürece kadar pek çok aşamadan geçti. Tüm bunların kolektif bir sonucu olarak şunu söylemek isterim ki:
Benlik, sabit ve tekil bir özden ziyade; bağlamsal, ilişkisel, çok katmanlı ve rengarenk bir organizasyondur. Farklı ilişkiler içinde özünü, temel renklerini koruyan; aynı zamanda nüanslı ton farkları ve değişen baskınlıklar sergileyen bir yapısı vardır. Bu yönlerin zaman zaman öne çıkması, benliğin kaybı değil; işlevsel ve sağlıklı bir uyum biçimidir.
Hem derinlikli kökleri tümden gelen hem de bilinçli farkındalıkla içinde olmayı seçtiğimiz ilişkilerin öğretilerini harmanlayarak tüme varan benlerimize kocaman sarılalım!


