Aşırı düşünme çoğu zaman bir kusur ya da kontrol altına alınması gereken bir problem olarak görülür. ‘’Çok düşünüyorum’’, ‘’Zihnimi susturamıyorum’’, ‘’ Hep en kötüyü düşünüyorum’’ şeklinde ifade edilir bu durum. Çoğu kişinin aşırı düşündüğünü fark ettiğinde yaptığı ilk şey ise bunu durdurmaya çalışmak olur. Ancak bu çabanın beklenen faydayı sağlamadığını yüksek ihtimalle deneyimlemişsinizdir. Düşünceler gitmek yerine daha da artar, zihin yoruldukça beden de yorulur. Tüm hayatınızı bazı düşüncelerinizin gelmemesi için geçirdiğinizi bir düşünün; sürekli tetikte olmayı, kontrol etmeye çalışmayı ve bunun getirdiği çaresizlik hissini… Böyle bir yaşam şekli insanı fark etmeden tüketebilir. Zihnin susmaması, belki de bastırılmaya çalışılan bir duygunun kendini ısrarla hatırlatma biçimi olabilir.
Aşırı Düşünme Hangi Durumlarda Ortaya Çıkar?
Aşırı düşünme çoğu zaman belirsizlikle karşılaştığımızda görülür. Gelecek kaygısı arttığında, sonuçların kontrol edilemediği bir durum içinde bulunulduğunda, hata yapma korkusu hissedildiğinde ya da üzerimizdeki yük ağırlaştığında ortaya çıkabilir. Mükemmeliyetçi bir iç ses devrede ise bu süreç daha da zorlayıcı olabilir. ‘’Daha iyisini yapmalıydım’’, ‘’Bir şeyi atladım mı’’ gibi düşünceler zihni meşgul eder. Benzer şekilde bazı duygulara temas etmek zor geldiğinde de zihin bu boşluğu düşüncelerle doldurur. Hissetmek yerine düşünmek çoğu insan için daha güvenli bir yol olabilir. Bazen ise geçmişteki zorlayıcı deneyimlerin bıraktığı izler bugünü daha tetikte yaşamamıza sebep olabilir. Zihin ‘’Aynı şeyi bir daha yaşarsam’’ diyerek olası riskleri önceden hesaplamaya çalışır. Bu durum bazı kişilerde günlük yaşamı belirgin biçimde etkileyebilir ve profesyonel destek gerektirebilir.
Zihin Aslında ne Yapmaya Çalışıyor?
Böyle anlarda zihnimiz aslında bizi korumaya çalışıyordur. Yani önlem almaya ve tehlikeyi önceden fark etmeye çabasıdır bu. Bu nedenle aşırı düşünmek bir zayıflık veya tehlikeden ziyade zorlayıcı durumla baş etmeye çalışan zihnimizin otomatik refleksidir.
Peki Sorun Nerede Başlar?
Burada sorun düşüncenin kendisi değil, bu düşüncelerle kurduğumuz ilişkide başlar.
1- Aşırı düşünme halimizi tehlikeli olarak yorumlarız: ‘’Bunu düşünüyorsam bir anlamı vardır’’ ‘’ Aklıma geliyorsa demek ki bir risk var’’ Bir düşünceyi tehlikeli, kontrol edilmesi gereken veya çözülmesi gereken bir şey olarak görmeye başladığımızda zihnimizdeki bağlantılar da değişikliğe uğrar. Örneğin ‘’Ya başarısız olursam’’ düşüncesini tehlikeli olarak gördüğümüzde, bu düşüncenin gelmesi bedensel bir alarm yaratır ve refleks olarak bastırmaya çalışırız.
2- Kontrol edilmesi gereken şeyler olarak görürüz: ‘’Bunu durdurmalıyım’’ ‘’Başka bir şey düşünmeliyim’’ Benzer şekilde düşünceleri kontrol edilmesi gereken şeyler olarak gördüğümüzde, zihnimizde sürekli bir mücadele yaratırız. Düşünceyi durdurmaya çalışmak, zihni dağıtmaya zorlamak, kendini telkin etmeye çalışmak gibi çabalar ortaya çıkar.
3- Mutlaka çözülmesi gereken problemler olarak algılarız: ‘’ Bunu tamamen anlamadan rahat edemem’’ Düşünceleri çözülmesi gereken bir problem olarak gördüğümüzde de zihnimizde benzer bir döngü başlar: analiz etmek, senaryolar üretmek, geçmişi tekrar tekrar gözden geçirmek… Oysa her düşüncenin bir anlamı olması ya da mutlaka kontrol edilmesi gerekmemektedir. Düşüncelerimiz hakkında bu şekillerde düşündüğümüzde zihnimizle kurduğumuz ilişki daha yorucu bir hal alır. Tüm bu çabalar kısa vadede rahatlama sağlasa da uzun vadede aşırı düşünmeyi besleyen bir noktadadır. Düşüncelerle aramızda bir mücadele başlar, gelip geçmek yerine bizi sürekli meşgul eder. Rahatlamaya çalışırken, kendimizi fark etmeden daha da yorarız.
Aşırı Düşünmeyi Bir Sinyal Olarak Görmek
Aşırı düşünmeyi bir sinyal olarak görmek, onu yok etmeye çalışmak yerine neye işaret ettiğini anlamaya çalışmaktır. Zihin burada şunu söylüyor olabilir: ‘’Belirsizlik var’’, ‘’Güvende hissetmiyorum’’. Yani aşırı düşünme çoğu zaman kişinin duygusal dünyasında bir şeylerin yoğunlaştığını haber veren bir alarm sistemidir. Yangının kendisi değil habercisidir. Bu bakış açısını edinmek düşüncelerimizle kurduğumuz ilişkiyi yumuşatır; düşünce artık fark edilmesi gereken bir bilgiye dönüşür. Bu sinyali fark ettiğimizde hemen harekete geçmek değil de durup içeriye bakabilmek gerekir.
Nefes Aldıran Bir Alternatif
Bazen yapılabilecek en sağlıklı şey düşüncenin varlığına izin vermek ve onunla aramıza küçük ama kritik bir mesafe koyabilmektir. Bu mesafe düşünceyi yok saymak ya da bastırmak anlamına gelmez, düşünceyi olduğu haliyle fark edebilmektir. ‘’Şu an böyle düşünceler geliyor aklıma’’ diyebilmek düşüncenin içeriğine kapılmadan onu izleyebilme becerisini güçlendirir. Bu farkındalık arttıkça, düşüncelerle özdeşleşmeler azalır. Düşünce gelip gider ve kişi onun peşine takılmak zorunda olmadığını deneyimlemeye başlar. Kimi zaman aşırı düşünme hali ortaya yine çıkabilir, ancak artık otomatik bir mücadele başlamayacaktır.
Sonuç Olarak
Sorun düşünüyor olmamız değil; aklımıza gelenler hakkında ne düşündüğümüz olabilir. Düşüncelerimizle aramızdaki mücadele uzun vadede yorgunluk yaratır. Oysa düşünceleri bir sinyal olarak görüp aramıza mesafe koyabildiğimizde kendimizle daha şefkatli bir ilişki kurabilmek mümkün hale gelir. Belki de ihtiyaç sadece durup dinlemektir.


