Savaş ve askerlik gibi uç durumlar, kişinin psikolojik yapısında kalıcı izler bırakan travmatik olaylardır. Bu tür deneyimlerin, özellikle savaş sonrası zaman diliminde bireyde sürekli davranış değişikliklerine ve özellikle şiddet eğilimlerine neden olduğu görülmektedir. Psikodinamik bakış açısı, bu tarz şiddet eğilimlerinin yüzeysel davranışlardan çok, bilinçdışı süreçler aracılığıyla oluştuğunu öne sürer. Sigmund Freud’un ölüm dürtüsü (Thanatos) teorisi ve Carl Gustav Jung’un gölge arketipi gibi düşünceler, savaş sonrası içsel şiddetin kaynaklarını anlamak için önemli teorik çerçeveler sunmaktadır. Bu çalışma, askerlik sonrasında gözlemlenen şiddet davranışlarını psikodinamik teoriler çerçevesinde incelemeyi hedeflemektedir.
PSİKODİNAMİK YAKLAŞIMLA KURAMLAR
Freud’un Ölüm Dürtüsü Teorisi
Sigmund Freud’un 1920 yılında kaleme aldığı Beyond the Pleasure Principle eserinde tanıttığı Thanatos kavramı, bireyin yok etme ve ölümle ilgili bilinçdışı bir dürtü taşıdığını belirtir. Freud’a göre insanların davranışları, sadece haz arama motivasyonuyla değil, kendine zarar verme ve başkalarına zarar verme arzusu ile de şekillenmektedir. Özellikle savaş gibi yoğun stres ve ölüm tehlikesi barındıran deneyimler, bu dürtünün bastırılmasını zorlaştırarak bireyin davranışlarının dışavurumuna neden olabilir. Savaş gazileri üzerinde gözlemlenen tekrarlayan kabuslar, aniden ortaya çıkan öfke patlamaları ve saldırganlık, Freud’a göre bu ölüm dürtüsünün travmatik tecrübelerle tetiklenmiş biçimleridir. Dolayısıyla, savaş sonrası görülen şiddet eğilimleri, bireyin bilinçdışında aktif hale gelen Thanatos’un tezahürü olarak değerlendirilebilir.
Bastırılmış Travmanın Dışavurumu
Freud’un bastırma (repression) kavramı, bireylerin başa çıkamadıkları travmatik anılar ya da duyguları bilinçdışına atma sürecini ifade eder. Ancak bu unutulmuş içerikler yok olmaz; rüyalar, davranış bozuklukları ya da çeşitli nevrotik belirtiler aracılığıyla dolaylı bir şekilde ortaya çıkabilir. Askerlikte karşılaşılan kayıplar, öldürme ile ilgili suçluluk duyguları ya da ölümle yüzleşmenin yarattığı korku gibi yoğun hisler bastırıldığında, birey bunlarla doğrudan yüzleşmek yerine saldırganlık, öfke veya yabancılaşma gibi tepkiler verebilir. Travmatik deneyimlerin bu şekilde bastırılması, savaş sonrası bireyin hem kendisine hem de çevresine zarar verebilecek davranışlar sergilemesine zemin hazırlayabilir.
Jung’un Gölge Arketipi
Carl Gustav Jung’un analitik psikolojisi, bireyin içinde bastırdığı ve kabul etmekte zorlandığı yönleri “gölge arketipi” adıyla tanımlar. Gölge; bireyin bilinçli benliğinin reddettiği, toplum tarafından olumsuz olarak görülen saldırganlık, kıskançlık ve öfke gibi duyguları barındırır. Askerlik gibi uç durumlar, bu gölgenin ortaya çıkmasını tetikleyebilir. Ancak kişi, bu yönleriyle yüzleşmediği takdirde, gölge kontrolsüz bir şekilde davranışlarını etkileyebilir. Öfke patlamaları, antisosyal davranışlar veya kimlik çatışmaları bunun örnekleri arasında yer alır. Jung’a göre, bireyin psikolojik olarak dengede kalabilmesi için gölgesini tanıması ve bu yönleri kişilik yapısına dahil etmesi gerekmektedir. Bu yüzleşme sağlanmadığında, savaş sonrası bireyin sivil hayata sağlıklı bir şekilde adaptasyonu da zorlaşır.
VAKA TANITIMI
Er A.E., 24 yaşında, zorunlu askerlik hizmetini Güneydoğu Anadolu bölgesinde çatışma ortamında tamamlamış, askerlik sonrası sivil hayata geçişte ciddi uyum sorunları yaşayan bir bireydir. Başvuru sırasında yaşadığı sıkıntılar arasında ani öfke çıkışları, sosyal izolasyon, kabuslar, uyku problemleri, zaman zaman intihar düşünceleri ve çevresine karşı agresif tavırlar bulunmaktadır. Ailesi kendisini psikolojik destek alması için yönlendirmiştir. Klinik görüşmelerde, askerlik döneminde yakın bir arkadaşının gözleri önünde mayın patlaması sonucu yaşamını yitirdiğini ve bu durumdan dolayı yoğun bir suçluluk duyduğunu ifade etmektedir. Ancak bu olay hakkında konuştuğunda, konuya yüzeysel yaklaşmakta, duygusal bağ kurmaktan kaçınmakta ve sık sık konuyu değiştirmektedir.
PSİKODİNAMİK DEĞERLENDİRME
Freud’un Ölüm Dürtüsü (Thanatos) Açısından
A.E.’nin askerlik sonrası sergilediği şiddet eğilimleri ve kendine zarar verme düşünceleri, Freud’un tanımladığı Thanatos olarak bilinen ölüm dürtüsü ile alakalı bir biçimde değerlendirilebilir. Askerlik süresince maruz kaldığı tehditler ve kayıplar, ölüm dürtüsünün baskılanmasını zorlaştırarak bu dürtünün davranışsal düzeyde dışa vurmasına yol açmıştır. A.E.’nin zaman zaman çevresindekilere karşı saldırganlık hissetmesi ya da kendine zarar verme düşünceleri, bilinçaltında aktif hale gelen yok etme arzusunun dışavurumlarıdır.
Travmatik Bastırma Mekanizması
A.E., arkadaşının ölümünü anlatırken olay hakkında derinlemesine girmeyip yüzeysel kalmaktadır. Bu durum, travmatik anının bilinçaltına itilmiş olduğunu göstermektedir. Freud’un bastırma mekanizması çerçevesinde değerlendirildiğinde, A.E., bu olayın yarattığı suçluluk, korku ve çaresizlik hissini bastırarak, bu duyguları doğrudan deneyimlemek yerine öfke ve saldırganlık gibi daha az tehditkâr biçimlerde dışa vurmaktadır. Geceleri gördüğü kabuslar ve savaş anısının geri dönüşleri, bastırılan içeriğin dolaylı bir şekilde tekrar ortaya çıkma çabasıdır.
Jung’un Gölge Arketipi Perspektifi
Jung’un teorisi çerçevesinde A.E.’nin gizlediği “karanlık taraflar”, yani savaş sırasında hissettiği saldırganlık, öldürme olaylarına tanıklığı ve bunlara karşı geliştirdiği hem haz hem de suçluluk duygusu, “gölge” arketipi ile açıklanabilir. A.E., askerlik döneminde gölgesiyle yüzleşmiştir fakat bu yönlerini bilinçli olarak kabul etmekten kaçınmış, onları bastırmıştır. Bu bastırma durumu sonucunda gölge, bilinçaltında kontrolü ele geçirerek öfke patlamaları ve şiddet eylemleri meydana getirmektedir. Jung’a göre gölge ile yüzleşmeden kimsenin içsel bütünlüğe ulaşması mümkün değildir. A.E.’deki şiddet davranışlarının kökeni, gölgesini tanımaması ve bu gölge tarafından yönlendirilmesidir.
SONUÇ
A.E.’nin saldırganlık eğilimleri, sadece savaşın doğrudan sonuçlarıyla değil, aynı zamanda bastırılan travmalar ve derin iç savaşlarla da sıkı bir şekilde bağlantılıdır. Psikodinamik yaklaşım, bireyin bilinçdışında gizlenen istek, çatışmalar ve arketipik sembollerin davranışsal düzeyde nasıl ortaya çıktığını kavramaya yardımcı olur. Freud’un ölüm dürtüsü (Thanatos) ve bastırma teorisi, şiddetin bireyin iç dünyasında potansiyel olarak mevcut olduğunu ve travmatik deneyimlerle birlikte bilinçdışından yüzeye çıkabileceğini ileri sürerken; Jung’un gölge arketipi, bireyin farkında olmadığı ya da reddettiği karanlık yönlerinin bütünlük hissini tehdit edebileceğini vurgular. Bu durumda, savaş ve askerlik sonrası meydana gelen şiddet davranışlarını yalnızca çevresel ya da davranışsal açıdan ele almak yetersiz kalır. A.E.’nin psikolojik dengesini yeniden elde edebilmesi için, hem bastırılmış travmalarıyla yüzleşmesi hem de gölge yönlerini tanıyıp bu unsurları kişilik bütünlüğüne katması hedefleyen psikodinamik terapiler önemlidir. Böylelikle, şiddet eğilimlerinin kontrol altına alınması ve bireyin sosyal hayata sağlıklı bir şekilde uyum sağlaması mümkün hale gelir.


