"Doğru İnsan" Diye Biri Var mı? Peki Sen Onun İçin "Doğru İnsan" mısın?
Romantik ilişkiler evreninin en büyük efsanesiyle açılışı yapalım: “Aramam seni her yerde, hani o beyaz atlı prens/prenses nerede?” Yıllardır seans odamda, kahve sohbetlerinde veya sosyal medyanın o ışıltılı illüzyonlarında tek bir sorunun peşinden sürüklenen binlerce insan görüyorum: “Hocam, doğru insanı nasıl bulacağım?”
Sanki hayat bir katalog, biz de ruh eşimizin teknik özelliklerini filtreliyoruz: En az 1.80 boyunda olsun, duygularını net ifade etsin, travmalarını çözmüş olsun, pazar sabahı benimle kahvaltıya kalksın ama akşam arkadaşlarıyla takılırken bana da alan tanısın, bir de zahmet olmazsa çoraplarını kirli sepetine atsın.
Lafı hiç dolandırmayayım: Aradığınız o “kusursuz doğru insan” yok. Yeryüzüne sadece sizin eksik parçanızı tamamlamak üzere gönderilmiş, fabrikasyon olarak size ayarlanmış biri hiç olmadı. Dolayısıyla o mükemmel insanı beklemek; otobüs durağında vapur beklemekten veya ruhsal gelişimini bitirmiş bir insan ararken aslında bir heykel aradığını fark etmemekten farksızdır.
Peki ama neden herkes bu efsaneye bu kadar tutkulu? Çünkü “doğru insanı bulmak”, kendi üzerimize düşen sorumluluktan kaçmanın en estetik yoludur. “İlişkim yürümedi çünkü karşıma hep yanlış insanlar çıktı.” Ne kadar konforlu bir cümle, değil mi? Bütün suçu evrenin çekim yasasına, yanlış astrolojik haritalara veya talihsiz tesadüflere atmak, kendi ilişki dinamiklerimizi masaya yatırmaktan çok daha az acı vericidir.
Şimdi izninizle o çok sevdiğimiz aynayı kendimize çevirelim. Hani şu her detayını ince ince düşündüğünüz, “Doğru İnsan”ın kriterler listesi var ya… Tam oraya odaklanın ve şu soruyu sorun: “Peki ben, aradığım o ‘Doğru İnsan’ için doğru bir partner miyim?” Soranın içini hafifçe cız ettiren, o tatlı tatlı kaşındıran ironi tam olarak burada başlıyor.
Karşınızdaki insanın sarsılmaz bir duygusal olgunluğa sahip olmasını beklerken, en ufak bir tartışmada küsüp günlerce duvar örüyor musunuz? Partnerinizin sizi koşulsuz kabul etmesini isterken, onun çocukluk yaralarına veya küçük kusurlarına ne kadar şefkatle yaklaşabiliyorsunuz? Birlikte olduğunuz kişinin “terapiye gitmiş, kendini çözmüş” biri olmasını arzularken, kendi savunma mekanizmalarınızla yüzleşmeye ne kadar cesaretiniz var?
İlişkiler, iki kusursuz insanın bir araya gelip kusursuz bir masal yazması değildir. İlişki; iki yaralı insanın, birbirinin yarasına tuz basmak yerine, o yarayı birlikte sarabilme cesaretidir. İki farklı dünyanın, iki farklı arka planın ve iki ayrı ego sisteminin çarpışmasıdır. Dolayısıyla mesele “doğru insanı bulmak” değil; “doğru ilişkiyi inşa edebilme kapasitesine sahip olmak”tır.
İlişki psikolojisinin en muzip paradoksu da tam olarak burada devreye girer: İnsan zihni, mutluluğu vaat eden güvenli limanlardan ziyade, çocukluğunda alışık olduğu tanıdık huzursuzlukları arama eğilimindedir. Yani siz mantığınızla “bana değer veren, sakince dinleyen biri” aradığınızı söylerken; bilinç dışınız, küçükken onayını almak için çırpındığınız o mesafeli, ilgisiz veya öfkeli figürlerin kopyasını bulup ona çekilebilir. Sonra da seans koltuğuna oturup “Hocam, sanırım bende bir mıknatıs var, hep aynı tip insanları çekiyorum” deriz. Oysa mıknatıs olan dışarıdaki insanlar değil; sizin hep aynı duygusal iklime ayarlanmış iç pusulanızdır. Kendi haritanızı incelemeden, yolunuza çıkan rotalardan şikayet etmek tam olarak bu yüzden boşa bir çabadır.
Sözün özü; beyaz atlı prensler veya kusursuz prensesler masallarda kaldı. Gerçek dünyada ise kendi duygusal yüklerinin farkında olan, sınır çizebilen, iletişim kurmaktan korkmayan ve en önemlisi kendiyle kalmaktan sıkılmayan insanlar var.
Eğer ilişkilerinizde sürekli aynı döngülerin içinde sıkışıp kaldığınızı hissediyorsanız, belki de durup haritayı değiştirmek gerekiyordur. Dışarıdaki “doğru”yu aramaktan yorulduysanız ve kendi içinizdeki o “doğru partneri” keşfetmeye, kendi bağ kurma biçimlerinizle yüzleşmeye hazırsanız; seans odasının kapısı her zaman açık. Çünkü unutmayın: Kendisiyle doğru bir ilişki kuramamış bir insan, dünyadaki en “doğru” kişiyle bile karşılaşsa, o ilişkiyi yanlış bir adrese dönüştürmeyi başaracaktır.
Gelin, önce o adresi birlikte doğrultalım.


