-Giriş-
Bir evliliğin bittiğini düşündüğümüzde çoğumuzun aklına büyük kavgalar, aldatma, ağır kırgınlıklar ya da bir gün valizini alıp evden gitmek gelir. Oysa bazı evlilikler böyle bitmez. Hatta bazılarında dışarıdan bakıldığında ortada “bitmiş” bir ilişki bile yoktur.
İki insan aynı evde yaşamaya devam eder. Birlikte yemek yer, alışveriş yapar, çocuklarıyla ilgilenir, faturaları öder, bayramlarda aile ziyaretlerine gider. Günlük hayat bütün hızıyla sürer. Fakat bütün bu ortaklığın içinde başka bir şey yavaş yavaş kaybolur: duygusal yakınlık.
İşte evlilikte yalnızlık biraz da budur.
İnsan bazen tek başına kaldığı için değil, kendisini paylaşacak birini bulamadığı için yalnızlaşır.
Türkiye’de 2025 yılında 193 bin 793 çift boşandı. Aynı yıl gerçekleşen boşanmaların yüzde 34’ü evliliğin ilk beş yılında, yüzde 20,3’ü ise 6-10 yıl arasında gerçekleşti. Bu rakamlar elbette boşanmaların tek nedeninin yalnızlık olduğunu göstermez. Ancak bu veri, evliliklerin nasıl sürdürüldüğü ve çiftlerin hangi noktalarda birbirlerinden uzaklaştığı üzerine düşünmemiz gerektiğini gösteren geniş bir toplumsal çerçeve sunuyor.
Bir psikolog olarak evliliklere bakarken benim için asıl ilginç olan da tam burada başlıyor. Çünkü bugün evliliklerde sorun yalnızca “birbirimizi anlamıyoruz” kadar basit değil. Bazen eşler birbirini anlamaya fırsat bile bulamıyor. Bazen hayatın yükü o kadar artıyor ki ilişki, iki insanın kurduğu bir bağ olmaktan çıkıp birlikte yürütülen bir işletmeye dönüşüyor.
Ve insan, kendi evliliğinde ne zaman yabancılaşmaya başladığını çoğu zaman fark edemiyor.
-Evlilik Bazen Bir İlişkiden Çok Bir İşletmeye Dönüşüyor-
Günümüz evliliklerinin önemli sorunlarından biri, ilişkinin yalnızca görevlerin yerine getirildiği bir düzene dönüşmesi.
“Çocuğu okuldan sen al.”
“Marketten bunu al.”
“Elektrik faturasını yatırdın mı?”
“Annenlere pazar günü gidecek miyiz?”
“Akşam ne yiyeceğiz?”
Bu cümlelerin hiçbirinde problem yok. Bunlar hayatın kendisi.
Problem, ilişkinin tamamının bunlardan ibaret hale gelmesi.
Bir süre sonra çiftler birbirleriyle eş olarak değil, ev arkadaşları gibi iletişim kurmaya başlayabiliyor. Ortak hayat devam ediyor ama ortak duygusal dünya giderek küçülüyor.
Üstelik burada fiziksel işlerin haricinde bir de görünmeyen zihinsel yükler var.
Çocuğun doktor randevusunu hatırlamak, kışlık kıyafetleri düşünmek, evde neyin eksildiğini takip etmek, aile ziyaretlerini organize etmek, okul mesajlarını kontrol etmek, yaklaşan doğum gününü hatırlamak…
Bunlar yapılması gereken işler ama aynı zamanda akılda tutulması gereken işler.
2025’te yayımlanan bir araştırmada, ebeveyn çiftlerde evin “bilişsel işleri”nin daha eşit paylaşılmasının hem kadınların hem erkeklerin ilişki doyumunun daha yüksek olmasıyla ilişkili olduğu bulundu. Araştırmacılar özellikle bu yükün görünmez ve takdir edilmesi zor olması nedeniyle ilişkiler açısından önemli olabileceğine dikkat çekiyor.
Bir başka çalışmada ise annelerin taşıdığı bilişsel ev içi yük arttıkça stres, tükenmişlik ve ilişki kalitesinde olumsuz sonuçların görülebildiği bildirildi.
Burada psikolojik olarak kritik olan şey yalnızca “kim daha fazla iş yapıyor?” sorusu değil.
Asıl mesele şudur: “Bu hayatı gerçekten birlikte mi taşıyoruz?”
Çünkü bir insanın sürekli sorumluluk taşıması kadar, o sorumluluğu taşıdığının fark edilmemesi de ilişkiyi yıpratabilir.
-Aynı Odada Olup Birbirinden Uzaklaşmak-
Çiftlerin fiziksel olarak aynı ortamda bulunması, birlikte geçirilen zaman açısından önemli bir gösterge. Fakat aynı odada olmak tek başına pek bir şey ifade etmiyor.
Bir çift koltukta yan yana oturuyor olabilir.
Ama biri telefonunda dizi izliyor, diğeri sosyal medyada dolaşıyor olabilir.
Birisi bir şey anlatırken diğeri ekranına bakabilir.
Bu davranış çok küçük görünüyor. Fakat tekrarlandığında ilişkide güçlü bir mesaj bırakabiliyor:
“Şu an burada olsam da dikkatinin tamamında değilim.”
Telefonun ilişkilere etkisini inceleyen araştırmaların son yıllarda özellikle “partner phubbing” kavramına yönelmesi boşuna değil. Partner phubbing, kişinin romantik partneriyle birlikteyken dikkatini telefona veya başka bir dijital cihaza yönelterek partnerini geri planda bırakması olarak tanımlanıyor.
52 çalışmayı ve yaklaşık 19.700 kişiyi kapsayan yakın tarihli bir meta-analiz, partner phubbing’in ilişki doyumu, evlilik doyumu, yakınlık, duyarlılık ve duygusal yakınlıkla olumsuz yönde ilişkili olduğunu; çatışma ve kıskançlıkla da bağlantı gösterdiğini bildirdi.
Burada mesele telefonun “kötü” olduğunu söylemek değil. Telefon artık hayatın bir parçası. Asıl mesele, eşimizin yanında fiziksel olarak bulunurken psikolojik olarak nerede olduğumuz.
Bir eş “Sen sürekli telefonla ilgileniyorsun” dediğinde konu aslında telefon olmayabilir.
Belki söylemeye çalıştığı şey şudur:
“Benimle olduğunda gerçekten benimle olmanı istiyorum.”
Bu yüzden günümüzde evliliklerde bazen büyük bir tartışmadan çok, her gün yaşanan yüzlerce küçük dikkat bölünmesi önem kazanıyor.
İlişkiyi tek seferde yıkan şeyler kadar, sürekli tekrarlanan küçük kopuşlar da önemlidir.
-Sosyal Medya Sadece Evlilikleri Göstermiyor, Evlilik Algısını da Değiştiriyor-
Bugün ilişkilerimizi yalnızca yaşamıyoruz; aynı zamanda onları sürekli başka ilişkilerle karşılaştırıyoruz.
Bir çift tatilde.
Bir çift birbirine sürpriz hazırlıyor.
Birinin eşi doğum gününde romantik bir video paylaşmış.
Başka biri evlilik yıldönümünde uzun bir mesaj yazmış.
Bunların ardından kendi ilişkimize baktığımızda elimizde çoğu zaman başkasının hayatının tamamı değil, seçilmiş birkaç saniyesi olduğunu unutuyoruz.
Yine de beynimiz bu karşılaştırmayı yapabiliyor.
“Biz neden böyle değiliz?”
“Benim eşim neden böyle davranmıyor?”
“Bizim ilişkimiz eskisi kadar romantik değil.”
Sosyal medyanın yakın ilişkiler üzerindeki etkilerini inceleyen araştırmalar, bu alanın yalnızca bağlantı kurmayı değil, aynı zamanda ilişkisel kopukluk ve dikkat bölünmesini de barındırdığını gösteriyor. Yani sosyal medya çiftleri birbirine yaklaştırabildiği gibi ilişkinin içine yeni karşılaştırmalar ve dikkat dağınıklıkları da sokabiliyor.
Bir psikolog olarak bence burada dikkat edilmesi gereken şey, kişinin kendi ilişkisini gerçek bir ilişkiyle değil, başkasının sergilediği ilişki görüntüsüyle karşılaştırmasıdır.
Çünkü hiçbir evliliğin kamera arkasını Instagram’da görmüyoruz.
-Ekonomik Kaygı Bazen Evliliğin İçine Sessizce Giriyor-
Evlilikte konuşulmayan ama ilişkiyi doğrudan etkileyen başka bir konu da “para”.
Kira, kredi, faturalar, çocukların ihtiyaçları, iş güvencesizliği, gelecek kaygısı…
Maddi kaygı yalnızca cüzdanı etkilemiyor. İnsan ekonomik olarak sıkıştığında daha tahammülsüz, daha kaygılı ve daha içine kapanık hâle gelebiliyor. Bu duyguların ilişkiye taşınması da kaçınılmaz.
2024’te yayımlanan bir çalışmada, finansal sıkıntının ilişki doyumu ve bağlılıkla ilişkili süreçlerde önemli bir rol oynadığı; birlikte kaliteli zaman geçirmenin bazı çiftlerde bu olumsuz ilişkiyi tamponlayabildiği incelendi. Araştırma yeni evli 1.382 çifti kapsıyordu.
Bu nedenle bazen çiftlerin tartıştığı şey para gibi görünür ama yaşadıkları şey yalnızca para değildir.
“Biraz daha bekleyelim.”
“Artık rahat etmek istiyorum.”
“Bu kadar çalışmanın karşılığı ne?”
“Geleceğimiz ne olacak?”
Bu cümlelerin altında güven, kontrol, fedakarlık ve gelecek beklentisi gibi çok daha temel psikolojik ihtiyaçlar bulunabilir.
Bu yüzden evlilikte bazı tartışmaları yalnızca kimin haklı olduğu üzerinden çözmeye çalışmak yerine önce o tartışmanın altında hangi ihtiyacın olduğunu görmek gerekir.
-Eşler Birbirlerini Değil, Birbirleri Hakkındaki Varsayımlarını Tartışabiliyor-
Bence evliliklerdeki en önemli problemlerden biri de budur.
Bir davranış olur ve biz davranışın kendisinden çok, ona yüklediğimiz anlam üzerinden tepki veririz.
Eşimiz eve geç gelir.
Bir taraf “Beni önemsemiyor” diye düşünür.
Diğer taraf ise “Zaten ne yaparsam yapayım memnun olmayacak” diye düşünür.
Bundan sonra yaşanan konuşma artık eve geç kalma meselesi değildir.
Bir tarafın zihninde “değersizlik”, diğer tarafın zihninde “yetersizlik” vardır.
Böylece insanlar birbirinin davranışına değil, davranışın kendilerinde uyandırdığı anlama tepki vermeye başlar.
İlişki psikolojisinde bunun önemli bir nedeni, insanların eşlerinin davranışlarını kendi geçmiş deneyimleri ve ilişki beklentileri üzerinden yorumlamasıdır. Özellikle eleştirilme, terk edilme ya da değersiz hissetme gibi önceki deneyimler, bugünkü küçük olaylara verilen tepkiyi büyütebilir.
Bu nedenle bazen evlilikte çözülmesi gereken şey “sen neden bunu yaptın?” sorusundan önce şudur:
“Ben bunu neden böyle yorumladım?”
Bu ayrım yapıldığında çiftin önünde yeni bir alan açılır.
Ve artık birbirlerini yenmeye değil, birbirlerini anlamaya çalışabilirler.
-En Sessiz Tehlike: Birbirimize İhtiyacımız Kalmamış Gibi Yaşamak-
Evlilikte yalnızlığın en tehlikeli hali büyük kavgaların yaşandığı dönem değil, çiftlerin artık kavga etmeye bile gerek duymadığı dönemdir.
Çünkü bazen kişi beklentiyi azaltır.
Bir şey anlatmaz.
Yardım istemez.
Kırıldığı zaman söylemez.
Eşinin yanında üzülmek yerine başka bir arkadaşına açılır.
Canı sıkıldığında telefonuna gider.
Mutlu olduğunda başkasına mesaj atar.
Ve zamanla eşinden bir şey beklememeyi öğrenir.
Dışarıdan bakıldığında “Kavga etmiyorlar artık” denilebilir.
Oysa bazen kavganın azalması yakınlığın artması değil, beklentinin bitmesi anlamına gelebilir.
İlişkilerde partnerin duyarlı olduğunun hissedilmesi bu yüzden önemlidir. Kişi eşinin kendisini gördüğünü, duygularını fark ettiğini ve ihtiyaçlarına cevap verdiğini düşündüğünde ilişkiyi daha güvenli ve doyurucu yaşayabilir. Bu alandaki araştırmalar, partner duyarlılığı ile ilişki doyumu ve yakınlık arasında anlamlı bağlantılar olduğunu gösteriyor.
Yani bazen ilişkinin ihtiyacı daha çok konuşmak değil, birbirinin hayatına yeniden merak duymaktır.
-Son Söz-
Evlilikte yalnızlık çoğu zaman bir anda ortaya çıkan bir durum değil.
Yavaş yavaş oluşan bir durum.
Bir konuşmanın ertelenmesiyle.
Sürekli telefona bakmakla.
“Sen halledersin” denilen küçük sorumlulukların birikmesiyle.
Birbirinin emeğinin fark edilmemesiyle.
Maddi kaygıların ilişkinin bütün alanlarını kaplamasıyla.
Sosyal medyada gördüğümüz ilişkilerle kendi ilişkimizi kıyaslamamızla.
Daha da önemlisi, eşimize anlatmak yerine kendi içimizde yaşamaya başladığımız duygularla…
Sonra bir gün iki insan aynı evde oturup birbirine yabancılaşabiliyor.
Evlilikte yalnızlığı yalnızca “eşim benimle ilgilenmiyor” cümlesi üzerinden değerlendirmek yeterli değil. Çünkü bazen mesele ilginin yokluğu değil; ilişkinin gündelik hayatın altında ezilmesi olabilir.
Çiftler para konuşuyor, çocuk konuşuyor, iş konuşuyor, faturaları konuşuyor, aileleri konuşuyor. Ama birbirlerinin iç dünyasını konuşmayı bırakıyor.
Oysa evlilik sadece bir hayatı paylaşmak değildir.
Birbirinin hayatına tanıklık etmektir.
“Bugün nasılsın?” sorusunun cevabını gerçekten merak etmektir.
Eşinin sessizliğinde ne olduğunu fark etmektir.
Yorulduğunda “Ne yapabilirim?” diyebilmektir.
Bazen aynı odada telefonları bırakıp birbirine gerçekten bakabilmektir.
Belki de günümüz evliliklerinin temel sorunlarından biri sevgisizlik değil.
Dikkatin parçalanması…
İlişkinin görünmeyen yüklerinin adaletsiz dağılması.
Hayatın ekonomik ve sosyal baskılarının çiftin arasına girmesi.
Ve bütün bunların içinde iki insanın birbirini hala tanımaya devam etmesi gerektiğinin unutulması.
Çünkü insanın evliliği içerisinde en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri, yalnızca “yanında birinin olması” değildir.
Yanındaki insanın hâlâ seninle ilgileniyor olduğunu hissedebilmektir.
Aynı evde yaşamak bir beraberlik göstergesi olabilir.
Ama gerçekten birlikte olmak başka bir şeydir.
Bu yüzden evlilikte asıl soru “Birlikte miyiz?” değil, “Hâlâ birbirimizin hayatında mıyız?” sorusudur.
Sevgiyle Kalın…
Kaynakça
- Kaynakça
- Akçıl, S., & Erdinç, B. (2026). The mediating role of fragility of happiness in the association between marital loneliness and depression sensitivity: An actor-partner interdependence analysis. Frontiers in Psychology, 17, 1870144.
- Klein, V., Ascigil, E., Oschatz, T., & Kahalon, R. (2026). Unequal burdens, unequal benefits: Housework, mental load, and gendered satisfaction in heterosexual relationships. Personality and Social Psychology Bulletin.
- Lavner, J. A., Karney, B. R., & Bradbury, T. N. (2016). Does couples’ communication predict marital satisfaction, or does marital satisfaction predict communication? Journal of Marriage and Family, 78(3), 680–694.
- Petts, R. J. (2025). Cognitive housework and parents' relationship satisfaction. Journal of Marriage and Family.
- Schrodt, P., Witt, P. L., & Shimkowski, J. R. (2014). A meta-analytical review of the demand/withdraw pattern of interaction and its associations with individual, relational, and communicative outcomes. Communication Monographs, 81(1), 28–58.
- Totenhagen, C. J., et al. (2024). Do couples who play together stay together? A longitudinal dyadic examination of shared leisure, financial distress, and relationship outcomes. Family Process, 63(1), 210–227.
- Turkish Statistical Institute (TÜİK). (2026). Evlenme ve Boşanma İstatistikleri, 2025.
- Zhao, P., Bazarova, N. N., & Taylor, S. H. (2022). Social media and close relationships: A puzzle of connection and disconnection. Current Opinion in Psychology, 43, 7–11.
- Meta-analytic study on partner phubbing. (2025). 52 studies, 58 samples, n = 19,698.


