Zihin Boşlukları Neden Kendi Cevaplarıyla Doldurur?
Birinin mesajımıza neden cevap vermediğini bilmediğimizde, bir insanın davranışının neden değiştiğini anlamadığımızda ya da bir olayın sonucunu henüz öğrenemediğimizde zihnimiz çoğu zaman bu boşluğu olduğu gibi bırakmaz. Eksik olan bilgiyi tamamlamak için çeşitli senaryolar üretmeye başlarız.
“Kesin bana kızdı.”
“Benden uzaklaşmak istiyor.”
“Bir şey oldu ama bana söylemiyor.”
“Muhtemelen kötü bir şey olacak.”
Oysa bunların her biri birer olasılıktır; elimizdeki gerçek bilgi olmayabilir. İnsan zihni, karşılaştığı olayları anlamlandırmaya çalışırken mevcut bilgilerden, geçmiş deneyimlerden ve beklentilerden yararlanır. Belirsizlik arttığında ise bu anlamlandırma süreci daha görünür hale gelebilir.
EKSİK BİLGİYİ SENARYOLARLA HESAPLAMA
Belirsizlik, bir durum hakkında kesin bir sonuca ulaşmak için yeterli bilgiye sahip olmadığımız zaman ortaya çıkar. Belirsizliğin kendisi her zaman olumsuz bir durum değildir. Ancak bazı insanlar için “henüz bilmiyorum” durumunda kalmak oldukça rahatsız edici olabilir. Psikoloji literatüründe bu durum belirsizliğe tahammülsüzlük kavramıyla ele alınmaktadır.
Carleton’a (2016) göre belirsizlik ve bilinmeyen, kişinin duygusal ve bilişsel tepkilerini etkileyebilen önemli süreçlerdir. Belirsizlik karşısında ortaya çıkan rahatsızlık, kişiyi bilinmeyeni azaltmaya veya duruma bir anlam vermeye yöneltebilir.
Tam da bu noktada zihinsel senaryolar devreye girebilir.
Örneğin bir kişi yakınından beklediği mesajı alamadığında, elindeki tek somut bilgi “Henüz cevap vermedi” olabilir. Fakat zihin bununla yetinmeyebilir. Kişinin geçmiş deneyimleri, korkuları ve beklentileri devreye girerek bu sessizliğe bir anlam yüklenebilir.
“Bana kızgın.”
“Artık benimle ilgilenmiyor.”
“Kesin başka bir şey oldu.”
Bu düşüncelerin ortaya çıkması, kişinin bilinçli olarak gerçek dışı bir hikâye oluşturduğu anlamına gelmez. Zihin çoğu zaman belirsizliği anlamlandırmaya çalışırken mevcut bilgileri kullanır. Ancak burada önemli bir ayrım vardır: Bir düşüncenin akla gelmesi, onun doğru olduğu anlamına gelmez.
Belirsizliğe tahammülsüzlük üzerine yapılan araştırmalar, belirsizlik deneyiminin kaygı ve çeşitli psikolojik güçlüklerle ilişkili olabileceğini göstermektedir. Rosser’ın (2019) sistematik derlemesi, belirsizliğe tahammülsüzlüğün özellikle kaygıyla ilişkili süreçlerde önemli bir mekanizma olabileceğine dair kanıtlar bulunduğunu, ancak mevcut bulguların tüm psikolojik güçlükler açısından kesin bir nedensellik ortaya koymadığını belirtmektedir.
Bu nedenle zihnin ürettiği senaryoları değerlendirirken “bildiğim şey” ile “yorumladığım şey” arasındaki fark önem kazanır.
“Mesajıma cevap vermedi.”
Bu bir gözlemdir.
“Beni önemsemiyor.”
Bu ise gözleme yüklenen bir anlamdır.
İki cümle aynı şeyi anlatmaz.
Özellikle geçmişte reddedilme, hayal kırıklığı veya güven kaybı yaşamış bir kişi, yeni bir belirsizliği geçmiş deneyimlerinin etkisiyle yorumlayabilir. Aynı olay başka bir kişi tarafından daha farklı değerlendirilebilir. Bu nedenle belirsiz bir durum karşısında üretilen senaryo yalnızca mevcut olayla değil, kişinin olayı nasıl anlamlandırdığıyla da ilişkilidir.
Belirsizlikle başa çıkma biçiminde duygu düzenleme süreçleri de önemlidir. Sahib ve arkadaşlarının (2023) 91 çalışmadan ve 30.239 katılımcıdan elde edilen verileri birleştiren meta-analiz ve sistematik incelemesi, belirsizliğe tahammülsüzlüğün uyumsuz duygu düzenleme stratejileriyle ilişkili olduğunu; bilişsel kaçınmanın bu ilişkide özellikle dikkat çeken stratejilerden biri olduğunu ortaya koymuştur.
Bu bulgu, belirsizlik karşısında neden bazen düşüncelerimizi durdurmak yerine daha fazla düşünmeye başladığımızı anlamak açısından önemlidir. Kişi belirsizliği azaltmak için sürekli olasılıkları değerlendirebilir, geçmiş konuşmaları tekrar tekrar düşünebilir veya karşısındaki kişinin davranışlarından kesin bir anlam çıkarmaya çalışabilir. Böylece cevap arama çabası, zamanla yeni soruların ortaya çıkmasına neden olabilir.
Peki bu durumda ne yapılabilir?
Öncelikle düşünceyi gerçekle karıştırmamak gerekir. Belirsizlik anında kişinin kendisine “Bunu gerçekten biliyor muyum, yoksa zihnim bir açıklama mı üretiyor?” sorusunu sorması, düşünce ile gerçek arasındaki farkı görmesine yardımcı olabilir.
Bazen elimizde gerçekten yeterli bilgi yoktur. Böyle durumlarda hemen bir sonuç üretmek yerine “Şu anda bilmiyorum” diyebilmek psikolojik açıdan daha işlevsel bir yaklaşım olabilir.
Her Boşluğun Bir Cevabı Olmak Zorunda mı?
Zihnin belirsiz durumlara anlam vermeye çalışması insan bilişinin doğal bir parçasıdır. Ancak zihinsel olarak üretilen her senaryo gerçeği yansıtmaz. Özellikle belirsizliğin yoğun kaygı oluşturduğu durumlarda kişi, ihtimalleri gerçekmiş gibi değerlendirmeye başlayabilir.
Bu nedenle belirsizlik karşısında önemli olan her boşluğu hemen bir cevapla doldurmak değil, bazen boşluğun gerçekten boş kalmasına izin verebilmektir.
Belki de kendimize sorabileceğimiz en önemli soru şudur:
“Şu anda gerçekten ne biliyorum, neyi ise yalnızca tahmin ediyorum?”
Çünkü zihnin ürettiği ilk cevap, her zaman gerçeğin kendisi değildir.
Kaynakça
- Kaynakça
- Carleton, R. N. (2016). Into the unknown: A review and synthesis of contemporary models involving uncertainty. Journal of Anxiety Disorders, 39, 30–43. https://doi.org/10.1016/j.janxdis.2016.02.007
- Rosser, B. A. (2019). Intolerance of uncertainty as a transdiagnostic mechanism of psychological difficulties: A systematic review of evidence pertaining to causality and temporal precedence. Cognitive Therapy and Research, 43, 438–463. https://doi.org/10.1007/s10608-018-9964-z
- Sahib, A., Chen, J., Cárdenas, D., & Calear, A. L. (2023). Intolerance of uncertainty and emotion regulation: A meta-analytic and systematic review. Clinical Psychology Review, 101, 102270. https://doi.org/10.1016/j.cpr.2023.102270


