Salı, Eylül 15, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Yaşadığımız Hayat Gerçekten Bize mi Ait?

Yaşadığımız Hayat Gerçekten Bize mi Ait?

Bazen kendi hayatımızda misafir olduğumuzu fark etmeyiz.

Hiç durup düşündünüz mü; hayatınızda verdiğiniz kaç karar gerçekten size ait?

Hangi mesleği seçtiğinizden kiminle evlendiğinize, nerede yaşadığınızdan nasıl giyindiğinize kadar… Bunların kaçında gerçekten “Ben bunu istiyorum” dediniz?

Daha garip bir soru sorayım: Ya hayatınızın büyük bir bölümünü aslında siz seçmediyseniz? Biraz rahatsız edici, biliyorum. Çünkü çoğumuz hayatımızı kendi kararlarımızla şekillendirdiğimize inanıyoruz. “Ben böyle biriyim.” “Benim karakterim böyle.” “Ben bunu seviyorum.” “Ben böyle yaşamayı tercih ediyorum.”

Peki ya bunların bir kısmı gerçekten bizim tercihimiz değilse? Ya bazı düşüncelerimiz bize çocukken öğretilmişse? Ya bazı korkularımızı başkalarından devralmışsak? Ya “iyi insan olmak” adına yıllardır kendimizden vazgeçiyorsak?

Daha da önemlisi…

Ya alıştığımız hayatla istediğimiz hayat arasındaki farkı artık göremiyorsak?

İnsan zihninin ilginç bir özelliği var. Tekrar ettiğimiz davranışları zamanla otomatikleştiriyor. Bu aslında hayatımızı kolaylaştırıyor. Her sabah ayakkabımızı nasıl bağlayacağımızı, dişlerimizi nasıl fırçalayacağımızı veya işe giderken hangi yolu kullanacağımızı yeniden düşünmek zorunda kalmıyoruz.

Fakat aynı mekanizma hayatımızın daha önemli alanlarında da çalışabiliyor. Bir davranışı yeterince uzun süre tekrar ettiğimizde, bir süre sonra neden yaptığımızı sorgulamamaya başlayabiliyoruz. Ve belki de asıl tehlike burada. Alışkanlıklarımızı kişiliğimiz, korkularımızı gerçeklerimiz, mecburiyetlerimizi ise seçimlerimiz sanabiliyoruz.

Örneğin yıllardır mutsuz olduğumuz bir işte kalabiliyoruz. Her pazartesi “Artık yeter” diye düşünüyor, cuma günü aynı yorgunlukla eve dönüyoruz. Değiştirmek istiyoruz ama değiştirmiyoruz. Çünkü bazen insan mutsuz olduğu şeyi değil, bilmediği şeyi daha çok korkutucu buluyor.

Aynı şey ilişkiler için de geçerli. Bizi yoran bir ilişkinin içinde kalabiliyoruz. “Belki düzelir” diyoruz. “Bunca yıldan sonra nasıl bırakacağım?” diye düşünüyoruz. Bazen gerçekten sevdiğimiz için değil, ayrılmanın yaratacağı belirsizlikten korktuğumuz için kalıyoruz. Sonra da buna “Ben böyle bir insanım” diyoruz. Belki de değiliz. Belki sadece böyle davranmaya alıştık.

Aradaki fark küçük gibi görünse de aslında çok önemli. Çünkü “Ben böyleyim” dediğimiz anda değişme ihtimalini de elimizden alıyoruz. Ama “Ben böyle davranmaya alıştım” dediğimizde başka bir ihtimal ortaya çıkıyor: Demek ki başka türlü davranmayı da öğrenebilirim.

İnsanın kendisiyle ilgili fark etmesi en zor şeylerden biri, hayatındaki bazı kuralların aslında kendisine ait olmadığını anlamaktır. Çocukken bize bazı şeyler öğretiliyor. Güçlü ol. Ağlama. İnsanları üzme. Başarılı ol. Önce başkalarını düşün. Herkesi memnun etmeye çalış. Yardım istemek zayıflıktır. Hayır demek ayıptır.

Bir süre sonra büyüyoruz ama bu cümlelerin bazıları bizimle birlikte büyümeye devam ediyor. Yaşımız değişiyor. Hayatımız değişiyor. İnsanlarımız değişiyor. Ama zihnimizdeki bazı eski kurallar aynı kalıyor. Sonra bir gün, hiçbir şey yolunda değilmiş gibi hissediyoruz. İşte o noktada belki de kendimize sormamız gereken soru “Hayatımı nasıl değiştirebilirim?” değil. Daha temel bir soru: “Hayatımı bugünkü hâline getiren seçimlerin hangileri gerçekten bana ait?”

Bunun cevabını bulmak kolay olmayabilir. Çünkü insanın kendisiyle dürüstçe karşılaşması her zaman huzurlu bir deneyim değildir. Bazen yıllardır doğru sandığımız bir şeyin aslında yalnızca alışkanlık olduğunu fark ederiz. Bazen “Ben bunu istiyorum” dediğimiz şeyin altında “Başkaları bunu benden bekliyor” cümlesini buluruz. Bazen de yıllardır güçlü görünmeye çalışırken ne kadar yorulduğumuzu fark ederiz.

Ama fark etmek, değişimin ilk adımıdır. Hayatımızı bir gecede değiştirmemiz gerekmiyor. Bugün işimizi bırakmak, şehir değiştirmek veya bütün ilişkilerimizi gözden geçirmek zorunda değiliz. Bazen sadece durup kendimize birkaç soru sormamız yeterli. “Bunu gerçekten istediğim için mi yapıyorum?” “Yoksa uzun zamandır böyle yaptığım için mi?” “Kimse beni yargılamayacak olsaydı yine aynı kararı verir miydim?” “Bunu ben mi seçtim, yoksa bana mı öğretildi?”

Ve belki hepsinden önemlisi: “Kimse benden hiçbir şey beklemeseydi, nasıl bir hayat yaşardım?” Cevabı hemen bulamayabilirsiniz. Sorun değil. Bazı soruların amacı cevap vermek değildir. Bazen iyi bir soru, insanın yıllardır kapalı duran bir odasının ışığını yakar.

Belki de özgürlük, istediğimiz her şeyi yapabilmek değildir. Belki özgürlük, yaptığımız şeylerin gerçekten bize ait olup olmadığını fark edebilmektir. Çünkü insan bazen kendi hayatında bile misafir olabilir. Ve belki de eve dönmenin ilk yolu, kendimize şu soruyu sormaktır: “Ben gerçekten nasıl yaşamak istiyorum?”

Selman METLİ
Selman METLİ
Selman METLİ, 2008 yılında Çukurova Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik bölümünden mezun olmuş, aynı yıl Milli Eğitim Bakanlığı’nda Okul Psikolojik Danışmanı/Rehber Öğretmen olarak çalışmaya başlamıştır. Eğitim ve çalışma yaşamı boyunca özellikle ergenlik döneminde yer alan bireylerle çalışmış, aile eğitimleri düzenlemiştir. Halen de bu alanda çalışmalarına devam etmektedir. Okul dönemi yaşanan sorunlar, ergenlik problemleri, aile içi iletişim, ergenlerle sağlıklı iletişim, sınav kaygısı ve motivasyon gibi konularda yoğun çalışmalar sürdürmektedir. 2023 yılında “Aile ve Çift Terasisi” ve “Öğrenci Koçluğu” eğitimlerini alan yazar, ailedeki sağlıklı iletişimin toplumun ruh sağlığı üzerindeki en belirleyici faktörlerden biri olduğunu düşünen yazar, daha sağlıklı bir toplum için sağlıklı bireyler yetiştirmenin önemine inanmaktadır. “İnsanın olduğu her yerde umut vardır.” mottosuyla mesleki yaşamını sürdürmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar