Salı, Eylül 15, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Koşulsuz Seven ve Affeden Kimdir? Şaşıracaksınız!

Aile Danışmanlığı
Şennur Ergin

Yıllardır toplumların, kültürlerin ve kuşaktan kuşağa aktarılan geleneksel anlayışların bize öğrettiği yerleşik bir kabul vardır: Koşulsuz sevginin, sonsuz affediciliğin ve her ne pahasına olursa olsun koruyup kollamanın yegâne kaynağının anne babalar olduğu düşünülür. Türk aile yapısından Osmanlı’daki örf ve adetlere kadar uzanan bu tarihsel kökler, genellikle ebeveynliği kutsallık ve sınırsız bir özveriyle özdeşleştirmiştir. Ancak sosyolojik ve psikolojik gerçekliği daha derinlemesine incelediğimizde, bu kabulün eksik ve yanılsamalı bir bakış açısı içerdiğini görürüz. Şaşırtıcı ama gerçek olan şudur: Bir ilişkide koşulsuz seven, her koşulda affeden ve karşısındakini kabul etmek için kendi varlığını ortaya koyan asıl özne ebeveyn değil, çocuktur (Gürses, İ. ve Kılavuz, M.A. 2026).

Koşulsuz Sevginin ve Kabulün Gerçek Özne: Çocuk

Bir çocuğun dünyasına göz attığınızda, yetişkin ilişkilerinde eşine az rastlanır bir bağışlayıcılık ve bağlılık görürsünüz. Gün içinde ne yaşamış olursanız olun, ona sesinizi yükseltseniz ya da haksız bir tutum sergileseniz bile, çocuk yalnızca birkaç saniye sonra gelip size sarılır, sizi öper veya varlığınızın yakınında olmak ister. Sarılmasa bile eteklerinizin etrafında dolanır, siz televizyon izlerken gelip yanınıza oturur ve dünyayı sizinle paylaşmaya devam eder (Aksan, G. 2025). Çocuğun iç dünyasında, ebeveyninin sergilediği olumsuz davranışları dahi inanılmaz bir kabullenişle bağışlayan, “O benim annem/babam” diyerek yetişkine layık olmaya çalışan bir ruh hali mevcuttur. Bu durum, çocuğun gelişimi için ebeveynine duyduğu doğal ihtiyacın ötesinde, psikolojik olarak sunduğu katıksız bir koşulsuz sevgidir. Çocuk, ebeveyninin eksikliklerini ve hatalarını yargılamadan, onu olduğu gibi benimseyen tek taraftır (Aksan, G. 2025).

Saygı Dikey Bir Hiyerarşi Değil, Yatay Bir İhtiyaçtır

Toplumsal yapımızda “büyüklere saygı” kavramı sıklıkla dikey bir hiyerarşi üzerinden kurgulanır. Çocuğa, ebeveynine veya büyüklere koşulsuz saygı göstermesi gerektiği öğretilirken, çocuğun kendisine gösterilmesi gereken saygı sıklıkla göz ardı edilir. Oysa bir çocuğun yetişkinliğe sağlıklı bir şekilde evrilebilmesi ve benlik algısını geliştirebilmesi için öncelikle saygıyı ebeveyninden görmesi şarttır (Seven, D.Z. Seven, S. ve Çabuk F. 2021). Örneğin, geleneksel modellerde çocuğun sofradaki yeri bile bazen ikincil kılınabilir. Herkes yemeğini yedikten sonra sofraya oturtulan ya da duygu ve düşüncelerine alan açılmayan bir çocuk, saygının ne olduğunu nasıl öğrenebilir? Yaşla birlikte otomatik olarak gelen bir saygı kavramının bireyin gelişiminde derin bir karşılığı yoktur. Yaşı kaç olursa olsun her birey ve her çocuk saygıyı hak eder (Algan, A.G. ve Şendil, G. 2013).

Çocuk, toplumsal kuralları bir korku ya da ayıplanma kaygısıyla değil, kendi içsel merhameti ve vicdanıyla benimsemelidir. Bir çocuk toplu taşımada bir büyüğüne yer verirken bunu “Eğer yer vermezsem terbiye dışı davranmış olurum, bana ahlaksız derler” baskısıyla yapıyorsa, bu durum onun benliğini yaralar ve yapay bir davranış oluşturur. Ancak aynı eylemi kendi içsel merhameti, vicdanı ve alçakgönüllüğü ile gerçekleştiriyorsa, kendisini değerli, onurlu ve bütün hissettiren bir benlik gelişimi sağlar. Bu iki durum arasındaki psikolojik fark son derece derindir (Seven, D.Z. Seven, S. ve Çabuk F. 2021).

“İyi Ki Çocukluğum Geçti”: Çocukluk Evresi ve Özerklik

Pek çok yetişkin romantik bir özlemle çocukluğuna dönmek ister. Oysa eleştirel bir yaklaşımla bakıldığında, çocukluk evresi bir insanın hayatındaki en savunmasız ve iradesiz dönemdir. En iyi ebeveynlere sahip olunsa bile, çocukluk dönemi bir çocuğun kendi iradesi ve aklı dışında gerçekleşen olaylara maruz kaldığı bir süreçtir. Çocukken doğruyu ve yanlışı tam olarak ayırt edemez, çevrenizdeki haksızlıklara karşı duramaz, sınırlarınızı koruyamazsınız. Birçok olay karşısında çaresizce boyun bükmek, kontrol edemediğiniz durumlara uyum sağlamak zorunda kalırsınız. Bu açıdan bakıldığında, çocukluk evresinin geride kalmış olması bir kayıp değil, bireysel özgürleşme adına önemli bir kazanımdır. Yetişkinlik; bugün hayır diyemediğiniz bir şeye yarın hayır diyebilme, size yapılan bir saygısızlığa “dur” diyebilme gücünü ve iradesini sunar (Aksan, G. 2025).

Davranışsal Dönüşüm ve Aile Danışmanlığının Rolü

Sosyolojik açıdan değerlendirdiğimizde, ebeveynlerin çocuklarına karşı sergilediği sert ya da sabırsız tutumlar genellikle bir “kişilik kusuru” değildir. Ebeveynler, kendi çocukluklarında gördükleri, öğrenilmiş ve kuşaktan kuşağa aktarılmış davranış kalıplarını farkında olmadan tekrarlarlar. Bazen kendi geçmiş kırgınlıklarınızın veya günün getirdiği yüklerin etkisiyle çocuğunuza haksız bir tepki verebilir, sonrasında “Bu çocuk bunu hak etmiyordu” diyerek suçluluk hissedebilirsiniz. Burada temel amaç anne babaları suçlamak ya da yermek değildir; aksine, bu döngüyü fark edip dönüştürmektir. Unutulmamalıdır ki tutum ve davranışlar öğrenilmiş süreçlerdir ve her zaman değiştirilebilir. Çevresel, ailevi ve sosyolojik analizler doğru yapıldığında, çocuğun psikolojik dünyasını destekleyecek daha sağlıklı bir ebeveynlik dili geliştirmek mümkündür (Algan, A.G. ve Şendil, G. 2013).

Günün sonunda ebeveynlerin hatırda tutması gereken en kıymetli gerçek şudur: Karşınızda sizi her halinizle kabul eden, koşulsuz seven ve affeden bir çocuk var. Bu farkındalık bir suçluluk yükü değil, davranışlarımızı gözden geçirmek için güçlü bir motivasyon olmalıdır. Yaşanan iletişim aksaklıkları veya geçmiş hatalar telafisi imkânsız durumlar değildir. Aile danışmanlığı süreçleri; bu davranışsal dönüşümü sağlamak, ebeveyn-çocuk arasındaki bağı sağlıklı ve karşılıklı saygıya dayalı bir zemine oturtmak için profesyonel bir yol arkadaşlığı sunar. Kendinize, çocuğunuza ve ilişkinize bu alanı tanımak, hem çocuğunuzun benlik gelişimine hem de ailenizin geleceğine yapacağınız en değerli katkıdır (Algan, A.G. ve Şendil, G. 2013).

Kaynakça

  • Kaynakça
  • Gürses, İ. ve Kılavuz, M.A. (2026), Kuşakların Ahlâkî Değerleri Birlikte Öğrenmesi: Kohlberg’in Ahlâkî Gelişim Kuramı Açısından Bir Değerlendirme, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, s.s(97-117)
  • Aksan, G. (2025), Ebeveyn ve Genç İlişkisinde Aile Tutumları ve Aile Değerleri Üzerine Karşılaştırmalı Bir Çalışma, HABITUS Toplumbilim Dergisi, s.s(95-124)
  • Seven, D.Z. Seven, S. Ve Çabuk, F. (2021) Bağlanma ve Duyarlılık Davranışlarının 3-5 Yaş Çocukları Üzerinden Nesiller Arası Aktarımla İncelenmesi, FSM İlmî Araştırmalar İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi, s.s(317-334).
  • Algan, A.G. ve Şendil, G. (2013) Okul Öncesi Çocuklar ve Ebeveynlerinin Bağlanma Güvenlikleri İle Çocuk Yetiştirme Tutumları Arasındaki İlişkiler, Psikoloji Çalışmaları Kiabı, s.s(55-68)
Şennur Ergin
Şennur Ergin
Şennur Ergin, sosyoloji lisans eğitimi sürecinde aktif olarak sosyal sorumluluk projelerinde yer almış; lisans eğitimini tezli olarak tamamlamıştır. Fakülte ikincisi ve bölüm birincisi olarak yüksek onur derecesiyle mezun olmuştur. Üniversite bünyesinde aldığı aile danışmanlığı eğitimiyle bu alanda uzmanlaşmış ve aktif olarak danışmanlık hizmeti sunmaya devam etmektedir. Sosyologer.com.tr, DUSODER, Sosyolog Dergisi ve PsychologyTimes Türkiye gibi platformlarda yazılar yazmakta; çeşitli kurumlarda bireysel ve toplumsal konular üzerine seminer ve atölyeler düzenlemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar