Perşembe, Eylül 10, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Tutmakla Kaybolmak Arasında

Bir çocuğun bir yetişkinden uzaklaştığını gördüğümüzde önce hep aynı şeyi düşünürüz: demek ki orada sevgi eksikmiş, demek ki o çocuk yeterince tutulmamış, yeterince görülmemiş. Oysa bazen tam tersi olur. Çocuk tam da fazla tutulduğu, fazla izlendiği, fazla korunduğu için uzaklaşabilir; bazen de sevgi vardır ama güvenilir değildir, bir gün sıcaklık olarak gelir, ertesi gün bir ceza gibi geri çekilir. Belki de mesele, çocuğun ne kadar sevildiğinden önce başka bir yerde başlar: o sevginin ne kadar öngörülebilir, esnek ve koşulsuz olduğunda.

İki anne düşünün. Biri, çocuğunun çantasını her sabah kontrol eden, telefonu iki dakika geç açıldığında kalbi hızlanan, çocuk kendisinden birkaç adım uzaklaştığında gözünü ondan ayıramayan bir anne. Onun sevgisi görünürde eksiksizdir, hatta fazlasıyla mevcuttur; her adım hesaba katılır, her tehlike ihtimali önceden düşünülür, her bağımsızlık denemesi bir tedirginlikle karşılanır. Bu anne asla gitmez, ama tam da hiç gitmediği için çocuk bir gün onun yanında nefes alacak yer bulamayabilir.

Başka bir mutfakta başka bir anne vardır. Çocuğu yanlış bir şey yaptığında konuşmayı keser, yüzünü çevirir, bir süreliğine sanki çocuk orada değilmiş gibi davranır. Onun sevgisi de gerçektir, ama çocuk o sevgiyi zaman zaman bir koşulla birlikte deneyimler: iyi davranırsan görünürsün, hata yaparsan bir süreliğine kaybolursun. Çocuk bu kayboluşu öğrenir, yeniden görünür olmak için ne yapması gerektiğini hesaplamayı öğrenir ve sevginin şarta bağlanabileceğini kelimelerle değil, sessizlikle öğrenir.

Bu iki anne birbirine hiç benzemez gibi görünür, biri fazla, öbürü az; biri yapışık, öbürü mesafeli. Oysa ikisinin çocuğunda da varılabilecek ortak bir nokta vardır. Birinde yakınlık o kadar fazladır ki alan bırakmaz, diğerinde ise yakınlık geri çekilebilir olduğu için güven vermez. İkisinde de çocuk, yetişkinin bakımının kendi ihtiyacına göre değişip değişmeyeceğini öğrenmeye çalışır. Bazen de bulduğu çözüm mesafedir. Çocuğun bir yetişkinden uzaklaşması bazen soğukluktan değil, taşkınlıktan; bazen de yakınlığın kendisinden değil, onun ne zaman ortadan kalkacağını bilememekten doğar.

Bir çocuk, kendisini en çok koruyan kişiden neden uzaklaşır?

Bağlanma kuramında bakım verme, yalnızca ne kadar ilgi gösterildiğiyle ilgili değildir. Bakım sisteminin nasıl düzenlendiği de önemlidir. Bu sistem bazen sürekli alarmda çalışır; ebeveyn çocuğun her ihtimalini önceden düşünür, tehlikeyi daha ortaya çıkmadan görmeye çalışır, çocuğun bağımsızlık denemesini kendi kaygısıyla karşılar. Bazen de sistem ters yönde çalışır; sinyaller küçültülür, duygusal ihtiyaçlardan geri çekilinir, yakınlık sınırlandırılır. İki uç birbirinin zıttı gibi görünür, ama ortak bir özellik taşırlar: bakım, o anda çocuğun gerçekten neye ihtiyacı olduğuna göre esnemek yerine kendi sabit ayarını tekrar etmeye başlar.

Çocuk da bu düzenin içinde kendi yolunu bulur. Bazen yetişkinin alarmını paylaşarak daha fazla kaygılanır. Bazen tam tersini yapar ve taşan yakınlıktan kendisini korumak için mesafeyi seçer. Bazen de sevginin geri çekilebileceğini öğrendiği için ilişkinin en küçük değişimini tehdit olarak okumaya başlar. Bu yüzden çocukların bağlanma biçimleri her zaman ebeveynlerinin bakım verme biçiminin doğrudan bir kopyası değildir. Bazen çocuk gördüğü düzeni tekrar eder, bazen de tam o düzene karşı bir savunma geliştirir.

Üç ülkeden 758 anne-çocuk çiftiyle yürüttüğümüz çalışmada da beklenenden daha karmaşık bir örüntüyle karşılaştık. Beklenen bazı yollar vardı: bakım verme sistemi aşırı tetikte çalışan annelerde aşırı koruyuculuk, çocukların bağlanma kaygısıyla ilişkiliydi; bakım vermede geri çekilmeye eğilimli annelerde ise sevginin geri çekilmesi, çocukların kaçınan bağlanmasıyla ilişkiliydi. Fakat tablo burada bitmedi. Beklenen yönlerin çaprazında da ilişkiler ortaya çıktı. Aşırı tetikte bakım verme yalnızca kaygıyla değil, kaçınmayla da bağlantılıydı; geri çekilen bakım verme de yalnızca kaçınmayla değil, kaygıyla ilişkilendi.

Bu yolların arasında özellikle bir davranış tekrar tekrar karşımıza çıktı: sevginin geri çekilmesi. Ebeveyn bakım vermede ister aşırı ilgili ister geri çekilen bir eğilim taşısın, sıcaklığın ve yakınlığın çocuğun davranışına bağlı olarak geri çekilmesi, bağlanma güvensizliğiyle en tutarlı biçimde ilişkilenen davranışlardan biriydi. Aşırı koruyuculuk da önemliydi, özellikle kaygı açısından, ama sevginin geri çekilmesi daha geniş bir örüntünün içine yerleşiyordu.

Bu nedenle mesele yalnızca bir ebeveynin çocuğa ne kadar yakın ya da ne kadar uzak olduğuyla açıklanamayabilir. Belki daha önemli soru şudur: çocuk, yakınlığın ne zaman mevcut olacağını öngörebiliyor mu? Çünkü bakımın miktarı kadar, bakımın güvenilirliği de önemlidir. Çok fazla ilgi çocuğa alan bırakmayabilir; çok az ilgi onu yalnız bırakabilir; ama sıcaklığın bir ödül gibi verilip bir ceza gibi geri çekilmesi, ilişkinin kendisini belirsiz hale getirebilir.

Bir çocuk için “annem beni seviyor mu?” sorusundan daha zor bir soru olabilir: “annemin sevgisi ne zaman burada olacak?”

İki farklı kaçış yolu

Çalışmanın belki de en ilginç taraflarından biri, kaçınan bağlanmanın yalnızca mesafeli ya da geri çekilen bakım üzerinden anlaşılmayabileceğini göstermesiydi. Çocuğun yakınlıktan uzaklaşmasının birden fazla yolu olabilir.

Birinci yol daha tanıdıktır. Ebeveyn duygusal olarak geri çekilir, sevgi zaman zaman kesilir, sıcaklık çocuğun davranışına bağlı hale gelir. Böyle bir ortamda çocuk yakınlığın güvenilir olmadığı sonucuna varabilir ve ihtiyacını daha az göstermeyi, daha az istemeyi, daha az yaklaşmayı öğrenebilir. “İhtiyaç duyarsam incinebilirim” düşüncesinin sessiz karşılığı, ihtiyaç duymamayı öğrenmektir.

İkinci yol daha az sezgiseldir. Ebeveyn geri çekilmez; tam tersine fazla yakındır. Fazla izler, fazla korur, fazla müdahale eder. Çocuk burada sevgisizlikten değil, alanın daralmasından uzaklaşabilir. Yakınlık rahatlatıcı olmak yerine bunaltıcı hale geldiğinde, mesafe artık reddedilmekten korunmanın değil, kendini korumanın yolu olabilir.

Bunların arasında bir üçüncü ve belki daha karmaşık örüntü daha vardır: ebeveyn bir yandan aşırı ilgili ve tetikteyken, diğer yandan sevgi ve sıcaklığı geri çekebilir. Çocuk açısından bu iki sinyal kolayca bir araya gelmez. “Sana çok yakınım, seni sürekli izliyorum, ama beni hayal kırıklığına uğrattığında senden uzaklaşırım.” Yakınlık böyle bir ortamda yalnızca fazla değil, aynı zamanda öngörülemez hale gelir. Çocuk ne kadar yaklaşabileceğini, ne zaman geri çekilmesi gerektiğini, hangi davranışın ilişkinin sıcaklığını değiştireceğini sürekli hesaplamak zorunda kalabilir.

Burada bakımın azlığı ya da fazlalığından daha önemli bir kelime ortaya çıkıyor: düzenleme. Güvenli bakım, her zaman yakın olmak değildir. Her zaman geri çekilmek de değildir. Çocuğun ihtiyacına göre yaklaşabilmek, geri durabilmek, sınır koyabilmek ve bütün bunları yaparken ilişkinin kendisini tehdit haline getirmemektir.

Yakınlık bir gün neden tehdit gibi hissetmeye başlar?

Bağlanma kuramının en güçlü fikirlerinden biri, çocukken ilişkiler hakkında öğrendiklerimizin yalnızca o evin içinde kalmamasıdır. Yakınlıkla, ayrılıkla, ulaşılabilirlikle ve reddedilmekle ilgili beklentilerimiz sonraki ilişkilerimizde de yankılanabilir. Sessizliğin bir zamanlar sevginin geri çekilmesi anlamına geldiği bir evde büyüyen biri için partnerinin birkaç saat cevap vermemesi yalnızca birkaç saatlik bir sessizlik olmayabilir; içeride çok daha eski bir alarm çalışmaya başlayabilir. Kişi sevildiğinden emin olmak için yeni kanıtlar arar, ilişkinin hâlâ orada olup olmadığını tekrar tekrar kontrol eder.

Başka biri için sorun sessizlik değil, yakınlığın kendisidir. Bir zamanlar sürekli izlenmek, sürekli korunmak, sürekli sorulmak yakınlığın dili olmuşsa, yetişkinlikte yoğun ilgi bazen sıcaklıktan önce sıkışmayı hatırlatabilir. Biri fazla yaklaştığında içeride bir şey geri çekilmek ister. Bu, insanların çocukluklarını birebir tekrar ettiği anlamına gelmez; daha çok, bir zamanlar ilişkide işe yarayan bir düzenleme biçiminin yeni ilişkilerde de kolayca devreye girebilmesi anlamına gelir.

Kaygıyla yakın durmak, geri çekilen bir yetişkini kaybetmemenin en güvenli yoluysa zihin bu yöntemi kolay kolay bırakmaz. Mesafe yaratmak, taşan bir korumanın içinde kendine alan açmanın yoluysa yakınlık yıllar sonra bile özgürlük kaybı gibi hissedilebilir. Yetişkinlikte sorun yaratan bazı ilişki biçimlerinin çocuklukta kötü fikirler olmamasının nedeni de budur; belki o zamanlar yapılabilecek en iyi şey onlardı.

Sevgi her zaman güvenlik değildir

Bu iki sahne bizim kültürel bağlamımızda da yabancı değildir. Çocuğunun tabağına sormadan biraz daha yemek koyan, eve dönüş saatini tekrar tekrar kontrol eden, “senin iyiliğin için” cümlesini sevginin doğal dili olarak kullanan bir ebeveyn vardır. Bir de kızgınlığını açıkça söylemek yerine sofrada susan, göz temasını kesen, karşısındaki yeniden doğru davranana kadar sıcaklığını geri çeken bir ebeveyn. İkisinin de niyeti sevgi olabilir, fakat çocuklar yalnızca niyetlerle büyümez; deneyimlerle büyürler.

Burada hiçbir ebeveyni suçlamak gerekmiyor. Bir insanın bakım verme sistemi bu şekilde çalışıyorsa, çoğu zaman arkasında onun da yıllar önce öğrendiği bir ilişki dili vardır. Fazla korumak da geri çekilmek de basitçe bir karakter kusuru değildir; bunlar bazen kaygıyı, yakınlığı ve kontrolü düzenlemenin öğrenilmiş yollarıdır. Bu yüzden kuşaklar arası aktarım yalnızca çocukların ebeveynlerine benzemesi değildir. Bazen onların korkularını devralmalarıdır, bazen de o korkulara karşı geliştirdikleri çözümleri.

Belki de sağlıklı bakımın karşıtı “çok az bakım” değildir ve sağlıklı bakım “çok fazla bakım” anlamına da gelmez. Daha iyi kelime esnekliktir. Çocuk korktuğunda yaklaşabilmek, keşfetmek istediğinde geri çekilebilmek, sınır koyarken sevgiyi geri çekmemek, korurken çocuğa dünyanın baş edilemez bir yer olduğu mesajını vermemek. Güvenli ilişki, çocuğun hiçbir zaman hayal kırıklığı yaşamaması değildir; hayal kırıklığının ilişkinin kendisini tehdit etmemesidir.

Bu örüntülerden birini taşıyan biri için değişimin en zor yanı da burada başlar: bir zamanlar gerçekten işe yaramış bir stratejiyi bırakmak gerekir. Kaygıyla bağlı kalmak, geri çekilen bir yetişkini kaybetmemenin en güvenli yoluysa uzun süre işe yarar; mesafeyi seçmek, taşan bir yakınlığın içinde kendine yer açmanın yoluysa o da işe yarar. Bunu bırakmak yalnızca bir alışkanlığı değil, bir zamanlar ilişki içinde korunmayı sağlamış bir beceriyi bırakmaktır.

İyi haber de aynı yerde saklıdır. Bir ilişki biçimi öğrenilebiliyorsa, başka bir ilişki biçimi de öğrenilebilir. Bir gün o çocuk büyür, kendi çocuğunun odasının kapısında durur, elini kapıya uzatır ve belki ilk kez kendine şunu sorar: şimdi ne yapıyorum, onu mu koruyorum yoksa kendi kaygımı mı, ona alan mı bırakıyorum yoksa sevgimi mi geri çekiyorum?

O soruyu sorduğu anda geçmiş ortadan kalkmaz, ama çocukluğundan devraldığı hareket ilk kez otomatik olmaktan çıkar. Ve bazen kuşaklar arasındaki değişim tam olarak böyle başlar: kapıyı açmakla ya da kapatmakla değil, elin neden o kapıya uzandığını fark etmekle.

Kaynakça

  • Çelikel, S. Y., Lubiewska, K., & Żegleń, M. (manuscript submitted for publication). Care Too Much, Care Too Little: Associations between Maternal Caregiving Imbalance, Parenting, and Child Attachment.
  • Barber, B. K. (1996). Parental psychological control: Revisiting a neglected construct. Child Development, 67(6), 3296–3319.
  • Bowlby, J. (1982). Attachment and loss: Vol. 1. Attachment (2nd ed.). Basic Books.
  • George, C., & Solomon, J. (2008). The caregiving system: A behavioral systems approach to parenting. In J. Cassidy & P. R. Shaver (Eds.), Handbook of attachment: Theory, research, and clinical applications (2nd ed., pp. 833–856). Guilford Press.
  • Mikulincer, M., & Shaver, P. R. (2007). Attachment in adulthood: Structure, dynamics, and change. Guilford Press.
  • Soenens, B., & Vansteenkiste, M. (2010). A theoretical upgrade of the concept of parental psychological control: Proposing new insights on the basis of self-determination theory. Developmental Review, 30(1), 74–99.
  • Verhage, M. L., Schuengel, C., Madigan, S., Fearon, R. M., Oosterman, M., Cassibba, R., Bakermans-Kranenburg, M. J., & van IJzendoorn, M. H. (2016). Narrowing the transmission gap: A synthesis of three decades of research on intergenerational transmission of attachment. Psychological Bulletin, 142(4), 337–366.
Sarp Yağız Çelikel
Sarp Yağız Çelikel
Varşova Üniversitesi PACLab’da araştırmacı ve klinisyen. Şema Terapi ve ACT modalitelerinde bireysel psikoterapi pratiğini sürdürmektedir. Self in Context podcast sunucusu; sosyal medyada Türkçe/İngilizce psikoloji içerikleri üretmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar